Rum tarafı Türk tarafının “enosis plebisitiyle” ilgili aldığı karara gösterdiği tepkiye şaşırmış!
Tabi Anastasiadis de şaşırdı. Nitekim “ne yani dedi siz 1974 harekâtını, sahte devletinizin kuruluşunu kutlarsanız da biz mi enosis plebisitini kutlayamayız!”
Dolayısıyle “eğer çözüm olursa” diye başladığımız anlatımlarımızla yorumlarımıza şimdi bir yenisini katıyoruz. “Eğer çözüm olursa Türk ve Rum tarafları hangi tarihi ve kendileri için önemli olan “günlerini” kutlayacaklar?
Geçmişte bu “kutlamalar” Kıbrıs Cumhuriyetinde de saptandı Annan planında da. İki ayrı etnik halkın iki ayrı tarihinin olması çok olağan. Fakat bu tarihlerin “ortak paylaşımlarda çakıştığı” gerçeği söz konusu olduğunda ne olacak? Mesela 1974 Barış Harekâtı.. Olay bizim için adanın Yunanistan’a ilhakını öngören Makarios’a yönelik Rum ve Yunan militanları ile askerlerinden oluşmuş darbe girişimiydi ve gerçek de zaten öyleydi. Eğer Türkiye bu olaya askeri müdahalede bulunmamış olsaydı sonucunu bilemediğimiz felâketleri yaşamak bir yana, adadaki varlığımız büyük oranda tehdit altına girecekti.. Bu nedenle 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı bizim için kurtuluşumuzun, özgürlük ve egemenliğimize sahip çıkışımızın kutlu ve tarihi günüdür. Fakat ayni olay Rum tarafı için Kuzey’deki topraklarının işgalidir!
PEKALA: Çözüm olursa bizim her 20 Temmuzda kutlarken, Rum’un kınayıp telin ettiği bu günü ne yapacağız! Rum tarafı üzülmesin diye kaldırıp atacak mıyız? Unutacak mıyız? Tarih kitaplarından kazıyacak mıyız?
Ve öylesi bir günde Rum tarafından ne yapmasını, nasıl davranmasını bekleyeceğiz?
MESELA: Rum tarafı her yıl EOKA gününü de kutlar Eokacıları da anar. Zaten Güney “kahraman ve özgürlük savaşçıları” dedikleri Eokacıların büst ve heykelleriyle doludur! (Kuzey’de ise TMT’ye faşist derlerken bekleyin ki Eoka’ya, 1963 sonrasında Rum ve Yunan militanlarına karşı savaşan ve şehit olan TMT’cilerimizin büstleri falan dikilsin!)
Yine de soralım: “Eğer çözüm olursa bu şehitlerimizi anmayacak mıyız?”
Yaraları kanatmamak için, birleşik Federal Kıbrıs’a zarar vermemek için, kin ve husumeti azdırmamak için, düşmanlıkları dostluğa çevirmek için… “Evet bu tip kutlama ve anmalardan” sarfınazar mı edeceğiz diyorsunuz?
ÇOK ZOR: Ne Kıbrıs Türk halkı ne Rum halkı! “Birleşik Kıbrıs’ta federasyon denemesi yaptırılacak kobaylar değillerdir!” AB ile BM’lerin yahut kafalarında kavak yelleri eserken iki halkı iç içe sokup “barışçı çözüm” arayanların hayalleriyle çözüm olmaz! Olur deniyorsa işte 1950’ler Enosis plebisitinin Rum Meclisinde hortlatılmasına gösterdiğimiz tepki! İşte Anastasiadis’in Barış Harekâtına ve masada Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı ile müzakereler yaparken bile hâlâ “sahte devlet” dediği KKTC’ye gösterdiği tepki!
Hangi ve nasıl bir çözümden söz ediyorsunuz, lütfen bir daha anlatın!
2. DERS YILI BAŞLARKEN: (EĞİTİMDE BİTMEYEN SORUNLAR!)
Okullar yapacak başka bir işi kalmamış gibi “saatlerle oynayan” hükümetin yeni saat ayarlamasıyla 2. Ders yılı tedrisatına başladı..
O yakındığım saatler dolayısıyle 1. ders yılında hemen her gün, “öğrencilerin okullarına hangi koşullarda nasıl bir koşuşturmayla, sabahın kör karanlıklarında taşındıklarının tanığı oldum! Yol kenarlarında durak yerleri olmadığından yağmur altında okula göndereceği çocukları ile otobüs bekleyen anneler babalar gördüm! Ve anladım ki artık öğrencilerin de okullarına gidip gelmeleri bir külfet olmaktadır! Kaldı ki Mağusa’dan Lefkoşa’daki kolejlere de hergün otobüsler dolusu öğrenciler gidip gelmektedirler.
Bütün bunlar bir gün olacaktı.. Çünkü kentleşecek, yerleşim yerleri gelişecek, nüfus artarken öğrencilerin “okul, derslik, araç gereç gereksinmeleri de artacak ve gelişecekti!.”
HAYIR ÖYLE OLMADI: 1974’den sonra ne kalmışsa Rum’dan, onlarla idare edildi! Öncesinde kaç okulumuz varsa bugün de o kadardılar! Hatta bazıları göçtü gitti yerlerine yenileri inşa edilmedi! Sadece devre devre yamalama derslikler eklenerek çirkinleştirilirlerken, öte yandan üst üste yığılmış öğrencilerle asla sağlıklı eğitim verilemeyeceği gerçeklerinde okullar sürekli kalabalıklaştırıldı!
ÖTE YANDAN: Kentlerde gitgide büyüyen, genişleyen mahallelerde en azından “küçük öğrenciler” için kreş ve anaokulu yapılacak tırnaklık “arsa, toprak parçası bırakılmadı!” Seçim dönemlerinde yedi sekiz katlı Apartman yapsınlar diye yandaşları müteahhitlere dağıtıldı!
Ve ne oldu? Ne semt okulları yapacak arsa kaldı devletin elinde ne tek odalı bir anaokulu yapacak toprak parçası!
Artık öğrenciler bir semtten bir semte otobüslerle gidiyor otobüslerle dönüyorlar! Küçücük çocuklar kışın kıyametin içinde yağmurun altında iki üç sokak ötesi okullarına trafik keşmekeşi nedeniyle yaya gidemiyorlar yine otobüslerle gidiyorlar!
KISACA: Evet az biraz büyüdük ama plansız, programsız yani “guduru!”
KISACA TAKILDIĞIM. (ŞU EMEKLİLERİN GASP EDİLMİŞ PARALARI MESELESİ!)
Nihayet Ombudsmanı da harekete geçiren şu Emeklilerin “alacağı,” hükümetin ise “vereceği,” yıllar önce maaşlardan vergi kesintisi kaynaklı, mahkeme emri ile “iadesi kararlı” paralar sorunu devam ediyor! Ve çok ayıp oluyor!
Çünkü bırakın hükümetin hukukun üstünlüğünü uygulamasının zaten anayasal yükümlülük olmasını; “güven verecek” bir hükümet olgusu yaratması da gerekmez mi? Oysa hükümet “alacak verecek davalarından” mahkemelere düşmüş insanlar gibi neredeyse “mazbata mağduru” olmayı bile sineye çekecek! Ne karar dinliyor ne kanun? “Ben yaparım olur” diyor, “ben yapmam yine olur” diyor!” Sonunda Ombudsman Emine Dizdarlı’yı da kızdırdı, “kesintiler derhal ödenmelidir” açıklamasını yaptırttı.. E insaf, artık gasp etmiş duruma düştüğün o parasal kesintileri öde ey hükümet!
































