1974’ü baz alırsak, ülkenin fiziki planının çıkması için tam 40 yıl beklenmiş… Son 25 yıldır da üzerinde çalışılmaktaymış.
Uzmanlar, uzun süre çalışmışlar ve sonuçta, nüfus, yerleşim, tarımsal alan gibi unsurlarda çarpıklık olduğunu verilerle ortaya koymuşlar.
“En azından” diyorlar, “Bundan sonrasını toparlayabilelim”…
Biz öyle bir ülkeyiz ki, nüfusa ya da yüzölçümüne göre, bilim adamı sayısı, uzman sayısı gayet yüksek. Dünyanın saylı üniversitelerinden yetişmiş insanlarımız var. Çoğu başka işlerle meşgul olsa da, devlette de konularında uzman çok insanımız var. 11 tane de üniversite. Bu da yine ölçeğimize göre büyük rakam.
Yani bu ülkede bilgi birikimi var, uzman var ve sürekli bilgi üretiliyor.
Eğitim için de, sağlık için de, çevre için de, ekonomi için de.
Ama biz bu kaynaktan ne kadar yararlanıyoruz, mesele bu.
Ülkesel Fiziki Plan’ın hazırlayıcısı Şehir Planlama Dairesi, güzel bir de web sayfası hazırlamış.
Orada Plan’ın amacı bakın nasıl belirtiliyor;
“Toplam geliri ve kişi başına düşen geliri yükselterek refahın geliştirilmesi, doğal ve kültürel mirası koruyarak, yaşam, çevre ve mekan kalitesinin arttırılması için;
1. Sürdürülebilir ekonomik gelişme
2. Sürdürülebilir sosyal ve kültürel yaşam
3. Sürdürülebilir çevre
4. Sürdürülebilir mekansal gelişme”…
Şimdi bu Fiziki Plan yürürlüğe girecek. Belki yasalar ve Tüzüklerle de desteklenecek. Ardından şehir imar planları da ona göre yenilenecek.
Ayrıca stratejik hedefler arasında, öncü sektörleri de belirlemişler. Yani, ülkenin kalkınması için bilimsel verilere göre öncelik verilmesi gerekenleri…
Şimdi bundan sonra hükümetler, insan kaynağı, ekonomi, eğitim, iskan, tarım, turizm gibi tüm politikalarını bu planın göstergelerine göre şekillendirirlerse, gelişme akılcı olacak.
İşte bizim sorunumuz bu noktada başlıyor…
Peki ama, tüm bunlar yapılsa dahi, amaçta belirtildiği gibi sürdürülebilir olacak mı?
Mesele bu…
Daha önce de emirnamelerle şekillenen yapılarımız vardı. Kurallarımız vardı, yasalarımız vardı.
Ne oldu..?
Eğitim şuralarımız, tarım politikalarımız, turizm politikalarımız vardı. Ne kadarı uygulandı?
Bir seçim zamanı, birileri seçilmeyi garantiye alsınlar diye, iki satırlık Bakanlar Kurulu kararlarıyla delinmeyen kural kaldı mı?
Sit alanlarına ve sahillere, alçak orman arazilerine inşaat izinleri, kat sınırlamalarının emirnamelere rağmen bir anda kaldırılması, derelerin doldurulmasına izin verilmesi, narenciye ağaçlarının kurutulması ve iskana açılması sadece küçük örnekler…
İş yine sonuçta, zihniyet değişimine geliyor.
Ya akılcı, rasyonel, bilimsel verilere göre politikalar üretecek ve uygulayacağız, ya da feodal sistemin, arka sıvazlama, gör beni göreyim seni politikaları ile kaynakları heba etmeye devam edeceğiz.
