Hoca evden çıkarken nasılsa kapıyı kilitlemeyi unutmuş. Tesadüf bu ya hırsızın birinin de Hoca’nın evini soyası gelmiş, kapıyı zorlayacak bakmış açık. Girmiş eve yükte hafif pahada ağır ne var ne yok alıp götürmüş. Saatler sonra eve dönen Hoca “durumu anlar anlamaz mahalleliye koşmuş, “Gördünüz mü başıma ne işler geldi. Kapıyı kilitlemeyi unuttum, eve hırsız girdi” diyerek başlamış anlatıp yakınmaya!
Mahalleli öğrenince durumu, “yahu Hoca sen de amma unutkansın ha!” “Yahu Hoca efendi sen de çok acelecisin ha!” “Hiç insan kapısını kilitlemeyi unutur mu ha!” Diyerek Hoca’yı suçlamaya başlamışlar ki daha fazla dayanamayan Hoca, “yahu komşular demiş, anladık. Kapıyı kilitlemeyi unuttuk hatalıyız da bu hırsızın hiç mi suçu yok!
NEREDEYSE AİHM’NİN HAKLILIĞINI İSPAT İÇİN SEFERBERLİK İLAN EDECEĞİZ! Hoca misali işler! Her kafadan bir ses çıkarken “ben söylemedim mi,” “ben zamanında anlatmadım mı,” “ben bunun böyle olacağının uyarılarını yapmadım mı” diye diye bakıyoruz AİHM haklı Türk haksız!
Kimseler Rum’un Kıbrıs Türk halkını bu durumlara nasıl düşürdüğünü, yarım asırdır süren saldırı ve ambargolar yüzünden ne kahırlar çektiğini ne söyleyen var ne yazan! (Yahut çok az söyleyip yazan var!) Üstelik bu tutum ta 1958’lerden beri süregelmekte: Nitekim:
EOKA saldırılarına karşı can mal güvenliğimiz için TMT kuruldu ne faşistliği kaldı ne de yalan üstüne yalan konularak Türk halkına kan kusturup öldürdüğü suçlamaları!
1963’te Makarios’lu Rum Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıktı, hâlâ yıkan Türklerdir deniyor! Hatta Kıbrıs Cumhuriyetine dönülmesi için fetvalar verenler, sonunda uğraşa uğraşa Anastasiadis’e bile “evrimleştirilmiş KC çözümü olsun” dedirttiler!
Kanlı Noel saldırıları ile Türk halkını dört yıl kıyan Rumlardı bizimkiler hâlâ suçlu olan Türklerdi demekteler!
1974’te Türkiye Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi diye yargılamanın ne modası geçti ne de istilacı suçlaması!
Denktaş Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ilan etti, hâlâ “biz devlet değiliz” denmekte, üstelik dünyada devlet olmak istemeyen tek etnik halk oluşumuzun şampiyonluğu da üstümüze kalmakta!
Belki doğrudur. Kuzey’i bir gün başımıza bela olacağı çok açık bir hukuksuzlukla plansız programsız Rum mülkü üzerine oturtmak yanlış olmuştur. Ama her halde AİHM’nin 90 milyon Euro’luk kararı kadar da değil! Fakat o da ne? Neredeyse “bizimkiler” bu kararı çerçeveletip duvarlarına asacaklar!
PEKALA SORALIM. “Yahu bu adada hiç mi Rum’un suçu, hukuk ihlali, gaspı, gaddarlığı, Türk’e yönelik saldırıları, hakkını hukukunu yemesi olmadı? Yani hep Türk mü haksız! Hiç mi Rum’un günahı yok!
HA, ÇOK MU ADİL, ÇOK MU İNSANSINIZ? O zaman eğer hâlâ bir Rum evinde oturuyorsanız eğer hâlâ bir Rum toprağını ekip biçiyorsanız, çağırın Rum sahibini iade edin ki dünya alem ne kadar adil ve insan olduğunuzu gürsün!
AİHM mi? Çıkın yollara 90 milyon Euro azdır, 190 milyon, bin doksan milyon Euro olmalıydı deyin ki Ankara feleğini şaşırsın!
VESSELÂM’I KELAM: Bir halk kendini ancak bu kadar töhmet altına iter! Kendini ancak bu kadar suçlar…
**********
İNSALARIMIZ NEDEN BİLEREK YAHUT BİLMEYEREK BİRBİRLERİNE KAST EDERLER?
Üç bin 500 kilometre karelik Kuzey’de ne kadar büyük siyasetlerin insanları olduğumuzu bilemiyoruz çünkü onca iddialı ve etkin yetkin politika tutkunu insanlarımıza karşın bugüne kadar dış dünyada tanınan sadece rahmetlik Denktaş oluverdi, adı Kıbrıs Türk halkı ile özdeşleştirildi…
Büyük siyaset merakımıza karşın bu konuda dünya literatürüne giremedik ama maşallah trafik kazalarından kansere, zirai ilaçlarla yıkanıp zehirlenmekten iş kazalarına kadar dünyada iyi bir hatırımız vardır!
