Bizim kuşak, çocukluklarına özlem duyacak bir hayatın insanları olmadılardı! Mesela ben doğduğumda 2. Dünya Savaşı başladıydı.Aklımı başıma devşirdiğimde sona erdiydi ama yaşamlardaki restorasyonu kolay olmadıydı! Yokluklarla sarmanlanmış, işsizlikle mühürlenmiş hayatlar, çocuklar için hiç de şen şakrak değildi! Ayni makastan çıkmış modeller gibiydik.. Mesela evlerimiz hep toprak damlıydı. Tıkıstı, izbeydi, kışları soğuk yazları sıcaktı. Karanlıktı çünkü elektrik yoktu. Mağusa limanı çoğu insanın tek geçim kaynağıydı. Öteki meslekler mutluluk sayılırdı. Bir bakkal dükkânı, bir meyhane, bir kahvehane sahibi olmak Allahın insanlara bahşettiği en büyük lütuftu. Böylesi koşullarda yaşamak zorunda kalan çocuklar da mutlu olamazlardı..
TEK GERÇEK “KADERCİLİKTİ:” O yıllarda “mutlulukla-karamsarlık,” “zenginlikle-yoksulluk” kavramları insanların hayatlarında oluşan anlamlı duygular değillerdi. Yıllar sonra düşündüğünüzde anlardınız. Tolumca paylaşılan hayatlara ne soyut ne de somut anlamlar katardınız. Zaten düşünecek zamanını olmaz, “kadercilik” her bir duygunun önünde tek dayanağınız olurdu.
İyi ki de olurdu! Allah’a sığınmak insanları çok rahatlatırdı. “Talih” denirdi zaten! “Alnımıza ne yazılmışsa o olur” tevekkülünde yaşamaktan öte bir şansı yoktu insanların.. Ve biz çocuklar çok iyi anlardık “talihi!” Allah uygun görmüşse Melek Melaike gibi girerdi hayatlarımıza. Mesela ansızın bir tenis topçuğunun sahibi olabilirdik! Yahut yuvarlacık camında dünyanın en güzel renkleriyle bezenmiş “pirililerimize” yeni pirililer katabilirdik. Balonlarımız, dahası bir çift yeni ayakkabımız, pantolonumuz, caketimiz olabilirdi.. İşte o zaman anlardık “sevinci!” Yüreklerimiz heyecanla çarpardı. Pır pır uçacak kuş gibi hissederdik kendimizi. Gözlerimiz parlar, her zaman sarı olan yüzlerimize işte o zaman gelirdi pembeden kırmızıya kadar renkler…
FAKAT: Yine de gelip geçerken ömürler, nerede lafı açılsa “çocukluklarımızın” her halde varlık savaşımımıza saygıdan olmalı, “ama ne güzeldi” deriz! Belki de doğru söyleriz. Çünkü emek verirken ter akıtmak, o terle ıslanmak bir ömrün kutsanmışlığı olmalıdır ki düşündükçe sevindirir insanı… O terleri çok akıttık…
ASIL BÜYÜK OLAY: Çocukluk yıllarımızda bir büyük olay daha vardı yaşadığımız. Mesela nesilden nesile aktarıla aktarıla gelmeliydi bize de! Kendi varlığımızın dışında bir varoluş cehdi daha vardı. Mesela ne olursa olsun bilirdik ki hep ayakta durmamız gerekirdi. Bilirdik ki ayrılırsak yerimizden hemen kapacak olanlar vardı! Düşersek şayet, bilirdik ki ne kaldıranımız olacaktı ne yardımımıza koşanımız.
Bu nedenle ne yerimizden ayrılırdık ne düşerdik! Aksine İngiliz sömürge idaresine de Enosis hayallerinde yüzen Rum’a da dik durur, diklenirdik hatta! Hem de çocukken bile!
ÖMÜRLER BÖYLE GEÇTİ: Kıbrıs Türk halkının kuşaktan kuşağa geçti ömrü. Yaşanmamış çocukluklara karşın yaşanan varoluş mücadelesiyle! Çocuklar da öğrendi: Düşmemesini, yerinden yurdundan kopmamasını.. Doğup büyüdüğü yerlere “vatanım” dedi. Bu nedenle bastı Namık Kemalleri bağrına.. Bu nedenle sarıldı Atatürk devrimlerine.. Bu nedenle sahip çıktı özgürlük ve egemenliğine.. Adayı kendi egemenliğine kaydetmek isteyen Rum ve Yunan militaristleriyle bu nedenle savaştı. Bu nedenle sığındı Anavatan dediği Türkiye’ye…
ALLAH İNSANA FIRSAT VERİR: Bilir misiniz? Koyusundan mistisizm olacak ama olsun diyorum. Çünkü gerçektir.. Allah insana dar’ı ömründe iki üç fırsat verirmiş. O fırsatları değerlendirip doğru kullanan kullarını da ihya edermiş.
Düşündüm. Gerçekten de Mazlumun yanında olmalı Allah.. Kendimi bileli beridir bildiğimce Kıbrıs Türk halkına altınlar elmaslarla ölçülemeyecek değerde “şanslar” tanıdı. Hem de kapılarını sonuna kadar açarak..
Birisi 1960 da Kıbrıs Cumhuriyetiyle birlikte Türkiye’nin garantörümüz olmasıydı. Olmasaydı kim bilir ne olurdu hallerimiz..
Diğeri 1970 Barış Harekâtıydı. Türk halkı ilk kez Kıbrıs’ta kendi bölgesinde kendi devletinin sahibi oldu.
Üçüncüsü Rum tarafının Annan planına hayır demeseydi. Demeseydi çoktan Rum sultasının altında azınlıktaki bir toplum olacaktık. Esir Türkler sınıfında!
DİKKAT: Dördüncüsü geliyor! Ve deniyor ki “geçmişinize ait ne varsa sırtınızda, kafanızda, ruhunuzda, yüreğinizde.. Silkinip atacaksınız! Ve Rum halkı ile birlikte yeniden birleşik Kıbrıs’ı kurarken üryan kalacaksınız! Ki kim ne münasip görürse onları giydirsin yine size!
SON FIRSAT: İşte bir son fırsat daha! “Ya devlet başa yahut kuzgun leşe!” Dur bakalım “çocukluğum” diyorum! Devran döne dura bugünlere kadar gelivermişlikte ne gösterecek bize!


























