Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR:(CUMHURİYET BAYRAMI.)






KÖŞEMDEN:    

 



     Yarın  “Cumhuriyeti”  kutlayacağız. “Pazar sohbetimde” dünyanın önemli devrimlerinden biri olan Cumhuriyetin ilanını bu vesileyle anmak istedim  Köşemden.  Çünkü unutmamak, yaşatmak gerekir diye düşünüyorum.

Ki ben Cumhuriyet kutlamalarıyla ilk kez  1946’lar Mağusa’sında tanıştım. Hatıralarım beni ancak o yıllara kadar götürebildi. Oysa çok yıllar ötesi de vardı o kutlamaların..                                                        *****

MAĞUSA surlar içine   o yıllarda henüz elektrik  verilmediydi.   Toprak damlı, yüksek duvarlı, küçük pencereli evlerimizi akşamları “petrol lambalarıyla” aydınlatır, ısınmak için  mangal yakardık.  Tabi ne kadar aydınlanır ne kadar ısınabilirdik ki!

Yeri geldi yazayım.  O  lambaların fitillerinin bir ucu cam haznesindeki petrol içinde (lambasuyu derdik)  diğer ucu da fitili  aşağı yukarı indirip çıkaran cam fanus içindeki   bir düzeneğe bağlıydı. Lambalar büyüklük küçüklüklerine göre galiba 3’den 5’e kadar sayılarla numaralandırılırlardı.

Bu “petrol lambaları olayını neden anlattım? Çünkü İngiliz kolonisi dönemiydi ve  tabi ki Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs gibi ulusal günler tatil olmazdı.. Hatta o dönemlerde Cuma günleri caminin minaresine Türk bayrağı çekmek  bile yasaktı da  büyük mücadeleler sonunda kazanıldıydı o hak..

Dolayısıyla Cumhuriyet, akşamları bir bayram şenliği içinde kutlanırdı.. Aydınlatma da “luks”lar ve “fenerlerle”  yapılırdı..                                                           *****

     O yıllarda Mağusa Tük Gücü şimdilerde “eski İş Bankasının olduğu yerde iki katlı bir “hanaydı.” Balkonu Namık kemal meydanına bakardı.                                                                    29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için hazırlıklar bir hafta önceden başlardı. Hurma dalları kesilir, mersin dalları,  fener alayı için fenerler tedarik edilir, henüz Türk bayrakları çekmek yasak olduğu için Namık Kemal meydanının bir ucundan diğer ucuna kırmızı-beyaz üçgen şeklinde  bayracıklar çekilirdi. Aydınlatmalar da “luks” dediğimiz petrolle yanan fakat etrafı beyaz ışığı ile bayağı aydınlatan aygıtlarla yapılır, yanı sıra da sarı ışık yayan fenerler asılırdı..                                                        *****

TÜM bunları Türk Gücü Kulübü’nün başkan ve üyeleri  tertiplerdi.                              Öylesi bir ruh vardı ki o yıllarda, “boru trampet” takımları kurulur, 19 Mayıs kutlamaları için resmi giysileriyle atletizm ekipleri oluşturulur gösteriler yaparlardı..

TEK bir amaç  için: “Unutmadık varız.”

“Unutulmayan” Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve egemenliğine kavuşması ise “varoluşu” da İngiliz sömürge idaresinden kurtuluşunu görmekti..

*****

VE o günün akşamı geldiğinde tutun ki o yıllarda olsa olsa ancak  bin kişinin olabileceği  Mağusa’da, bilaistisna bütün  insanlar yaşlısı genci, kadını erkeği ile o yıllarda adı “Çarşı Meydanı” şimdilerde “Namık Kemal Meydanı” olan tarihi alana gelirler, meydanı hıncahınç doldururlardı..

O ne sevinç ne kıvanç ne büyük  heyecandı..

Ve sıra Türk Gücü hanayının balkonundan atılan nutuklarla okunan şiirlere gelirdi..

(Mağusa’ya bir iki yıl sonra elektrik gelince  aydınlatmalar ampullerle yapılmaya,  o nutuklarla şiirler  de mikrofon önünde seslendirilip okunmaya başlandıydı..)

Uzun yıllar hemen her ulusal günlerde o hanayın balkonuna beni de çıkarırlar, “bu vatan sıradağlar” gibilerinden şiirler okuturlardı.

*****

     YARIN Cumhuriyet Bayramıdır. Biz bu bayramlarla mayalandık, hamurumuzu bu bayramlarla yoğurduk. “Milliyetçiliği” bu nedenle öğrendik. Namık Kemal’le “vatanseverliği” öğrendiğimiz gibi.

Çok değil. 1974’lere kadar Kıbrıs Türk halkı bu hasletiyle  vardı. O hasleti nedeniyledir ki hem “Rum”un Enosisine karşı  direndi hem kendi varlığını korumak için savaştı..

Artık o eski yıllar yok. Rahmetlik oldular. Dr. Fazıl Küçük, Rauf Denktaş bile “nostalji” haline getirildiler!                                                 Oysa bu liderlerimizle arkadaşları ve her devrede toplumun önünde fedakârca ölümüne mücadele eden “adsız kahramanlarımıza” çok şey borçluyuz. Bu adada bize “Cumhuriyeti” bahşettiler..

     Buraya kadar gelmişken büyük Atatürk’ü bir kez daha rahmet ve saygı ile anayım. Türk milletinin büyük kurtarıcısı, büyük lideri. Adı, savaşları, devrimleriyle büyümüş olmasaydık bu adada Makarios’lara, Grivaslar’a, Eokacılar’a, ırkçılara, emperyalistlere çoktan yenik düşer, göçer gider, kaybolurduk!

Ne mutlu bize ki Atatürk’le büyüdük, sevgisi, kurduğu cumhuriyeti,  mefkûresiyle yetiştik.. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun..







Başa dön tuşu