Rum tarafı müzakere masasına dönmüyor vesselam! Eide, Eroğlu, Ankara, AB, Amerika’dan oluşan koro ise “müzakereler başlasın,” temposunda gün yirmi saat çağrılar yapıyorlar… Anastasiadis bu ilgiden memnun olmalıdır! Hem Güney’deki partisi, hem de politik kariyeri yönünden! Yeter ki gönüllerde olmasa da “adı” dillerden düşmesin! Bir politikacının en çok istediği!
PEKALA MÜZAKERELER YENİDEN BAŞLASA: Ne olur? Kalındığı yerden devam eder de “ne vardı o müzakerelerin koptuğu yerde?” “Ha gayret az kaldı çözüme varılacak” umudu mu, yoksa “havanda su dövüp zamanları boşuna harcamak mı?” Mesela en temel sorun zaten aşılamadıydı. Neydi o? Federal Devletin Cumhurbaşkanının dönüşümlü olması! Anastasiadis hep “Rum Cumhurbaşkanı” Rum olsun önerisinde ısrar ediyordu. Neden?
Hani müzakerelere başlarlarken “tek devlet, tek uluslar arası temsiliyet” prensibi üzerinde uzlaşıya varıldıydı ya! İşte o uluslar arası temsiliyet Rum tarafı için önemlidir çünkü uluslar arası ilişkilerde Kıbrıs Federe Devletini temsil edecek en yetkili ve sorumlu makam olacak! Dolayısıyla kalıcılığı ile hep Rumlardan oluşacak bir Cumhurbaşkanı bir yandan “Kıbrıs Helen’dir” imajını çakarken, Türk halkını da azınlıktaki cemaat esamesine düşürecek…
SİYASİ TAKTİK BU OLMALI: Anlamı ise Rum tarafı için “kalıcı çözüm” değil, çözüm olduktan sonra da sorunları devam edecek bir “Kıbrıs!” Ta ki yaza boza, anlaşa ayrıla hedefe varana kadar! Hedef ise bellidir: Kıbrıs’ın tümüne sahip olmak! (Ancak burada duruyorum ve şu akıl praktisini yapıyorum.) Rum tarafının böylesi bir hayal içinde olması artık mümkün gözükmemektedir. Çünkü “iki bölgeliliği” çakan Kuzey gerçeği devam ettikçe Türk halkına hükümdar olamayacağını bilmektedir. Üstelik TC’nin garantörlük olayı da vardır…
BU NEDENLE KUZEY’DEN DAHA ÇOK TOPRAK KOPARMAK İSTEMEKTEDİR. Nitekim Eroğlu’nun en büyük şikâyetlerinden birisi Anastasiadis’in daha çözüm aşamasına gelmeden, Güzelyurt’tan Maraş’a kadar pek çok yerleşim yerleri ile köy ve toprakların, Rum tarafına iade edilmesi talebinin arsızlığa vardırdığı tutumudur! Çünkü Anastasiadis tümden egemeni olamayacağını bildiği adanın büyük olasılıkla en azından yüzde 25’ine sahip olmayı hedeflemektedir…
Kısaca: “Müzakereler başlasın” demek kolaydır. Zor olan Kuzey’de sıkboğaz olmadan, yaşam hakkımızı sürdürebileceğimiz kadarı ile “topraklara” sahip olacağımız bir çözümü koparmaktır. Ne var ki galiba bu konuda da hâlâ yüzdelik oran ve sınırlarla ilgili kesin bir fikre varmış değiliz! Sorunu müzakere masasına dolayısı ile Rum insafına bıraktık!
**********
Bir anketin sonucu (KKTC hâlâ vatanımız olamadı!)
Bundan bir süre önce sosyolog Kudret Akay tarafından 2014 yılında 600 kişi ile yapılan bir anketin sonuçları yayımlandıydı. Akay bu anketi “KKTC seçmeninin özellikle Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki tercihlerini belirlemek için yaptığını” söylüyordu. Bu tip çalışmaları 2005’ten beridir yapıyormuş… KKTC’deki seçmenlerle yapılan anketin genelde verdiği fikir ise şuydu: Halk tüm çözüm isteklerine karşın artık Rum tarafına güvenmiyor. Üstelik “ne olursa olsun yeter ki çözüm olsun” noktasında da bulunmuyor.”
VATAN MEFHUMU: Beni en çok ilgilendiren “KKTC’nin ne kadar “vatan” olarak tanımladığına yönelik sorulardı. Nitekim bu konudaki sonuç yüzde 44’te kalıyordu. Yani açık ve net “KKTC benim vatanımdır” diyenler yüzde 44’ü geçmiyordu! Ve tabii sorulası soru zorluyordu: “O halde nedir Kuzey?”
Belli ki bu “vatan” olgusunun yüzde 44’lerde takılması aramızdaki TC kökenlilerden de kaynaklı bir olay…
ANKET VERİLERİNE DEVAM EDELİM. KKTC’yi TC ile birlikte vatan olarak tanımlayanlar yüzde 23.3… Tüm Kıbrıs’ı vatan olarak tanımlayanlar yüzde 28.4… Sadece Türkiye’yi vatan olarak tanımlayanlar yüzde 3.3… KKTC seçmeninin yüzde 53.2’si için ise Türkiye “anavatandır…” Tabii bir de Rumları tarihsel düşman olarak tanımlayan seçmen oranı var… Nitekim seçmenin yüzde 43.9’u Rumları tarihsel düşman olarak niteliyor. (Bu sonuç Rumlar açısından utanç verici olmalıdır ve gerçekten utanmalıdırlar! Çünkü kendilerini “dost” olarak niteleyenlerin oranı sadece yüzde 0.8’lerde kalmaktadır! Utanmalıdırlar çünkü Türk halkı üzerinde bu imajı yarattılar!) SADEDE GELELİM: Anketin bende yarattığı imaj ise şudur: Kıbrıs Türk halkı henüz Kuzey’i vatan olarak tanımlayamıyor! (Çoğunluğunca yahut azınlığınca demiyorum.) Çünkü Türk halkının kafası gerçekten “vatan” konusunda çok karışık! Zaten yaşadığımız istikrarsızlıklar, gün günden bozulan iç barış, kişi başına düşen ulusal gelirin 15 bin dolar olmasına karşın kopardığımız “battık” feryatları, kavgacı bir toplum durumuna gelmeye başlamamız falan elbette bir “inançsızlığın, kararsızlığın, usancın” sonucu olacaktı! İşte sonuçları doğuran nedenler: BİR: Uzayıp giden çözümsüzlük! (İnsanlar yarınlarını bilmeden ayaklarının bastıkları topraklara nasıl vatan desinler?)
İKİ: Nihai çözümde elimizde kalacak topraklarla iade edileceklerin bilinmemesi. (İnsanlar sınırlarını ve mülklerini bilmeden neden Kuzey’e vatanım desinler?)
ÜÇ: Aş iş aslanın ağzındayken: (Yetişmekte olan gençler dış ülkelerde hayat hakkı aramak zorunda göç yollarına düşerlerken, neden Kuzey’e vatanım desinler?)
DÖRT: Ekilip biçilenler, üretilip pazarlanamayanlar ellerde kalırken: (İnsanlar neden topraklarına “vatanım” desinler?)
BEŞ: Gelip giden hükümetler vaatlerinin bir tekini gerçekleştiremezlerken. (İnsanlar güven duymadıkları yöneticilerin yönetmeye çalıştığı ülkeye neden vatanım desinler!)
ALTI: Kimileri doymak bilmez iştaha ile yiyip şişinirken. (Asgari ücrete tutsak karınları doymayan garibanlar neden KKTC’yi vatan bilsinler?)
YEDİ: “Vatan” eğer uğruna ölenler ise: (Yarım asırdır uğruna ölündüğü, öle öle Kuzey’e sıkışıp kalındığı halde eğer hâlâ “ne olacağız” sorusuna cevap verilemiyorsa, neden bu topraklara vatanımdır densin ki?
KISACA: KKTC’nin vatanım olduğuna can’ı gönülden inanıyorum da doğrusu Kuzey’e “vatan” deyip “vatandaşı” olmak çok kolay değil!
**********
Kısaca takıldığım: (Ne oldu DAÜ Rektörlüğü ile ilgili yasa?) Merak bu ya! Ne oldu şu DAÜ Rektörlüğü meselesi?” Kopartılan onca kıyamet, estirilen fırtına, kaçırtılan huzur, verilen zarar ve sonuçta açıldığı için hâlâ kapanmayan yara; sadece bir Rektörün zorla görevinden kopartılıp atılması ile yerine bir başka öğretim görevlisinin vekil olarak atanması olayını gerçekleştirmek için miydi?
Şimdi siz buna “hükümetin büyük icraatı” mı diyeceksiniz? Alkışlar, bravo!
Şimdi siz buna hükümetin büyük basiret ve başarısıdır mı diyeceksiniz? “Alkışlar, bravo!”
Şimdi siz buna hükümetin dirayeti ile ciddiyeti mi diyeceksiniz? “Alkışlar, bravo!”
Şimdi siz buna hükümetin fendi Rektörü yendi mi diyeceksiniz? “Alkışlar, bravo!”
Gene de soralım ama: “Ne oldu o “rektör seçimi için yenisi çıkacak” dediğiniz yasa? Eee, çıkarın da kurtarın meraktan bizi…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























