Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum tarafı bizimle alay ediyor!

Siyasi Sorunu  “köşemden” düşürmek istemiyorum. Bu nedenle olmalı hemen her gün şu veya bu yönünü “köşeme” taşıyıp didiklemeye çalışıyorum. Ve kaç zamandır “inandıklarımla doğruların” ne kadar örtüştüğünü sorguluyorum.. Çünkü geçmişi çok iyi biliyorum ama “şimdiki zamanı” bilemiyorum! Dolayısıyla “geleceği” göremiyorum!

       ZANNEDERSEM çoğunluğunca Türk halkı da benzer bir “karanlığın” içindedir. Her ne kadar “çözüm istiyoruz” deniyorsa da istenilen çözümün adı konamıyor! Ancak kulaklarda yankısı sürdüğü için “işte federal bir çözüm” deniyor! Yani cevap verilmekte zorlanılıyor! Çünkü iki kelimelik  “çözüm isteriz” ötesinde bir politikamız yoktur! Oysa Rum tarafı “çözüm istemiyor, fakat niçin “istemediğini”  hem biliyor hem cevabını verebiliyor!

ÖRNEĞİN Güney  bir çözüme hazırlanma tedbirleri yerine, Kuzey’deki Türkiye’nin “garantörlüğünü” kaldırmak için mücadele ediyor! Buna karşılık  ayni zamanda  Güney’i “garantiye” almak için de stratejik projeler geliştiriyor!

BU “niyeti” uluslar arası ilişkilerine çok daha açık seçik yansıyor. Öncelikle tüm ilişkilerine “Yunanistan’ı da katıyor bu nedenle her anlaşma ülkeler arası “üçlü ittifaklar” haline geliyor! Mısır, İsrail, Rusya, öteki Arap ülkeleri hep bu strateji içinde yer alıyor!.

SON dönemlerdeki en büyük kozları da Doğu Akdeniz’deki “hidrokarbon yatakları” oluyor! Türkiye’yi ve Kuzey’deki Türk halkını by pass  ederek  İsrail, Mısır Yunanistan üzerinden AB’ye gaz sevkiyatı için anlaşmalar imzalanıyor… Bu süreç devam eder ve artık dünyada uluslar arası anlaşmazlıkların  savaşlarla değil, masalarda çözüm bulduğu  kabul görürse;   adada ortaya çıkan tablo şu oluyor:

       RUM tarafı 1960’lardan beridir bizi masa masa dolaştırarak alay edercesine oyalıyor!  Sonra da  BM’lerle AB’ye, Rusya ile öteki bloksuz ülkelere sümük çeke çeke “mağdur ve mazlum” toplum oluğunun propagandasını yapıyor! Kıbrıs Türk halkını  “işgalci, mağduriyetinin sorumlusu” olarak lanse ediyor! Bütün amacı bizi müzakere masasında  oyalarken, günü saati geldiğinde Kıbrıs egemenliğini tümden aidiyetine geçirmek!..

O zaman Türk halkı da tabası mı olacak diyelim?  Eğer siyasi sorunu  “ulusal  dava” haline getirmezsek evet!

 


 

  DÖVİZ DEDİĞİNİZ KADER MİDİR?                     

    1974 Barış Harekâtı ve  sonrasında, Kıbrıs sorunu ile ilgili ülkeler, sonrasında da uzun süre “ayılamayacakları” bir şoka uğradılardı!                                                     Türkiye’nin adaya müdahalesi tam bir sürprizdi! Oysa  Erenköy çarpışmaları sırasında Rahmetlik İsmet İnönü de öylesi bir “harekâtı” hatırlattığında  anında “ABD Başkanı Johonson’un  ültimatomuyla karşılaşmış,  “otur oturduğun yerde” tehdidine dayalı ünlü “mektubuna toslamış ancak şunu söyleyebilmişti. “Yeni bir dünya kurulur Türkiye orada yerini alır…”  Tutun  ki Sonrası Erenköy çarpışmalarına Türk savaş uçaklarının müdahalesi bu iddianın sonucuydu.. 1974 Barış harekâtı da… Buna karşın  soralım ama:  Bugün KKTC olarak neredeyiz? Neyiz? Kimiz?

