Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PETROL DÜNYADA YÜZDE 20 DEĞER KAYBEDERKEN, BİZDE YÜZDE 34 ZAM…

Devlet otoritesi olmayınca, orman kanunları devreye girer.

Akaryakıtın otomatiğe bağladığını açıkladığı anda, sıkıntı başladı.

Bekledi arkadaşlar. İthalatçısı zammı bekledi, bayisi elindekini de pahalıya satmayı bekledi.

Önce şu rakamlara bakın. Petrol fiyatları dünyada, Ekim-Aralık arası 6 hafta boyunca düştü. Toplam düşüş yüzde 20 olmuş. Bunu bir yere yazın.

Tam da o dönemde, KKTC’de akaryakıt fiyatlarına yapılan toplam zam ne biliyor musunuz?

Yüzde 34…

Hani o düşüş?

İthalatçının, bayinin insafına kalırsan böyle olur işte. Devlet nerede?

Sunat Atun nihayet iş işten geçtikten sonra çağrı yaptı; “Stok fırsatçılığına yönelene tahammülümüz olmayacaktır”…

Korkmuşlar mıdır?

Korkmamışlar, aksine çatır çatır stokçuluk yapmışlar…

Ertesi gün Müsteşarı açıkladı, tam 6 benzin istasyonu stokçuluk yapmış da ceza kesilecekmiş…

Elinizde hem yasa gücünde kararname var hem de akaryakıt istasyonlarını denetleyecek mekanizma.

Eskiden öyle yapılırdı. Bir hafta önceden dilli düdük edilmez, kararname aniden çıkar, Ticaret Dairesi de gezer denetimini yapardı. Hani eski yakıtı, yeni fiyata satamasınlar diye.

Dedik ya, otorite yok. Disiplin yok. Kim takar yasayı, şunu, bunu.

Devlet kendisi uygulamadıktan sonra…

Aslında Sunat Atun’un açıklamasının meali şu; “Ne diye stokçuluk yaparsınız, bakın istediğiniz gibi zammı otomatiğe bağladık, hem fiyat belirlemek için azami 15 gün koymuştuk, onu bile beklemedik. Yeter ki siz ağlamayın”…

Nitekim sonunda da böyle oldu. Hem istedikleri fiyatı aldılar, hem de otomatiğe bağladılar, bir de üstüne utanmadan stokçuluk.

Eski Ticaret Bakanları, Maliye Bakanları bir bir aklımdan geçiyor.

Ciddi işti zam kararı. İnce elerler, sık dokurlardı.

Halkın en az zarar göreceği şekilde, fırsatçıya açık kapı bırakmayacak şekilde yaparlardı.

Hiçbir zaman böyle bir rezillik hatırlamam.

Ama bunlar işin kolayını öğrenmiş, her şeyi halkın sırtına yükle gitsin.

Aslında tabanlarını tanıyorlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar, ‘nasıl olsa gene gidip oy verecekler’ diye düşünüyorlar.

Şaşırtın bunları…

Sorun bu hesapları…

Sormazsanız da facebook’da ağlamayın.

UBP toplantılarından çıkıp, klavye başına geçip, ağlayanları gördükçe midem bulanıyor…

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

KADERE RAZI MI OLDUK:

“Alışacaksınız” derler kötü yönetenler… E ne yalan söyleyeyim, alıştık. Zamlar, rakamsal habere döndü. Hastalar, ölümler istatistik. Dehşetin boyutu giderek artıyor, ama bizim sesimiz, sedamız çıkmıyor. Nedir yani daha beklediğimiz? Nerede bu örgütler? Hani eylemler? Piyasayı denetlesinler, sağlığın ipleri ellerinden kaçmış, yeniden tutsunlar…Kaderimize razı mı olduk? Eğer öyleyse, bekleyin, çok yakın gelecekte pişman olacağız hep birlikte. Bu treni nasıl kaçırdık diye…

 

YAPMAZLAR SAYIN ELMALI YAPMAZLAR:

KTOEÖS Başkanı Ozan Elmalı, “Doğru vergilendirme sistemi kurulup, uygulanarak ultra lüks yaşam sürenlerin aynı ölçüde vergi ödemesi sağlanmalıdır” diyor. Vergi adaleti budur. Ama yapamazlar. Yalnız, kendinizi de eleştirin bir zahmet. Emekçinin vergi muafiyetleri kaldırıldı, sizler, ne yaptınız?  Bu halka bundan büyük kötülük olabilir miydi? Şimdi yeri göğü inletiyor olmalıydınız. Madem halk olarak, örgütler olarak rahatsız edemiyoruz, umurları bile değil. Daha da yapacaklar…

 

GELEN AĞAM GİDEN PAŞAM:

Ne diyorlardı, “Faiz bey başa gelince çok şey değişecek”. Biz de diyorduk ki, “zihniyet değişmedikten sonra isimlerin değişmesi ne yarar”. Nitekim bir şeylerin değişmediğini görmemiz uzun sürmedi. Giden ağam, gelen paşam oldu. Sucuoğlu başkanlığındaki seçim hükümeti eskiyi aratmadı. Hatta onu aratır gibi zam üstüne zam yapmaya başladı. Hele de Rumlara akaryakıt satmayın “ricası” işin tuzu biberi oldu. Bir kez daha söyleyelim, önemli olan isimleri değil, zihniyeti değiştirmek. Kökten…

 

NEREDEN NEREYE:

Gazeteci İsmail Saymaz, bizi çok iyi tahlil etmiş. Diyor ki, “Kıbrıslılar çok özgür ruhlu insanlar, dünyaya açık, toleranslı insanlar. Kıbrıs ekonomisi otelcilik ve kumarhaneye dayalı olan, bahise dayalı olan, kara paraya dayalı olan bir yaşam biçimine, bir bürokrasiye zorlandı. Türkiye’den oraya kaçan ne kadar belalı varsa ne kadar Türkiye’de yasa dışı organizasyonlara karışmış ya da suçlu iç içe geçmiş kim varsa bir biçimde KKTC vatandaşlığı elde etti. Kıbrıslılar böyle kirli ilişkiler ağının içerisinde yaşamayı hiç hak etmiyorlar”. Evet biz de bu düzeni hak etmediğimizi biliyoruz ama, direnmek yerine, kabullenmeyi tercih ediyoruz…

 

NEYE GÜVENDİNİZ:

Hayvan üreticileri, “battık, bittik, hayvanlarımızı satıyoruz” diyerek eylem sinyali verirken, Müteahhitler Birliği, “Ülke yangın yerine döndü, devletle sözleşmesi olan müteahhitlerimiz iflasın eşiğinde. Bir kriz masasının oluşmasını bekliyoruz” diye feryat ediyor. Hatırlayacaksınız, bu iki örgütümüz aylar önce de bu taleplerini yineleyip sokağa ineceklerini açıklamışlar ancak, hükümetin ağızlarına çaldığı bir parmak bal için eylemlerden vaz geçmişlerdi. Bugüne kadar verdikleri hangi sözü tuttular ki sizinkini tutacaklardı…

 

ÇOK GÜLDÜM:

Ersin Tatar’ın çok vakti var ya, güzellik kraliçelerini kabul etmiş. Ve bakın ne demiş; “Kraliçesini kendi seçen, güzellik yarışmasını kendi düzenleyen bir toplum olarak…”. Nasıl yani? Onu da mı başkası seçecekti? Nerede görülmüş yarışmasını başkasının yaptığı, kraliçesini başkasının seçtiği bir ülke? Karıştırmış. Çok güldüm. Aslında seçimlere müdahale etmeselerdi, eminim bu toplum kendi kendine kraliçesini de, liderini de seçerdi…

 

GÜNEYDE AŞI 5 YAŞA İNDİ:

Güney Kıbrıs, 10 Aralık’tan itibaren, aşılanma yaşını 5’e indiriyor. Bizde? Yok öyle bir kayıt. Okullarda vakalar, iki haftada iki katına çıkmış, Bakanlık rakam vermenin derdinde. Kimsenin sorumluluk aldığı yok. Ne test takibi var ne mesafe ne hijyen. Öğretmenler pozitif, öğrenciler pozitif. En azından bunu zorlayabilsek. Bu çocuklar hepimizin, hükümetin derdi haline getirmek hepimizin görevi. Açıklama yaparak elde edilecek bir şey yok, gördünüz…