Onlarca araba yandı…
Belki onlarcası daha yanacak…
Kar maskeliler var…
Yanıcı madde var…
Kamera görüntüleri de var ama net değil…
Şüpheliler de var mı?
O da var.
Araçları yakılan, ailesi huzursuz olan, bu güne kadar herhangi bir olaya karıştığını duymadığımız bir Halil Kahraman var…
Bir de “para alıp para satan”, bunu devletin belirlediği yasal zeminde sürdüren Ömer Arhun…
Ne yaptı bu insanlar?
Mesela Halil kahraman?
Birinin evini mı yaktı, parasını mı çaldı, yan mı baktı?
Aleyhinde tek bir şikayet yok. Adli makamlarla tek bir sorunu yok. Ama arabası yakılıyor…
Şimdi uğraşsın dursun dedikodularla Halil Kahraman… Yıllardır biriktirdiği itibarını, bir kibritle yakmaya çalışanlar da 72 saattir elini kolunu sallayarak gezinsin.
Peki Ömer Arhun…
Yasal olarak bir sorunu varsa, neden polis devrede değil.
Hakkında bir şikayet varsa, yargı neden devrede değil…
Tutuklayın…
Yargılayın…
Ama demem o ki…
Bu ülkede “adaletin” yerini artık “sokağın adaleti” aldı…
Mahkeme kapısında birileri polise racon kesiyor…
Polis de “size pabuç bırakmayacağız” diyerek karşı racona geçiyor…
Devlet racon kesmez…
Polis de racon kesmez…
Gereğini yapar…
Ama, “sokağın adaletini” kendi yöntemleri ile sağlayanlar, bugün yine günyüzüne çıktılar.
Uzun süredir yoktular…
Yine yok olmalılar…
Birinin bir suçu varsa, gereğini yargı yapar…
Halil Kahraman ya da Ömer Arhun…
Herhangi bir kusurları varsa, polis ne işe yarar? Yargı ne güne durur?
Ama sokağı ele geçirenler, adaleti sağlaması gerekenler değilse…
Vay bu ülkenin haline…
***
Kime güvenelim?
Gazeteciyiz…
Çok tehditler gördük, yaşadık…
Çoğuna kulak tıkadık…
İşimiz bu, birilerinin nasırın basınca, nasıl tepkiler verdiğini de biliriz.
Sabah uyandığımızda, kapımızın önünde günaydınlaşarak arabaya bindiğimiz günler de oldu bilinen mafya tiplerle…
Havadis’ten sonrası hele…
Ne yaptık…
Adalete güvendik.
Polise güvendik.
Gidip ifade verdik…
Sözlü yardım istedik…
Dediğim gibi, tehdit edilmek, mesleğin şanındandır…
Ya vatandaş?
Ayinle- oyunla alakası olmayan vatandaş…
Bu olayları gören- duyan, işiten aileler?
Herkes istim üstünde…
Her işadamı…
Her vatandaş…
İş yapan herkes istim üstünde…
Peki kime güvenelim?
Adli makamlar bize ne öneriyor?
***
En sonunda biri ölecek, o kadar olacak
Bir süre önce de sokaklarımız aynen böyleydi.
Üstelik kimler olduğu da biliniyordu…
En sonunda Yücel Erol bir araç içerisinde öldürüldü, failleri de bugün cezaevinde.
Peki o sürece kadar neler yaşamıştı bu toplum?
Güzelyurt’u terk edip Lefkoşa’ya yerleşeni tanırım.
Hep bir aksiyon, hep darp, hem kundaklama…
İp kesildi…
Ne zaman?
Yücel Erol ölünce…
Polis o dönemde yaşananları bilmiyor muydu?
Arkasında kimler, önünde kimler bilmiyor muydu?
Vatandaş biliyordu da…
Polis neden bilmesin?
Aynı mangalın etrafında toplanan polisleri biliriz.
Teşkilat, önce kendi içerisine bakacak…
Felek kapıdan, “bana yalvaracaksınız” diye bağırabiliyorsa…
Bunu üstelik polise söylüyorsa…
Geçmişte kurduğu ilişkilere güveniyordur…
Mahkeme salonunda bülbül gibi şakısa…
Ne güzel olurdu…
Konumuza dönecek olursak…
Göz yumuluyor…
Bir şeylerin üzeri örtülüyor…
Adaleti sağlaması gerekenler, “adaletsizliğin parçası” haline geliyor ve bunu söküp atmak zaman alıyor…
Polis daha ağır tedbir almak, tutuklama yapmak durumunda…
Yok eğer, suçlular akşam gelip, kundaklayıp, sabah adadan ayrılanlarsa…
Yakındır, diri diri insan da yakılır…
O zaman oturur hep beraber ağlarız…
































