Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Reformlara yargıdan başlamak gerek…

Başbakan, Yüksek Mahkeme Başkanı’na yaptığı ziyaretin nedenini yeni adli yıl açılışı öncesinde sorunları ele almak olarak açıklasa da ben, son günlerde giderek su yüzüne çıkan asayiş sorunları ve organize suçlarla ilgili olduğunu düşünmekteyim.

Yasa dışı oluşumlarla mücadelenin bir ayağı polisse, diğer ayağı da yargıdır.
Ve bizler hepimiz yargının sorunlarının ne kadar büyük olduğunu, adaletin geciktiğini, yargı mensuplarının çoğu zaman davalara gereken zamanı ayıramadıklarını bilmekteyiz.
Bir de üstüne asayişle ilgili sorunlar, uyuşturucu suçları, ekonomik krizin getirdiği davalar bire on arttığından, yargının her şeye yetişmesini, adaletin gereği gibi yerine gelmesini beklemek hayal oluyor.
Bu yılın rakamlarını bilmiyoruz. Ancak geçen yıl sadece Kaza Mahkemelerinde ve sadece alacak-verecek konularında açılan dava sayısının 20 binin üzerinde olduğuna bakarak, yoğunluğu anlamak mümkün. Yine geçtiğimiz yıl, 22.262 ceza davası dinlenmek üzere beklemekteydi.
Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri, yargıdaki gecikmeyi davaların çokluğu ve yargıç sayısının azlığına bağlamıştı. Ben Sayın Öneri’nin söylediklerine inanırım. Fakat işin acı tarafı, ne yazık ki, bu sorunlar ilk kez dile getirilmiyor. Hemen her yıl adli yıl açılışlarında aynı şikayetler yapılıyor, ancak yine de sonuç değişmiyor.
Eğer hükümet reformdan bahsediyorsa, bence konuya yargıdan başlamalıdır.
Yargının bina ya da personel, ne eksiği varsa bir an önce giderilmelidir.
KKTC’nin bir suç cenneti olduğu görüntüsü, ancak caydırıcılıkla mümkün olabilir. O caydırıcılığı da zamanında yerine getirilen adalet sağlayacaktır.
Kriminal tiplere de, KKTC’nin kafalarına göre at oynatacakları bir yer olmadığını göstermek lazım…

*****

Ödemeyen “utanmaz”dır da, tahsil etmeyen nedir?..

İş çevreleri Kıb-Tek konusunda açıklama yaptı ya, İsmet Akim hemen kendilerini özelleştirme istemekle suçladı.
Bu, işin bir tarafı.
Yaptığı daha ciddi bir suçlama var; “Sanayicinin elektriğini halk ödüyor” diyor.
Benim bundan anladığım, sanayicinin borcunu ödemediğini söylüyor…
Eğer doğru anlamışsam, yani kastettiği buysa, kimi suçluyor?
Elektriği ödemeyen kadar, tahsil etmeyen de suçlu değil midir?
Yedi yüz tane personelle alacağını tahsil edemeyen bir kurumun, çıkıp da “ödemiyorlar” diye herkesi utanmazlıkla suçlamaya hakkı var mıdır?
Sürekli olarak bir zarardan söz ediliyor. Demek ki, üretim-tahsilat dengesinde de sorun var.
Ve demek ki, o Kurum, tahsil edemediği alacağının maliyetini de, dişinden tırnağından arttırarak ödemesini düzenli yapan garibandan çıkarıyor.
Bunu da Kurumun başındaki kişi çıkıp söyleyebiliyor.
Bence esas utanılması gereken budur…

 

YERİN KULAĞI VAR

İŞİMİZE GELİYOR:
Hep şikayet ederiz ama iş düzeltmeye geldi mi de, elimizi kıpırdatmayız. Neden? Çünkü toplum olarak kolay ve eziyetsiz kazanca ve ranta alıştırıldık. İşlerin böyle yürümesi de işimize geliyor. Mevcut düzeni artık kanıksadık, çünkü kendi işlerimizi de bu düzen içinde hallediyoruz yıllardır. Şikayetçi olsaydık, 40 yıldır aynı isimleri Meclis’e gönderir miydik yoksa…

