Ne diyor Anastasiadis? “Ben halkımın hayır diyeceği bir çözüme imzamı atmam.”
Pekala nedir Anastasiadis’in “halkım” dediği “Rum halkının” istediği çözüm?”
Onun cevabını da yine “halkını en iyi şekilde temsil etmek için uğraşan Anastasiadis mesela geçen hafta Ban Ki Moon’a gönderdiği iki buçuk sayfalık mektubunda ayazlattı. Bu mektuba da “kısa ve öz” dedi! Ve bir kez daha “tek egemenliğe” dayanan çözümü savunurken, 1977 Denktaş Makarios ve 1979 Denktaş Kleridis “doruk Anlaşmalarını” federal sistemin “esası” olarak ortaya koydu…
ANASTASİADİS TAKDİRE LAYIKTIR: Başından beridir müzakerelere başlamak için “ortak açıklama” üzerinde direnmektedir. Üstelik bu ortak açıklama metnini bizzat hazırlayıp Türk tarafına empoze etmeye çalışan bir siyasi kararlılığı da “olmazsa olmazı” yapmaktadır…
Bize göre Anastasiadis barışa ve çözüme düşmandır! Rum halkına göre “tek ada egemenliğini kıyasıya savunduğu için ulusal kahramandır!”
Şimdi soralım: “Var mı Kıbrıs Türk halkı bünyesinde böylesi bir “vahdet, konsensüs, bütünsellik, birliktelik?” Mesela hiç Güney’den kulağınıza çarpan şöyle bir ses duydunuz mu? “Allah yok etsin bu Anastasiadis’i, çözümün önünde iblis gibi durmaktadır… Barışı kösteklemektedir… Türk halkının hakkı olan siyasi haklarını gasp etmeye çalışmaktadır…”
Yarım asır önce Makarios için de böylesi söylemleri işitip görmedikti, yarım asır sonra Anastasiadis için de…
Buna karşın kendi içimizde bu tip aykırı sesleri çok işittikti… Rahmetlik Lider Denktaş’tan günümüzün Cumhurbaşkanı Eroğlu için söylenenlerle sövgülere kadar! Tekrar etmeye gerek yoktur çünkü çok iyi biliyorum, varsa bu satırları okuyanlar, “bu hatırlatmaları” yaptığım için bana da “git be işine sen de” diyerek veryansın edeceklerdir…
BUNLARA KARŞIN: Değil mi ki bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete… Tutun ki “Hakikat’i barikat müsademei efkârdan doğar” diyelim ve hadi bizimkine de “cici demokrasi gereği tartışmalar” kulpunu takalım. Ve karnımızdan söylenelim: “Aslında biliyoruz ki bu halkın ulusal davası söz konusu oldukta her kafadan bir ses çıkarılması o davaya zarar verir, karşı tarafı güçlendirir…” Şimdilik “demokrasi oyununa” adapte ettiğimiz siyasi sorunu tutun ki Anastasiadis insafa gelene kadar devam ettireceğiz… Nasılsa Kuzey halâ bizimdir…
**********
KKTC’Yİ DIŞ DÜNYAYA AÇACAK HAZIRLIKLARI YAPABİLİYOR MUYUZ?
İki olaya çok hayıflanıyoruz. Birisi dünyadaki siyasi ve ekonomik açmazlara karşın istikrarla yolunda yürüyen Türkiye’nin bir anda tepetaklak olması… Diğeri Türkiye’nin daha güçlü olmasını istediğimiz bir dönemde KKTC’yi de “her yönden” zafiyete sokması!
Artı, Türkiye’nin AB üyelik süreci de son olaylarla birlikte büyük yara almıştır… Her ne kadar Allah’ın bir lütufu olarak Türkiye hâlâ Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü ve “petrolle gaz akışının” önemli bir geçiş yerinde bulunmaya devam ediyorsa da komşuları ile olan şaibeleri yüzünden bu “büyük özelliğini” de yaraladı…
Bize ne diyemiyoruz. Çünkü kendini yalnızlığa mahkûm ederken KKTC’nin de siyasi ve sosyo ekonomik yönlerden elini zayıflatıyor…
İŞİNSANLARI KKTC’YE ÖZEL İLGİ DUYUYORLAR: Ne var ki TC gitgide kendi yalnızlığına kapanırken Kıbrıs “Batı ile Doğu” arasındaki “köprü görevinde” stratejik konuma giriyor. Ve Rum’u Türk’ü, Yunanı Türkiyelisi “çözüm” istiyorlar. Çünkü kısa sürede “AB’li olamayacak Türkiye yerine “AB’li Kıbrıs” üzerinden yeni ittifaklar ve yeni pazarlara uzanmayı mümkün görüyorlar… Olası bir çözümle “otomatik olarak Kuzey’in de AB üyesi olarak yerini alacağı gerçeğini belli ki yabana atmıyorlar…”
BU OLUŞUMLARA HİÇ HAZIR DEĞİLİZ: Ne var ki dün de sözünü etmiştim. “Bu oluşumlara hiç hazır değiliz.” Mesela elimin altında Meclis Genel Kurulu’nun çoğunluğu fonlarla ilgili 17 yasa tasarısının öncelikli olarak komitede görüşülmesi haberi var… Hemen hemen tümü de “değişiklik” parantezlerine alınmışlar. Belli ki Koalisyon hükümeti KKTC’de bir restorasyon hareketine giriyor… KKTC’yi yeniden yapılandırma söz konusu…
Bunları ivedilikle yasa haline getireceğiz ki ardından “ekonomik protokolün” daha sağlıklı biçimde uygulanmasına geçilsin…
Oysa bakın bakalım nedir toplumda tartışılanlar? Siyasi sorunu bir kalem geçin. Daha dün gencecik bir iş insanımız kanserden öldüydü. O sıralarda “cennet hurması” denilen TC’den ithal edilen meyvenin de “kanserojen madde” ihtiva ettiğinin tartışmaları yapılıyor, ithal edenler için hukuki soruşturma başlatılıyordu.
