Ellili yıllarda, İsmet Paşa’nın damadı Metin Toker’in çıkardığı bir ‘Akis’ dergisi vardı…
Sonraki kuşak ağabeylerimiz ve ablalarımız, bunun bir muadili olan ‘Yankı’yı hatırlayacaklardır. Zaten isim aynı dikkat ettiyseniz… (Bunu Kışlalılar çıkarırlardı.)
Her iki derginin de ortak özelliği, Ankara’ya, başkent bürokrasisine ve memur takımına yaranma gayesi içinde olmalarıydı. Ya da düpedüz onların ‘borazanı’ olmaları, hoş olmayan ama şimdilerde pek kullanılan bir tabirle…
Dileyen ‘yandaş’ da diyebilir, herhalde kimse bozulmaz. Metin Bey de toprak altına gideli çok oldu, üstelik eşinin kızlık soyadı İnönü olmasa siyasal ömrü bu kadar uzun olur muydu?
Bu tarz sorularla kimseyi üzmeden maksadıma geleyim: O zamanlar, yani Menderes devrinde (say ki Kanuni Süleyman devri!), başlığa koyduğumuz bu soru çokça kullanılırdı bu dergilerde… Latince bir soru, “nereye gidiyorsun” demek. Onlar tabii “Türkiye nereye gidiyor” demek isterlerdi.
Cevap verelim, her zamanki gibi şerhiyle: İyi bir yere gitmiyor!
Ya KKTC?
Elbet o da ‘Anavatan Türkiye’, nereye gidiyorsa oraya… Hatta daha beterine…
Çünkü gidilecek yer cehennemin dibi ise bile orası gâvur memleketinden evladır ağabey.
Biz ne biliriz hukuk mukuk… Biz kılıç ehliyiz. (Atasına baksan Çorum Çarşısı’nda leblebici çıkacak adam ha, kulakların çınlasın Kemal Tahir…)
Tüm bunlar nereden mi aklıma geldi?
Birileri, yani iktidardan birileri, “AB artık iki devletli çözümü kabul etsin” demiş de mealen, ondan…
Yok, kim demiş, vallahi çıkaramayacağım… Kıllık olsun için demiyorum, aklımda kalmadı. İsteyen arasın bulsun, haber orada… Ama… Sizce gerçekten fark eder mi?
Bence ‘zihniyet’ önemlidir, her yerde ve her şekilde…
Anlaşılan bu kafa ile ‘quo vadis’ diyecek çok paşa damadı göreceğiz.
































