Yaşlandıkça geçmişi anımsarsınız hep. Anlatımlarınız hatıralarınızdır. Doymak bilmez bir hazla düşer çeneniz. “Ben” diye başlarsınız, “ben” diye diye bitirirsiniz!
Konuşup anlatırken karşınızdakilerin gözlerine bakarsınız.. Üzerlerinde bıraktığınız etkiyi anlamaya çalışırsınız.. Sizi ilgiyle mi izliyorlar yoksa usandırıyor musunuz..
Oysa biliyorsunuz. “Kimse kimsenin bilemez ne düşündüğünü.” Hatta gözleriyle bakarken beynine girseniz de!
Bilirsiniz ama anlatırsınız yine de.. Çünkü gelecek çok kısa, geçmiş çok uzundur artık yaşamınızda.
Beklentilerin bittiği yerdesiniz. Oysa yıllar yıllar önce, şimdilerde “yer” dediğiniz bir başka yerdeydiniz yine.. Ayaklarınız basmazken ama o yerlere aklınızı uçururdunuz göklerde.. Ve önünüzde denizler deryalar gibi uzanırdı gelecekler.
ZAMAN çok hızlı ilerler. Mesela bilebilir miydiniz “hatılarınız” olacağını o yılların. Ama güneş her sabah doğacağını bilirdiniz, akşam olduğu muydu batacağını bildiğinizce… Fakat yeniden doğması için akşamın, ölmesi gerektiğini bilmiyordunuz güneşin saçtığı aydınlıkların.. O zaman düşünürsünüz. Akşamları mı doğurur güneşi güneş mi akşamları…
Kısaca hayat bu işte. Bir gün bir daha doğuşunu göremeyeceği güneşe nazire, insan için de bir son akşam olur! Geride kalır hatırası! ***** BÜYÜK KIYAMET: Geçen hafta Hoca’dan bir fıkra anlatmıştım. Hani sormuşlar Hocaya: Kıyamet nedir diye. “Karım öldüğünde küçük kıyamet, ben öldüğümde büyük kıyamet kopacak” demiş..
“Küçük kıyameti” yazmıştım ama “büyüğü” geride kaldıydı. Hatırlatayım ama: “Küçüğü elan içinde yaşadığımız siyasi sorun ve müzakerelerdi. Şu veya bu şekilde kavgalı keyifli sürdürüp götürüyoruz.”
Tabi hatırlatalım yine: “Hemen çözüm” derken “nasıl olursa olsun” imajı yaratanlaradır sözüm. İşitmiş olacaklar: “Çözümsüzlük de çözümdür.” Nitekim 1963’den beridir bu çözümsüzlük içinde yaşıyoruz. Fakat yok olmak bir yana “varız” işte. Üstelik ceplerimizde AB’nin kimlikleri ve pasaportlarıyla. Yani dünyalıyız da!
“BÜYÜK KIYAMETE” gelince: Bu çözümün bir de “referfandumu” vardır. Bugünden kimse düşünmek istemiyor ama topraklarımızı yüzde 29 çekeceğiz.
Ve ne olacak? 1974’ün Attila hattı Mağusa Lefkoşa anayolu olarak yeniden çizilecek. Güneyin’de kalan Türk köyleri Annan planında olduğu gibi Rum’a iade edilecek…
Maraş’a gelince. Ne zaman lafı geçse “kapalı Maraş’ın iadesi akla gelmekte!” Oysa o kapalı bölge tutun ki Maraş’ın dörtte biri! Ve eğer iade edilecekse Maraş bütünüyle edilecek..
Öte yandan “asla verilemez” falan diyorlar ama Rum için olmazsa olmazdır Omorfo! Hatta Karpaz!
Lafın kısası şudur. Bir anlaşmaya varılması “çözüm oldu” anlamına gelmez. Referandumu atlatmadan tabi! Annan planında Rum tarafı hayır dediydi. Belki bu kez sıra bizde!
**********
İKİ POLİTİKACI FIKRASI: Çok ukala bir poltikacıydı. Bir gün tiyatroya gitti tabi en ön sıraya oturdu, oyunu izlemeye başladı.
Bir yerinde kral rolündeki oyuncu şöyle diyordu bağırarak: “Atımı getirin.” Politikacı hemen laf attı: “Eşek olsa olmaz mı?
Kral döndü politikacıya baktı, “olur tabi” dedi. “Buyurun sahneye!”
***
Başbakan Özgürgün makam odasında raporları okuyor, okududuça yüzü renkten renge giriyor, canı sıkılıyor, kalkıp odada dolanırken gözü duvardaki portresine takılıyor. Portreye dik dik bakıp “durumlar kötü, yine borçlanacağız bu ay, ne olacak halimiz” diyor. Duvarda asılı fotoğraf dile geliyor ve yanıt veriyor: “İlk seçimde beni indirip yerime bir başka politikacıyı koyacaklar!”
