MESELA: 2006 ile 2013 yılları arasında iki bin 60 İş kazasında 2 bin 22 kişi yaralanırken, 51 kişi de hayatını kaybetti… Nüfusa ve iş kazalarına neden olacak ağır sanayi ile madencilik gibi sektörlere sahip olmamıza karşın bu rakam büyük!
Aynı benzerlik trafikte söz konusu olmaktadır. Kıbrıs’ta iş saatlerinin başlangıçları ile okul giriş çıkış saatleri dışında yoğun bir trafik olmamasına karşın yine nüfusumuzun azlığına göre kazalar çok fazla…
Fakat ille de şu önü alınamayan zirai ilaçlar olayı! Dün medyada ayazlandıydı. Yasaklanmasına karşın yine piyasada kaçak yollardan zirai ilaçlar satılmakta. Sonuçta kanser de dinip durmadan canlar almaya devam etmektedir…
NEDENLERİ ÇOK TARTIŞILDI: Çok yazıldı, çok söylendi. Ve sonuçta (ben) şu kanaate vardım:
Bu ülkede herkes kesinlikle çok şeyler bildiğini, bildiğinin çok doğru olduğunu, yapması gerekenin en iyisini yaptığını söylemekle kalmaz; iki kişi bir yere gelse birinin düşüncesi ile diğerinin düşüncesini en azından bazı “müşterek noktalarda” örtüştürmek de mümkün olmaz!
Mesela: Diyor ki Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Sibel Taçay “Zirai ilaçların ürüne bağlı olarak önerilen dozları ve uygulama zamanları vardır…”
İşte size Kıbrıs insan tipi yansıması: Konunun uzmanı olan Taçay’ın, “işte o önerilen dozda ilacı uygulayacaksınız” uyarısına karşın insanlarımız çok “bilmiş” olduklarından önce şöyle demektedirler: “Canım şu kadarcık ilaç damlası bu kadar suya konsa etkisi ne olur ki!” Ve dök baba dök ki değil kurdu kuşu, damlası deveyi bile götürür!
Kaldı ki dillerde tüy bitti: İlaçlandıktan sonra sebzelerin on beş günden önce hasat edilmemeleri gerekir ki o zehirli ilaçlar etkisizleşsinler…
İŞ KAZALARI: Mesela git gide daha çok katlarla yukarılara tırmanan apartmanların inşaatlarında çalışan işçilere korku ile bakarım! En küçük tedbir almadan yolda yürürmüş gibi yükselen duvarların üzerinde gidip gelirler, bir tahta iskelede hiçbir yere bağlanmak gereği duymadan çalışırlar. Belli ki “bana bir şey olmaz zihniyeti!” Yahut “ben korkmam efelenmesi!”
Sorun çalışan işçide değildir ama. Sorun ve suç kazaları önlemek için yasalaşmış kuralları uygulamayan işverenindir.. Ha, denetim mi? Bu memlekette sadece adı vardır!
ÖTE YANDAN: Trafik için söylenecek ne kaldı ki? Kısaca insanlarımız akılları ile değil, duygu ve heyecanları ile sürüyorlar arabalarını! Dolayısıyla arabalar onların egemenleri oluyorlar! Hem de ölümüne! SONUÇTA YİNE ŞUNA GELİYORUZ: Yetiştirmekte olduğumuz insana hadi Kıbrıs siyasi sorununu, o soruna neden olan Rum’u, tarihi anlatamadık! Hatta böylesi anlatımları faşistlik olarak yorumladık müfredatlardan kaldırdık!
Bari “insanların birbirlerini kıyamayacaklarını, bunun için neleri yapmamaları gerektiğini öğretelim.” Hayatı tanıtalım, hayatı! İnsana sevgi ve saygının sadece Rum’la kardeşlik kurmaktan ibaret olmadığını, önce Türk’ün Türk’e sevgi ve saygısını öğretelim ki birbirini severken, koruyan insanlar da yetiştirelim…
*********
KKTC HÜKÜMETİNE, MİLLETVEKİLLERİNE TEŞEKKÜRLER…
Yorgancıoğlu koalisyon hükümetinin Soma Maden Ocağı’nda hayatlarını kaybeden maden işçileri için KKTC’de de iki günlük “ulusal yas” ilan etmesi olayı karşısında, “tabii ki edeceklerdi” yargısına karşın duygulandım ki işte dedim: “Türkiye ile Kıbrıs Türk halkı böylesi kara günlerde de ak günlerde de tasada ve kıvançta bir bütündürler…”
Ha, eleştiririz, birbirimizi iğneleriz. Hatta aramızdan bazıları aykırı görüşlerle istenmeyen laflar da eder, Türkiye’den buraya istenmeyen laflar da gelir! Fakat sonuçta Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm olursa olsun Türkiye ile “Türkler” olarak, Türkçe konuşan insanlar olarak bayrağımızla birlikte ayni milletin insanları ve kader yolcularıyız. Kaldı ki tüm bunların ötesinde insan olan insan o maden işçilerinin hazin akıbetlerine ağlamaz mı?
































