Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

RUM’UN HİÇ Mİ SUÇU YOKTUR? (HEP TÜRK MÜ SUÇLUDUR?)

Hoca evden çıkarken nasılsa kapıyı kilitlemeyi unutmuş.    Tesadüf bu ya hırsızın birinin de Hoca’nın evini soyası gelmiş,  kapıyı zorlayacak bakmış açık.  Girmiş eve   yükte hafif pahada ağır  ne var ne yok alıp götürmüş.  Saatler sonra eve dönen  Hoca  “durumu anlar anlamaz mahalleliye koşmuş,  “Gördünüz mü başıma ne işler geldi.  Kapıyı kilitlemeyi unuttum, eve hırsız girdi” diyerek başlamış anlatıp  yakınmaya!
Mahalleli öğrenince durumu,   “yahu  Hoca  sen de amma unutkansın ha!”  “Yahu  Hoca efendi sen de çok acelecisin ha!”   “Hiç insan kapısını kilitlemeyi unutur mu ha!”  Diyerek Hoca’yı suçlamaya  başlamışlar ki   daha fazla dayanamayan Hoca,   “yahu komşular demiş, anladık. Kapıyı kilitlemeyi unuttuk  hatalıyız da bu hırsızın hiç mi suçu yok!
NEREDEYSE AİHM’NİN HAKLILIĞINI İSPAT İÇİN SEFERBERLİK İLAN EDECEĞİZ!  Hoca misali işler!  Her kafadan bir ses çıkarken   “ben söylemedim mi,”  “ben zamanında anlatmadım mı,”  “ben bunun böyle olacağının uyarılarını yapmadım mı”  diye diye bakıyoruz  AİHM haklı  Türk haksız!
Kimseler Rum’un Kıbrıs Türk halkını bu durumlara nasıl düşürdüğünü, yarım asırdır süren saldırı ve ambargolar yüzünden ne kahırlar çektiğini  ne söyleyen var ne yazan!  (Yahut çok az söyleyip yazan var!) Üstelik bu tutum ta 1958’lerden beri süregelmekte:   Nitekim:
EOKA saldırılarına karşı  can mal güvenliğimiz  için  TMT kuruldu ne faşistliği kaldı ne de yalan üstüne yalan konularak Türk halkına kan kusturup öldürdüğü suçlamaları!
1963’te Makarios’lu Rum Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıktı,  hâlâ yıkan  Türklerdir deniyor!  Hatta Kıbrıs Cumhuriyetine dönülmesi için fetvalar verenler,  sonunda uğraşa uğraşa Anastasiadis’e bile  “evrimleştirilmiş  KC çözümü  olsun” dedirttiler!
Kanlı Noel  saldırıları  ile Türk halkını dört yıl  kıyan Rumlardı  bizimkiler hâlâ suçlu olan Türklerdi demekteler!
1974’te Türkiye Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi diye   yargılamanın ne  modası geçti ne de istilacı suçlaması!
Denktaş Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ilan etti, hâlâ  “biz devlet değiliz” denmekte,  üstelik  dünyada devlet olmak istemeyen tek etnik halk oluşumuzun  şampiyonluğu da  üstümüze kalmakta! 
Belki  doğrudur.  Kuzey’i bir gün başımıza bela olacağı çok açık bir hukuksuzlukla   plansız programsız  Rum mülkü üzerine oturtmak yanlış olmuştur. Ama  her halde  AİHM’nin 90 milyon Euro’luk kararı kadar da değil!  Fakat o da ne?  Neredeyse  “bizimkiler”  bu kararı çerçeveletip duvarlarına asacaklar! 
PEKALA SORALIM.  “Yahu bu adada hiç mi Rum’un suçu,  hukuk ihlali, gaspı,  gaddarlığı, Türk’e yönelik saldırıları,  hakkını hukukunu yemesi olmadı?  Yani hep Türk mü haksız!  Hiç mi Rum’un günahı yok!
HA, ÇOK MU ADİL, ÇOK MU İNSANSINIZ? O zaman   eğer hâlâ  bir Rum evinde oturuyorsanız eğer  hâlâ bir Rum toprağını ekip biçiyorsanız,  çağırın Rum sahibini iade edin  ki dünya alem ne kadar adil ve insan olduğunuzu gürsün! 

  AİHM mi?  Çıkın yollara 90 milyon Euro azdır,  190 milyon, bin doksan milyon Euro olmalıydı deyin ki  Ankara feleğini şaşırsın! 
VESSELÂM’I KELAM:  Bir halk kendini ancak bu kadar töhmet altına iter!  Kendini ancak bu kadar suçlar…            

     **********     

İNSALARIMIZ NEDEN BİLEREK YAHUT BİLMEYEREK BİRBİRLERİNE KAST EDERLER? 
Üç bin 500 kilometre karelik Kuzey’de ne kadar büyük siyasetlerin insanları olduğumuzu bilemiyoruz çünkü onca iddialı ve etkin yetkin politika tutkunu insanlarımıza karşın bugüne kadar dış dünyada tanınan sadece rahmetlik Denktaş oluverdi,  adı  Kıbrıs Türk halkı ile özdeşleştirildi…