Bunca eğitilmiş insanın olduğu bu ülkede, hala eski kafalarla seçimler yapmamıza inanamıyorum…
YERİN KULAĞI VAR
DÜN KARA DEDİKLERİ:
Cumhurbaşkanlığı seçimleri propaganda süreci erken başladı. Adayların tümü sahaya indi. Onlar iner de gazeteciler durur mu? Onlar da yavaş yavaş renklerini belli etmeye başladılar bile. Belli bir merkezden çıktığı belli bazı yazılar, farklı arkadaşlar tarafından kaleme alınıyor. Daha düne kadar demediklerini bırakmadıkları bir adayla ilgili, methiyeler düzenler ise gözden kaçmıyor. Herkesin görüşlerinde değişiklik olabilir ama, bir yıl içinde 180 derece dönenlerin, dün kara dediklerine, bugün ak demeleri, biraz zorlama gibi geliyor bana…
SADECE YÜZDE 58:
Hedef, ekonomiyi büyütmek, halkın refahını arttırmaksa, burada sözü edilen ülkenin kendi vatandaşları olması gerekir değil mi? Geçtiğimiz gün elimizde hiç bir rakam olmadığı halde, “Özel sektör çalışanlarının yarıdan fazlası yabancılar. Böyle bir ortamda kendi gençlerimize nasıl refah sağlayacağız” demiştik. İşte rakamlar geldi. Özel sektör çalışanlarının sadece yüzde 58’i KKTC vatandaşı. Korkunç bir rakam… Demek ki öncelik, kamunun cazip olmaktan çıkarılması, özel sektör çalışanlarının yasal haklarının korunması olmalı…
GAZİLER’DEN EROĞLU’NA MESAJ:
Türkiye basınından bir haber; “Ülke genelinde 35 bin Kıbrıs gazisi KKTC Devleti'nden gazilik madalyası bekliyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Genelkurmaybaşkanlığı tarafından şerit rozet beratlarını alan gaziler, KKTC Devleti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun bu yıl sonuna kadar madalyalarının teslim etmesini arzuluyor”…. Sayı büyük… Ama çoğu vatandaş değil…. Tersi olsa, çoktan madalayalarını alırlardı herhalde…
KEŞKE GERİYE DÖNEBİLSEK:
Girne Kent Kurultayında konuşan Cumhurbaşkanı Eroğlu, Girne’nin 40 yıl önceki Girne olmadığını söylemiş. Doğru. Girne bugün sahilleri peşkeş çekilmiş, emirnameleri delinmek suretiyle tam da göbeğine on katlı binalar dikilmiş, beton bir kente dönüşmüş durumda. Kırk yıl öncesinin Girne’sini bir hatırlayın, bir de bugün betonlaştırdığımız Girne’ye bakın. Eroğlu gelişmeyi kastediyor ama, bu gelişme mi acaba, yoksa yok etmek mi…
DAHA ÖNCE DE VARDI:
İçişleri Bakanlığı binasına parmak izli geçiş kontrol sistemi kurulmuş. Bu uygulamanın örnek teşkil ederek, ülke geneline yayılması ve memurlarının işe giriş çıkış saatlerinde yaşanan keşmekeşin önüne geçilmesi hedefleniyormuş. İyi de bildiğim kadarıyle bu sistem daha önce de bazı dairelerde uygulanmış ve pek sağlıklı çalışmamıştı. İnşallah bu kez beklenen faydayı sağlar diyelim…
İLK ADIM ATILDI:
Güney Kıbrıs’ta kumarhane açılabilmesiyle ilgili yasa tasarısı Rum Bankalar Kurulu’nda onaylandı. Tasarı Meclis’te de onaylanırsa, KKTC’de faaliyet gösteren casinoların en önemli müşterisi olan Rum’ların tercihleri, belki de ülkedeki casinoların geleceğini etkileyecek. Rumların Güney’i tercih etmeleri halinde sadece TC’li müşterilere hizmet vermek zorunda kalacak olan casinolar büyük darbe yiyecek…
ZİRVEDEKİLER
25 Yıllık Planı: Kontrolsüz gelişmeyi önleme, kaynakları verimli kullanma, büyümeyle birlikte kalkınma, doğal ve tarihi çevreyi koruma ana hedefleriyle 25 yıldan beri gündemde olan Ülkesel Fizik Plan hazır. Yaklaşık 4 yılda hazırlanan, tartışma ve katılım süreçleriyle tasarı haline gelen binlerce sayfalık Plan, Bakanlar Kurulu’nda onay bekliyor. Ne diyelim geç oldu ama, inşallah güç olmaz da uygulanır…
DİPTEKİLER
Yannakis Omiru: Rum Meclis Başkanı Omiru, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Yunan mevkidaşı Evangelos Venizelos ile birlikte Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’i New York’tan döndükten sonra ziyaret etme önerisi için “Kıbrıs’ta iki varlık görüntüsü yaratmayı amaçlayan tekrar ısıtılmış yemek” benzetmesinde bulundu.Omiru, “Çavuşoğlu’nun sözde nazik önerisi Türk devletinin kurnazlık ve ikiyüzlülüğünün büyüklüğünü ortaya koyuyor” iddiasında da bulundu… Niyet olmayınca, bahane çok.
