O DA ŞİKAYETÇİYSE:
Ülkemizde yargının kaplumbağa hızıyla ilerlediğini biliyoruz. Vatandaşın da en büyük derdi geç gelen adalet oluyor. Bu durumdan sadece biz değil, yargının en tepesinde bulunanlar da şikayetçi… Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri de, yargının sorunlarının artık çizmeyi aştığını ifade ederek, değişikliğin kaçınılmaz olduğunu söyledi…

BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK:
Ekim sonu yapılacak UBP kurultayında tam bir aday enflasyonu yaşanıyor. Kurultaya iki ay olmasına rağmen, aday sayısı şimdiden 6 olmuş. Açıklamalar, karşılıklı suçlamalar ve en önemlisi İrsen Küçük’ün de kurultaya müdahil olması, 2013 yılındaki UBP kurultayını hatırlattı. Ancak bu defa çok daha kötüsü yaşanacak gibi geliyor bana… Milletvekili-aday oranı da böylece yüzde 30’u buldu.

SON ANDA YİNE VAZGEÇERLER Mİ:
CTP ile AKEL, “müzakere sürecinin takip edilmesi ve liderlere destek olunması için ortak komite kurulmasına” karar vermişler. Bu haber aklıma 2004 referandumunu getirdi. Son ana kadar “evet” diyeceğini söyleyen AKEL, anlaşılmaz bir nedenle “hayır”a karar vermişti. Şimdi de liderlere destek diyerek, son anda yine vazgeçerler mi diye düşünmeden edemiyor insan…

15 AY:
Bir tarih de Rum Dışişleri Bakanı Yannis Kasulidis’den geldi. Kasulidis, İngiliz The Independent Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, görüşmelerin geçmişte hiç görülmediği kadar hızlı ilerlediğini söylemiş ve 15 ayda tamamlanabileceğini iddia etmiş. Rum Bakan, kendileri açısından koşulların, Annan Planı’ndan daha iyi olduğunu da vurgulamış ve anlaşmanın eşiğinde olunduğu izlenimi vermiş…

YA OLMASAYDI:
Şöyle bir trafiğe çıkın ve yanınızdaki araçları seyredin. Neredeyse herkes bir eli direksiyonda, diğer elinde telefon araba sürüyor. Gören de holding idare ediyorlar sanır. Geçen gün Havadis ne kadar çok konuştuğumuzu manşetine taşımıştı. Çok merak ediyorum cep telefonu olmasaydı, bu arkadaşların durumu ne olacaktı. Telefon, adeta vücutlarının bir parçası olmuş…

 

ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: “Rum basınına yansıyan haberlerin yanıltıcı halleri oluyor. Kategoriler üzerinde bir mutabakat vardır, kriterler değil” diyen Cumhurbaşkanı Akıncı, “Aradan 41 yıl geçti, bu 41 yıl yeni durumlar yarattı. Yıllardır o topraklarda yaşayan insanların bir kararla oradan sökülemeyeceği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görüşülen bazı davalarda da netlik kazandı” değerlendirmesinde bulundu…

DİPTEKİLER
Dağ Fare Doğurdu: Hükümetin döviz konusunda aldığı tedbirler için söylenecek tek söz, “dağ fare doğurdu” olmalı. Dövizin artışı ile daha da fakirleşen vatandaşın derdi sanki de ev sahibinin Maliye’ye ödediği kira stopajıydı. Bu tedbirler sade vatandaşı değil, tüccarı sevindirmekten öte gidemedi ne yazık ki. Sanki insanlarda ev alacak para varmış gibi, devir harçlarına indirim getirmenin, taksiti ve kirası veya banka borcu döviz olanlara nasıl bir faydası olacak. Bunun adı dar gelirli ile dalga geçmek değil de nedir…