Dün yine haberlerde salındı. Ayni firma yine bu hurmadan ithal etmiş, yine “tarımsal ilaç kalıntıları” ile! Bu ne iflah olmaz bir cehalettir! İnsanlar ölüyor, kanser yıkıp geçirip ailelere ateşler düşürüyor, parasal kazanç uğruna iş yapanların ise vicdanları sızlamıyor! Dışa yansıyan imajımızı karartıyor…
Aslında memleket, “bu darlık ve olağan dışı günlerde insanların boğazına yapışmayalım” düşüncelerinde, “bırakın yapsınlar, bırakın gitsinler” uygulamaları ile gitgide yaşanamaz hale geliyor…
Mesela trafikten söz etmeye gerek var mı? Yahut çevre pisliğinden! Yahut her av dönüşü onlarcası ile dağda bayırda bırakılarak terk edilen zavallı köpeklerden… Nasıl bir memleket olduk? Ki “dıştan gelen iş yapmak isteyen insanlarımıza, gurur duyacağımız bir memleket sunacağız!” Adama nanik çekerler! **********
“TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ” OLUMLU BİR GİRİŞİM ANCAK ÖN ÇALIŞMALARI EKSİK…
Son günlerde gazeteci refiklerimizle Facebook’ta tartışılan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” yasa tasarısı gündeme geldi… Facebook’ta yazılanları bir yana koyuyorum çünkü “peşin hükümlü ve bağnaz” görüşler… Oysa olayın asıl önemi şurada: Bugüne kadar doğaya aykırı cinsel ilişki olarak kabul edilen “erkek erkeğe” olaylar suç olmaktan çıkartılacak… Dolayısıyle AB normlarına uygun bir yasaya daha kavuşulmuş olunacak.” Olumlu karşılıyoruz ancak “tereddütlerimizi” de ortaya koyuyoruz: Pekala bu yasa çıktıkta sorun bitmiş olacak mı? Tam aksine baş ağrıtacak. Çünkü: Her zamanki gibi bu yasa geçmeden önce, önceki bazı hayati yasalarda da görüldüğünce toplumu olaya hazırlamak konusunda yeterince çalışmalar olmadı… Gerek de duyulmadı!
“Eğitim” açısından olay yine doğru dürüst ele alınmadı?
İnsanların değer yargılarında “aykırı ve istenmeyen olaylar” olarak değerlendirilen bu tip ilişkileri genelde en aza indirecek her hangi bir çalışma yapılmadı!
Yasa geçtikten sonra bu insanların “kendilerine özel kimlikleri” ile toplum kademelerinde yer almak isteyecekleri, istihdamlar konusunda zorlamalarda bulunacakları hususu zannedersek hiç düşünülmedi…
Sadece “yasalaştıracağız, bu kader kurbanlarını utançtan kurtaracağız, topluma kazandıracağız” düşüncesine yatıldı…
O KADAR KOLAY DEĞİL. Bakın bir anne tanıyorum. Yıllarca dizi dibinde yetişen oğlunun evine ne kadar bağlı olduğunu, kendisine ev işlerinde nasıl yardımcı olduğunu gururla anlatıyordu… Aynen bir kız çocuğu gibi evin her işini yaparak büyümekte olan çocuğunun gerçekte müthiş bir değişim geçirdiğinin farkında değildi. Pekala çocuk ne oldu? Kısaca eşcinsel…
Oysa yetişme dönemlerinde dikkat edilse belki kurtulurdu. (Tabi doğuştan olagelen ve sonuçta ameliyatlara kadar varan cinsel değişimlerden söz etmiyoruz. ) Sözünü ettiğimiz tanığı olduğumuz pek çok olayda olduğu gibi “kandırılmış çocuklar” olayıdır… Yahut anne babalarının dikkatsizliği sonunda oluşan olaylardır… Ben on sekiz yaşından sonra “eşcinsel olan üniversiteli öğrenciler” de tanıdım…
DOLAYISIYLA YASAYI ÇIKARDIK SORUNU HALLETTİK DEMEYİN: Sorun yerli yerindedir ve “doğuştan olan bir fiziki vakıa” değilse “toplumsal yara” olarak kanayacaktır…
Yine geliyoruz eğitim konusuna: Maalesef ilkokullarda da farkına varılmak istenmeyen olaylardır bunlar..” Ve en büyük yanlış dün Başaran Düzgün’ün de vurguladığınca “ibne” gibi kelimelere sarılan ahlâki anlayışlardan kaynaklıdır… Fakat hiçbir devrede bu konu okullarda “eğitimin” bir parçası olarak düşünülmemiştir… Hep dikkatlerden kaçırtılmış hatta zorla önüne geçilmek istenmiş dolayısıyla sorunlar beterince kanatılmıştır…
KISACA: Elbette ki “erkek erkeğe cinsellik” olayı ile ilgili yasa yerli yerindedir… Fakat olayların yasa nedeniyle azması değil, en aza indirilmesi için “eğitsel, sosyal ve aileler kademelerinde çalışmaların yapılması da kaçınılmazdır…” Ha KKTC de bu ne kadar başarılır, ayrı konudur! Tabi olayın kahramanı ve girişimcisi olan Doğuş Derya’ya bu konuda çok iş düşecektir…
































