Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İnsan kalbini simgeleyen kapı

Eskiden kapılar güneş ufka düştüğünde kapanırdı.

Venedikliler Lefkoşa kapılarını 3 adete düşürmüşlerdi.

Savunma amaçlı olarak küçültülen surların içine 3 kapıdan giriliyordu.

Bunlar, bilindiği gibi Baf, Girne ve Mağusa kapılarıydı.

Kapı meselesi o zamanlar da stratejik bir meseleydi…

İngilizler adaya geldiğinde Girne Kapısı’nın bekçisi Horoz Ali’nin askerleri içeriye almadığı söylenir…

Müslüman olmayan ahaliye kapılarda atlı araba veya diğer binek hayvanları ile geçiş yasaktı.

Önlem alınırdı…

İngiliz döneminde kapıların önemi ne kadar azalsa da,

Osmanlıya benzer önlemelerin alındığı bilinir.

Kıbrıs’ta “karışıklık”lar başladığında,

İngiliz, kapılardan geçen bisikletlileri indirir, araçlarına el koyardı.

O kapılar bisiklet yığınına dönerdi…

Kapılar yüzyıllardır bulundukları yerdedir.

Bazılarından hâlâ iki tarafa giriş çıkış yoktur.

Mağusa ve Baf kapıları…

Gün olur kapıya vurup çıkabilirsiniz ama bir gün yine o kapıyı açacak, o kapıyı kullanacaksınız…

Lüzinyanlar o kapılardan girmişler o kapılardan çekip gitmişlerdi.

Venedikliler, Osmanlılar ve İngilizler de aynı kapılardan girip çıkmışlardı.

Kapıların ardında oturanların memleketin kadim ahalileri olduğu unutulmamalı.

Her şey olur biter,

Ama elde kalan gerçek budur…

Remzi Halluma’nın “Faili Meçhul” adlı kitabını almak için kitabevine gitmiştim.

Remzi ile sohbet ederken bana,

“Dikkat et dedi, 1967’lerde toplum patlamak üzereydi, tam o koşullarda kapılar açılmış, toplumun enerjisi boşaltılmıştı” yolunda bir görüş belirtti,

Ben de,

“Demek bir deneyim vardı ki, Annan Planı döneminde aynısı tekrarlandı” dedim…

Toplumların çeşitli olaylar karşısında bir patlama noktası vardır.

Bu patlamalara bardağı taşıran son damla neden olur.

Patlamalar olmasın diye, toplum mühendisleri kitlelerin enerjilerini başka bir cephe açarak boşaltmanın yolunu ararlar.

Kıbrıs’ta sınır üstlerinde kapı açmanın bu amaçlarla kullanıldığı anlaşılıyor…

Fakat gün gelir bu da kanıksanır.

Önemini yitirir ve toplumun ilgi alanları tekrardan ana meselelerin üzerine çevrilir…

  1. yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Huntın, bir bahçeyi tasvir eden bir tablosu Londra Kraliyet Akademisinde sergileniyordu.
    Huntın “Kainat ışığı” adını verdiği bu tabloda geceleyin elinde bir fenerle bahçede duran filozof kılıklı bir adam görülüyordu. Adam, serbest kalan eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden bir cevap bekler gibi görünüyordu. Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni Hunta dönerek : “Güzel bir tablo doğrusu, ama manasını bir türlü kavrayamadım” dedi. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu takmasını unutmuşsunuz da…” Hunt gülümsedi ve ekledi:
    “Adam alelade bir kapıya vurmuyor ki. Bu kapı, insan kalbini simgeliyor.
    Ancak içerden açılabildiği için dışında kola ihtiyacı yoktur”.

Ne yazık ki buradaki kapılar insan kalbine benzemiyor…