Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMİZDİR: (HALKLARIN BİLİNÇALTINDA YAŞATTIKLARI KIBRIS)

Fi tarihinden kalmış eski bir efsaneymiş. Memleketin birinde bir “prens” varmış. Gençmiş iyi insanmış ama kamburmuş. Bu nedenle büyük üzüntü duyar, hep düzgün bir insan olmanın hayali ile yaşarmış.
Bir gün memleketin en iyi heykeltıraşını çağırmış. “Benim bir heykelimi yapacaksın ama kamburu olmayacak, sağlıklı bir insan gibi duracak” demiş.
Heykeltıraş kambursuz ama prensin tıpkısı bir heykel yapmış. Prens heykeli sarayın bahçesine koydurmuş ve başlamış her sabah ziyaret edip uzun uzun seyretmeye. Bir yandan da “işte ben böyle olmalıydım” demeye. 
Aradan bir süre geçtikten sonra bir gün bakmış ki Prens, yavaş yavaş daha dik yürümekte, sırtındaki kamburu da gitgide yok olmakta. Nitekim bir sabah kalktığında tam bir sağlıklı insan oluverdiğini görmüş. Halkını çağırmış müjdeler vermiş…
AYNALARA BAKMASINI BİLMEK: Kendinizi nasıl görmek isterseniz gerçekte siz öylesiniz. Bütün olay bilinçaltınızda size ait olan o müthiş düşüncedir. Aynalara bakıp kendinizle ne kadar konuştuğunuzu sizden başka kimseler bilemez. Kendinize ne kadar “güzel” yahut “çirkinim” dediğinizi de…
O camda yansıyan sizsiniz. Cisminizi de ancak siz değerlendirirsiniz. Beğeni de sizindir nefret de! Kendinizi nasıl görmek istiyorsanız öyle görürsünüz…
Prens yıllarca kambursuz heykeline bakarken belki de hep “işte böyle olmalıydım” demişti. Ve bir gün o bilinçaltının gücü “olmak istediği” prensi yeniden yarattı…
TOPLUMLAR DA BÖYLEDİRLER: Türlü çeşitli, her renkten her dilden her dinden olmalarının bir önemi yoktur. Asıl önemli olan bir arada yaşamak becerisidir.
Fakat onca karma yapısallık içinde “nasıl anlaşacaklar, dillerinin, dinlerinin, gelenek ve tarihlerinin farklılığını nasıl aşıp ayni kültür harcında yoğrulacaklar?”
Çok kolay olmuyor. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri oluşmadan önce yüz yıllar süren savaşlardan geçmek zorunda kaldılardı. Kuzey-Güney savaşlarında oluk gibi kanlar aktıydı. Sonuçta resmi dili İngilizce olan bir Amerika doğduydu.
Fakat ayni kıtanın Güneyinde hep İspanyolca konuşuldu. Çünkü orası da İspanya’nın sömürgesiydi, İspanya’dan gelen insanlar yerleşmişlerdi…
Kısaca “yeni kıta” Kuzey’in Fransızcasını da içine alan türlü çeşitli dillerin, dinlerin, ırkların arasında pay edildi…
ÇÜNKÜ: İnsanlar bilinçaltındaki güdüleri ile olmak istedikleri yöne doğru giderler. Ve onları kendilerinden başka kimseler ne zorla ne de hile ile değiştirme kudretine sahip değiller…
Cebren, kanunen de bir araya getirmiş olsanız “eğer Türk ise Türkçe konuşacaktır eğer Rum ise Rumca… Eğer Hristiyan ise kilisesine gidecektir Müslüman ise camisine! Kültürleri de kendi dillerinde olacaktır sanatları da. Tarihleri de farklı olacaktır, gelenekleri de…
Ha bir arada mı yaşayacaklardır? Neden olmasın! Ancak bunu bizatihi eğer sözü getirip Kıbrıs’a bağlayacaksak Kıbrıs Rum ve Türk halkları isteyeceklerdir. Üstelik çoğunluğunca…
Yetmeyecek o çoğunlukların bilinçaltları “yalansız ve dalaveresiz olacaktır.” “Suret’i haktan görünüp ileride mutlak egemenliğimizi kurarız” “aldatmacası üzerine oluşturulmuş birliktelikler değil; katıksız riyasız birliktelikler…
BU DA ANCAK RUM’UN BİLİNÇALTINI AKLAYIP PAKLAMASI İLE MÜMKÜN OLUR: Çünkü “barış ve çözüm” seslendirmelerine güvenilemeyecek taraf Rum tarafıdır! Birleşik Kıbrıs çağrıları da, bir arada yaşabiliriz sevdaları da “tarihi sahtekârlıklarının” aksülamelsidir. Tarih ve yaşanan olaylar tanıktır ki Rum halkı Kıbrıs adasını kendi malı olarak görmekte, her bakışında bu sahipliğe tıpkı düzgün heykeline baka baka sırtındaki kamburunu yok eden prens gibi varmak istemektedir. Bu yolda yapmayacağı hile ve düzen olmadığı gibi günü geldiğinde ateşlerde yakıp akan kanlarda boğmayacağı hiçbir değer de yoktur…
NEREDEN Mİ BİLİYORUM: Bir asırdır gasp ettiği Türk halkının hayatlarından, bu adayı Türk halkına zehir zıkkım haline getirdiğinden! Hâlâ müzakere masasında bin bir türlü desise ve hile ile Kuzey’i nasıl çalabileceğinin hesaplarını yapmasından…
Yoksa neden olmasın? İnsanlar neden dilleri, dinleri, ırkları ayrıdır diye bir arada yaşayamasınlar… Olmuyor ama!     
ÇÜNKÜ: Eğer bu adanın insanlarından söz ediyorsa, ki insanlar hâlâ Türk ve Rum’durlar. Dolayısıyla kaçınılmaz ve barış’ın amir hükmüdür: Adada bir Türk eyaleti olacaktır, bir de Rum eyaleti. Amerika’da da böyledir, ötesi tüm federasyonlarda da… Şu kadar nüfus Kuzey’e taşınsın dayatmaları bu nedenle cıvıklıktan başka bir şey değildir… İnsanlar eğer dilleri dinlerine karşın birbirlerini sevip birbirlerine inanıyorlarsa ve bilinçaltlarında bu “büyük olayı” yaşabiliyorsa zaten kimseler zorlamadan da birbirleri ile kaynaşırlar, bütünleşirler… Kimselerin dayatmasına gerek yoktur!