Büyük siyaset merakımıza karşın bu konuda dünya literatürüne giremedik ama maşallah trafik kazalarından kansere,  zirai ilaçlarla yıkanıp zehirlenmekten iş kazalarına kadar dünyada iyi bir hatırımız vardır! 
MESELA: 2006 ile 2013 yılları arasında iki bin 60 İş kazasında 2 bin 22 kişi yaralanırken,  51 kişi de hayatını kaybetti… Nüfusa  ve iş kazalarına neden olacak ağır sanayi ile madencilik gibi sektörlere sahip olmamıza karşın bu rakam büyük! 
Aynı benzerlik trafikte söz konusu olmaktadır.  Kıbrıs’ta iş saatlerinin başlangıçları ile  okul giriş çıkış saatleri dışında yoğun bir trafik olmamasına karşın yine nüfusumuzun azlığına göre kazalar çok fazla…
Fakat ille de şu  önü alınamayan  zirai ilaçlar olayı!   Dün medyada ayazlandıydı.  Yasaklanmasına karşın yine piyasada kaçak yollardan zirai ilaçlar satılmakta.  Sonuçta kanser de dinip durmadan canlar almaya devam etmektedir…
NEDENLERİ ÇOK TARTIŞILDI:  Çok yazıldı, çok söylendi.  Ve sonuçta  (ben)  şu kanaate vardım:
Bu ülkede herkes kesinlikle çok şeyler bildiğini,  bildiğinin çok doğru olduğunu, yapması gerekenin en iyisini yaptığını söylemekle kalmaz;  iki kişi bir yere gelse birinin düşüncesi ile diğerinin düşüncesini en azından bazı  “müşterek noktalarda”  örtüştürmek de mümkün olmaz! 

Mesela:  Diyor ki Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Sibel Taçay  “Zirai ilaçların ürüne bağlı olarak önerilen dozları ve uygulama zamanları vardır…”
İşte size Kıbrıs insan tipi yansıması:  Konunun uzmanı olan Taçay’ın,  “işte o önerilen dozda ilacı uygulayacaksınız”  uyarısına karşın insanlarımız çok “bilmiş” olduklarından  önce şöyle demektedirler:  “Canım şu kadarcık ilaç damlası bu kadar suya konsa etkisi ne olur ki!”  Ve dök baba dök ki değil  kurdu kuşu, damlası deveyi bile götürür! 
Kaldı ki dillerde tüy bitti:  İlaçlandıktan sonra sebzelerin on beş günden önce hasat edilmemeleri gerekir ki o zehirli ilaçlar etkisizleşsinler…
İŞ KAZALARI: Mesela   git gide daha çok katlarla yukarılara tırmanan  apartmanların inşaatlarında çalışan işçilere korku ile bakarım!  En küçük tedbir almadan yolda yürürmüş gibi yükselen duvarların üzerinde gidip gelirler,  bir tahta iskelede hiçbir yere bağlanmak gereği duymadan çalışırlar.  Belli ki  “bana bir şey olmaz zihniyeti!”  Yahut  “ben korkmam efelenmesi!”
Sorun   çalışan işçide değildir ama.  Sorun ve suç  kazaları önlemek için yasalaşmış kuralları uygulamayan işverenindir..  Ha,  denetim mi? Bu memlekette sadece adı vardır! 
ÖTE YANDAN: Trafik için söylenecek ne kaldı ki? Kısaca  insanlarımız  akılları ile değil, duygu ve heyecanları ile sürüyorlar arabalarını!  Dolayısıyla arabalar onların egemenleri oluyorlar!  Hem de ölümüne!          SONUÇTA YİNE ŞUNA GELİYORUZ:  Yetiştirmekte olduğumuz insana hadi Kıbrıs siyasi sorununu,  o soruna neden olan Rum’u,  tarihi anlatamadık!  Hatta böylesi anlatımları faşistlik olarak yorumladık müfredatlardan kaldırdık! 
Bari  “insanların birbirlerini kıyamayacaklarını,  bunun için  neleri yapmamaları gerektiğini öğretelim.”  Hayatı tanıtalım,  hayatı!  İnsana sevgi ve saygının sadece Rum’la kardeşlik kurmaktan ibaret olmadığını,  önce Türk’ün Türk’e sevgi ve saygısını öğretelim ki birbirini severken,  koruyan insanlar da yetiştirelim…
    *********

      KKTC HÜKÜMETİNE, MİLLETVEKİLLERİNE TEŞEKKÜRLER… 
Yorgancıoğlu koalisyon hükümetinin Soma Maden Ocağı’nda hayatlarını kaybeden maden işçileri için KKTC’de de iki günlük “ulusal yas”   ilan etmesi olayı karşısında,   “tabii ki edeceklerdi”  yargısına karşın  duygulandım ki işte dedim:  “Türkiye ile Kıbrıs Türk halkı böylesi kara günlerde de ak günlerde de tasada ve kıvançta bir bütündürler…” 
Ha,  eleştiririz,  birbirimizi iğneleriz.  Hatta aramızdan bazıları aykırı görüşlerle istenmeyen laflar da eder, Türkiye’den buraya istenmeyen laflar da gelir!  Fakat sonuçta Kıbrıs’ta  nasıl bir çözüm olursa olsun  Türkiye ile “Türkler” olarak,  Türkçe konuşan insanlar olarak  bayrağımızla birlikte ayni milletin insanları ve kader yolcularıyız.    Kaldı ki tüm bunların ötesinde  insan olan insan o maden işçilerinin hazin akıbetlerine  ağlamaz mı?