Köşe Yazarları

Polis sayısında dünya rekoru elimizde…


KKTC Polisi, özverisiyle, yoğun mesai saatleriyle anıldığı kadar, son günlerde içindeki bozulmayla da anılır oldu.

Teşkilattaki çürüklerin bir bir ayıklanıyor olması iyi de, bu durum polisin çalışma saatlerinin iyileşmesi, ya da her olaya yetişmesi, iç düzenine el atılması anlamına gelmiyor…

Hala en büyük eksiğimiz, polisin görünür olmaması. Sokakların daha çok devriyeye, polisin içinde organize suçlar gibi profesyonel birimlere, verimlilikle ilgili bir planlamaya, eğitime ihtiyacımız var. Var oğlu var.

Ben bugün başka bir yönüne değineceğim.

Dünya ülkeleriyle ilgili, hemen her alanda istatistiki bilgiler yayınlayan World Index, her 100 bin kişiye düşen polis sayısını listeledi.

Listenin dikkatimi çekmesinin sebebi, tüm dünyada birinci sırayı Güney Kıbrıs’ın almış olması.

Her yüz bin kişiye 573 polis düşüyor.

Bir de bizim durumumuza baktım, daha da yüksek.

KKTC’nin resmi olarak açıklanan nüfusu 286 bin.

Haydi sonraki tahminlerle 300 bin diyelim.

Polis sayısı, 1900…

Her yüz bin kişiye düşen polis sayısı ne biliyor musunuz, 633…

Demek ki dünya rekoru elimizde de haberimiz yok.

Dünyanın da bundan haberi yok tabii ki…

Üstelik bu sayı her yıl daha da artırılıyor.

Peki bütün dünya çok daha az sayıda polise sahipken, biz neden sürekli daha fazla polis alıyoruz?

Düşünsenize, tüm kadrolar doldurulacak olsa, polis sayısı 3 bin olacak.

Ama yine yetmeyecek.

Bu rakamlar, güney ve kuzey Kıbrıs’ın dünyanın asayiş, güvenlik konusunda en kötü ülkeleri olduğunu mu gösteriyor?

Hayır. Hiç de değil. Cinayet, tecavüz, hırsızlık, organize suçlar konusunda yapılan araştırmalar var. Oradaki rakamlar bizden çok daha kötü.

Evet, şikayetlerimiz var, suç oranı nüfus artışıyla birlikte kümülatif bir şekilde katlanarak arttı, suç çeşitleri çoğaldı falan ama, yok da dünyada birinci…

Yüz bin kişiye 203 polisin, yani bizdekinin üçte biri kadar polisin düştüğü İsveç’in dünyada tecavüz oranı en yüksek ülke olduğunu biliyor musunuz?

Başkenti Bükreş, dünyanın en güvensiz kentleri listesinde 5. sırada yer alan  Romanya’da ise sayı sadece 90. Niye Macarlar bu sayıyı 5-6 kat artırmıyorlar?

World Index listesinde en son Macaristan var, devamı değerlendirmeye girmemiş.

Mesela, sokakları en tehlikeli ülkelerin başında gelen ABD bu listede yok.

Anlaşılan orada yüz bin kişiye düşen polis sayısı 90’ın da altında.

Hatta Türkiye bile yok.

Peki o zaman ne?

Bizdeki bu kafa hesabıyla polis fazlalığına rağmen, asayiş neden sorunlu, neden hala polis yetersizliği var?

Tabii ki organizasyon bozukluğu…

Onun sebebi ne?

Siyaset…

Kimsenin kimseye dokunamıyor olması.

Siyasi istihdamlar, adam kayırmalar, şunlar, bunlar.

Geçmişte yapılan bir yayında, KKTC Polis teşkilatında personelin dörtte birinin masa başı çalıştığı belirtilmişti.

Fiili olarak sahada görev yapan polisler, doğal olarak eziliyor.

Ve tabii, polis yetersizliği çıkıyor.

Şüphesiz diğer devletler, verimliliği artıran organizasyonlarla çalışıyor.

Nereden çıktı şimdi bu diyenler olacaktır.

KKTC’nin şikayet ettiğimiz nesi varsa, altında plansızlık, programsızlık, sistemsizlik, otorite eksikliği olduğuna dair bir örnek daha diye yazdım.

Bu arada yönetenler, bu eksiklikleri gidermeyi düşünmek yerine durmadan yeni polis almaktan bahsediyor ya, rakamlarla gerçeği herkes görsün diye…

YERİN KULAĞI VAR

BAŞLAYALIM DA NASIL:

Rum lider Anastasiadis ve Yunanistan Başbakanı Mitsotakis, Atina’da yaptıkları görüşmeden sonra yayımladıkları ortak bildiride, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere sürecinin yeniden başlamasına olan güçlü iradelerini belirtmişler. İyi de sorun müzakerelerin başlamasında değil, nasıl ve ne şartlarda başlayacağında. Türk tarafı, bu işin sür git etmesini, görüşmek için görüşmeyi istemediğini net bir şekilde açıkladı. Siz önce adada bir çözüm istiyor musunuz, istemiyor musunuz önce onu söyleyin. Eğer adada bir çözüme niyetiniz varsa, şart şurt öne sürmeden ve takvimlendirilmiş bir süreci başlatmayı kabul ettiğinizi açıklayın önce…