Mesela her bir buçuk yılda  erken seçim yapacak kadar büyük siyasetlerin toplumu muyuz? Yoksa her bir buçuk yılda bir öncesine göre çok daha büyük “başarısızlıklara” düştüğümüz ve bu “başarısızlıklarımızı” kamufle etmek için seçimden seçimlere mi koşmak zorunda kalıyoruz?”

Dikkatle izleme fırsatı bulduğum için bilirim: İlk “koordinatörümüz” Ecevit’in “Ziya Müezzinoğu’su idi… Bir gecede 1 Kıbrıs lirası eşittir 36 TL dedi, Kıbrıs Türk halkının aştan dişten artan üç beş kuruşluk mevduatını toprak etti! O günden beridir “KKTC’de Rum’la değil, dövizle boğuşuyoruz!” Piyasa “dövizle” çalışıyor ama “maaşlar” TL olarak ödenmeye devam ediyor!

       Hatırlarım Rahmetlik İsmet Kotak’ın “Kıbrıs Postası” yayımlanırken bu döviz-TL kurları nedeniyle ne zaman canımız yansa, “gelin paraların üstüne  “bizim” olduğunu belirteceğimiz  “Kuzey Kıbrıs” damgasını basalım”  da dedikti Türk parası üzerinde “Kıbrıs lirası yazsın” da dedikti!

Tüm bunların olamayacağını bile bile “çaresizlikten” çocukça ahkâmlar kestiydik! Yıllar bu minval üzere geçti! Fakat artık döviz toplumu tümden batıran bir unsur olmaktan çıktı, bir kesimi zengin yapan “velinimet” durumuna geldi!   Bankalar mesela! Bankerler mesela! Araba satıcıları mesela! Müteahhitler, inşaat şirketleri mesela!

Peki ama bir ülkede “yurttaşların yarısı döviz kurları nedeniyle batarken, öteki bir yarısı ayni döviz kurları nedeniyle nasıl büyük kazançlar elde eder?” Hakkaniyeti geçin! Fakat yurttaşını “Türk lirası ve dövizle  ikiye ayıran, birini ihya edip daha çok zenginleştirirken diğerini beterince zarara ziyana uğratıp göz göre fukaralaştıran bir devlet mi olur?

Ha denecek ki “canım dünyanın halleri bu! İşte Türkiye!” “Hiç de farklı konumlarda değiliz!” Yani kaderimize küseceğiz demek mi isteniyor?  Yok yahu! Benim tek günahım “filan işadamı, yahut falan banka, büyük şirket  sahibi veya banker olamamam mı?”

Şimdi daha iyi anlıyorum. “Kim “devletim” derse önce “maliyesine” bakacaksınız: “Var mı kendine ait basılı parası? Darphanesi? Borsası?

Merkez Bankasında altını? Devlet hisse senetleri? Yoksa eğer bilin ki karşınızdaki “devlet” değil, aşirettir!


KISACA TAKILDIĞIM  (ADAM GİBİ VEKİLLER Mİ?) 

                                                               Erken seçime bir zımba vuracak “Meclise adam gibi adamları göndereceğiz” diyorduk! Boşuna çaba! Başta Başbakan ve yardımcısı olmak üzere “demek ki değillermiş” daha seçim lafını duyar duymaz tüyüverdiler Meclis’ten!

İşte olay budur: Bu en kritik günlerde hem de polis teşkilatımızın emeklilik yasa tasarısı görüşülecekken, Meclisi dumura uğratanların üstüne bir kara çizgi çekip “aut” diyeceksiniz! Ki gelecek olan “adam gibi adamların” sandalyelerini işgal etmesinler!