YA  ANLAŞIRIZ, YA DA HERKES KENDİ YOLUNA:

Kıbrıs Rum müzakereci Mavroyannis Kıbrıs Türk tarafı, “müzakere yapabilmemiz için, en başından Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitlikle ilgili algısını, bunun olumlu oyu içereceğini, müzakerelerin kısa süreli olacağını ve başarısızlık olması durumunda ne olacağı konusunda şimdiden anlaşacağımızı kabul etmemizi istiyor” diyor. İşte biz de tam bunu diyoruz; “Gel otur konuşlalım da, anlaşırsak anlaşırız, anlaşamazsak ileride yeniden bir araya geliriz” mantığıyla bu işin artık yürümeyeceği ortada. Ya adam gibi oturup anlaşırız, ya da herkes kendi yoluna gider.

 

İKİSİ DE SORUNLU:

Yeni haftayla birlikte hem okullarda ders yılı, hem de adli yıl başlayacak. İkisinde de yıllardır çözülemeyen sorunlar var. Okullar 3 ay önce kapandığında ne haldeyse, birçoğu aynı durumda. Birçok okulda tamiratlar tamamlanmamış. Yargıda ise personel, teknik donanım ve bina konusunda sıkıntıların olduğu bir gerçek. Kısaca, eğitim ve yargı, yeni döneme malum sorunlarıyla başlıyor. Onca lafa rağmen, değişen bir şey yok.

ZOR BİTER:

Katıldığı bir tv porgramında Ercan konusuna değinen Bayıdırlık ve Ulaştırma Bakanı Atakan; “31 Mart 2020 kadar tahammül sınırımızdır… Beklediğimiz ivmeyi göremezsek, iş farklı noktaya gidebilir, hükümet kararlıdır” dedi. İyi güzel de adamın öyle bir niyeti yok. Tatlı para oluk oluk akarken, niye harcama yapsın ki. Yıllardır tüm hükümetlerle aynı oyunu oynamaya çalışıyor. “Bütün siyesiler cebimde, benden rüşvet istediler” gibi, ipe sapa gelmez iddialarla günü kurtamaya çalışıyor… Dahası satış görüşmelerine de girdiği söyleniyor. Böyle bir iş çıkarırsa karşımıza o zaman ne yapacağız?

 

GÜZEL PARA:

Tutuklamalarla yeniden gündeme oturan sanal bet piyasasında inanılmaz paralar dönüyormuş. Bulut Akacan’a ait olduğu iddia edilen iki bet ofisinin yıllık geliri 48 milyon ( eski parayla 48 trilyon) Türk lirasıymış. Bunun yarısı masraflara gitse geriye kalan paranın faizini yiyemezsiniz. Hükümet bu sanal bet konusunda net bir karar vermeli. Ya herkese izin verip, takibini yapıp vergisinin alacak, ya da toptan yasaklayacak. Başka türlü önünü alamazsınız…

HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ:

YDÜ Kurucu Rektörü Suat Günsel, üniversitesinin borcunu açıkladığı gerekçesiyle El-Sen Başkanı Özkıraç’a dava açmış. Özkıraç’ın yaptığı açıklama,  “küçük düşürme”, “kötü niyet”, “İtibar kırıcı”ymış. Keşke dava edeceklerine “borcumuz var ve ödeyeceğiz” deselerdi daha yakışık olurdu…

GÜZEL HABER:

THY’nin öğrencilere indirim haberini yorumlarken, “bizim çocuklar ne olacak” demiştik. Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu bizim Türkiye’de okuyan öğrencilerimizin de yararlanacaklarını gayet nazik bir dille açıkladı. Kutlayalım. Diğer yandan Dışişleri Bakanı ise, “bilmeden ve bilmek istemeden olumsuz konuşan çok oldu, umarım bu noktadan itibaren bundan artık vazgeçilir” diyerek, eleştiriler karşısındaki o bilinen tutumunu sergiledi. Şaşırmadık…

 

ZİRVEDEKİLER

Serkan Mesutoğlu: “AKEL Basın Sözcüsü Stefanu açıklama yaptı: ‘Sn. Çavuşoğlu’nun hain diye niteledikleri Kıbrıslı Türk toplumunun kimliği için mücadele eden gerçek yurtsever Kıbrıslılardır’… Bu anlayışa göre, mesela ben gerçek yurtsever bir Kıbrıslı değilim. Yurdumu sevmiyorum. Çünkü garanti sisteminin gerekli olduğunu düşünüyorum…Farklı düşünceye tahammül yok. Bu kafayla yarım asır daha yol alınmaz. Çözüm olsa bile alınmaz!”…

DİPTEKİLER

Sorun Çözme Becerimiz: Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik, Adli Yıl açılış töreni yapmak yerine, oraya harcanacak parayı mahkemelerin ihtiyaçlarına ayırma konusunda ısrarını sürdürdü. Maliye tören için gerekli katkıyı verme teklifi yapmış, reddetmiş. Anlaşılan, yargı, yönetimin dikkatini çekmek için en iyi yolu seçmiş. Yıllardır adli yılın açılışında dile getirilen bir bina sorunu var mesela. Keşke Bakanlık “törene para verelim” demek yerine, bu eksiklerden birini giderme yoluna gitseydi…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı