Geçtiğimiz günlerde Lefkoşa’dan bir okuyucum aradıydı. Yayınlandığı günden beridir Havadis gazetesini okuduğunu söylüyordu… Adını da söyledi ama iznini almadığım için yazmıyorum… Hoş beşten sonra sözü o günkü yazıma getirip şöyle dediydi: “İyi güzel de sonunda “bağımsızlık ve egemenlik demişsin…”
Der demez anladım ve güldüm! “İkisi de ayni” dedim… Sonra “pööö” diyerek ekledim: “Kırk sekiz yıldır yazıyorum bir bilsen böylesi ne kadar çok yanlışlar yaptım… Ayni anlama gelen “koşul ve şartlar” mı demedim, yoksa “şerefi ve onuru” ile oynanmaktadır mıdır demedim.. Ayni yazıda kelimeler bazen “sonuç” oldu bazen “netice!” bazen nasıl becermişsek “ay yıldızı” ayı ile yıldız” da yaptık!
…Hatırıma gelmiyor ama sonradan bir göz attığım yazılarımdan ne kadar utandığımı iyi hatırlarım. Bereket versin bir ben yazıyordum bir ben okuyordum da kimseler farkına varmıyorlardı… Zaman değişti ama. Demek “okuyanımız oluyor” ki “aman dikkat et” diyorlar…
Türkçe dili yıllarca Türk Dil Kurumu’nun “Türk dilini Türkçeleştirme” işgüzarlığında hırpalandı… Sözlüklere (lügatlere) eklerle türetilen yeni kelimeler sokuşturulurken, “Arapça” denilenleri çıkartıldı…
Ta Osmanlıdan edebiyatı, müziği, şiiri ile süzülerek gelen ve Cumhuriyet dönemine intikal eden Türk dili, zenginliğin timsaliydi… (Not: Bakın burada cümleye uygunluğunca “timsaliydi” kelimesini koydum. Türkçe anlamı “suret yahut resmi.” Eğer cümleyi “Türk dili, zenginliğin resmiydi” yahut yine Arapça olan “suretiydi” kelimesini koymuş olsaydım cümle çarpık olacak, anlamı şaşacaktı!)
Ne var ki geçen zaman içinde günlük dile yerleşmiş eskiden kalma sözcükler yazı diline aktarılıp da “Türkçeleştirmenin hışmına” uğrayınca, ortaya işte ayni anlama gelen iki kelimenin yan yana yazılıp söylenmesi gibi karmaşalar çıktı… Hâlâ da devam ediyor…
MESELA YAHUT “ÖRNEĞİN:” Şu “müzakere.” Arapça sözcüktür. Anlamı “İki kişi arasında konuşma, Bir iş için evvelden sözleşme. Fikirleri tartışmadır…”
Dikkat edin, “müzakere” kelimesinin açıklamasında “görüşme” yoktur. Çünkü “görüşme” insanların aldıkları bir randevu yahut randevusuz birbirleri ile buluşmalarını ifade eder… Konuşurlar da tartışırlar da koklaşırlar da…
Fakat konu karşılıklı olarak fikirlerin (görüşlerin) tartışılması oldu muydu “müzakere” sözcüğü tam anlamını vurgular…
Nitekim Kıbrıs siyasi sorununda son zamanlarda, TC’den aktarmalı “müzakere” kelimesi kullanılmaktadır… Buna karşılık halk ve medya bazen “müzakere bazen da görüşme” demektedir…
DERLER Kİ. İngilizce dili 500 bin kelimeyi ihtiva edermiş. (İçerirmiş.) İngiliz tüm sömürgelerinden de topladığı kelimeleri “lügati” yapmış…
Pekala Türkçe dili? Tabi ki çok zengin dildi. “Türkçe, Arapça, Farsça” kelimelerden oluşan bir “Osmanlıca” konseptine sahipti… (Alın size yeri sırası geldiği için bir de “konsept” kelimesi. Bu da Fransızcadan Türkçeye geçti. İnternetten anlamına baktım, “görüş, anlayış, fikir, düşünce” imiş… Ne var ki anlamı açıklanırken bile “düşünce ile fikir” “görüşle anlayış” yan yana konmuş. Hepsi de anlamdaş! Nitekim şimdi yine yaparlar mı bilmem. Geçmişte mahkemede hakimler kararı okurken, “onuru, haysiyeti, şerefi ile oynadığı için” derlerdi ki her üç kelime de ayni anlama geliyor…” Ne var ki Türkçede buna dil zenginliği diyorlar!
NEYSE GELELİM DİLİMİZE: (KIBRIS TÜRKÇESİ BERBATTIR) Türkiye’deki bazı “dil” yahut “lisan” bilimcilerine göre Maymunlar kendi aralarında konuşurlarken yüz kelime falan kullanıyorlarmış… Türkçe’de de insanların kendi aralarındaki gündelik konuşmalarındaki kelime sayısı 300’ü geçmezmiş! Ve ekliyorlar: “Yani maymunlardan bir gömlek daha üstünmüşüz!”
Tutun ki olayın esprisi yapılıyor… Fakat doğruya doğru diyelim ve kendimize bakalım. “Kıbrıs Türkçesi berbattır!”
Çoğu zaman kem küm etmektir! Çoğu zaman cümleleri (tümce) bitirmeden ortasından kesip noktayı koymaktır! Çoğu zaman bir “fikri, bir düşünceyi, bir görüşü, bir anlayışı , bir duyguyu” ifade etmekte yetersiz kalmaktadır… (Dikkat, hepsi de şöyle böyle ayni anlamı veren kelimelerdir, özellikle yan yana dizdim ki bu “şart ve koşullarda” “durum vaziyetleri” “idrak edip anlayasınız” diye!)
…Bizde Türkçe dili kekelemektir. “Eeee” diye diye gevelemektir! İlle de “Kıbrıslıca konuşacağız” ısrarında bile bile kelimeleri yanlış kullanmaktır… Ve dikkat: Bu şekilde konuşmak teşvik edilmektedir! Yeter ki dünyanın neresine gidersek gidelim daha ağzımızı açar açmaz “Kıbrıslı” olduğumuzu anlasınlar…
DİL ANCAK BU KADAR HORLANIR: Bir ara Rum tarafında “Ellenika” konuşulması için kampanya başlatıldıydı. Durumları nedir ne kadar başardılar bilmiyorum. Ancak Güney’in bu kampanyasına karşın biz “Kıbrıslıca” deyip bozuk dille konuşma kampanyası başlattık…
Başardık da! Şimdi yollarda bellerde gençlerin konuşmalarını işitiyorum. Birbirlerine “yürü be hayvan, git işine” diyorlar! Yahut “manyak, eşşek! Veya burada yazamayacağım küfürlü kelimeler…
Bilir misiniz bizim öğrencilik yıllarımızda bu kelimeler çok kullanılmazdı ama arada sırada söylendiğinde de kavgalar kıyametler kopardı… Hakaret olarak kabul ederdik…
BUNA KARŞIN DİLİMİZİ ÇOK DA İYİ KULLANAN İNSANLARIMIZ VARDIR: Kendimden söz edecek olursam “ne konuşma dilimi ne de yazı dilimi yani imlamı beğenmiyorum…”
Uzun cümleler… Yeni nesil insanların anlamadığı Arapça kelimeler… (Oysa diyorum yetişen gençler en az Atatürk’ün “Nutuk”unu okuyup anlayacak şekilde yetiştirilmelidirler. Bu dil kısırlığı bilimsel ve tarihi araştırmalarda da olumsuz sonuçlar yaratıyorlar…
Ve devam ediyorum: Kısaca dilim ve imlâm ki şimdilerde ona “Dil Bilgisi” deniyor “temiz” değil… Buna karşın bazı gazeteci refiklerim var ki bayılıyorum yazdıklarına. Tertemiz Türkçe kelimeler ve kısa kısa cümlelerle öylesine güzel anlatıyorlar ki anlatacaklarını…
…Yavaş yavaş TV kanallarındaki sunucularla konuşmacılar da dillerine çeki düzen veriyorlar. Fakat bazıları da hâlâ kuyruğuna basılmış kediler gibi ciyak ciyak konuşuyorlar, doğrusu çekilmiyorlar!
Diyeyim ve ekleyeyim: “İnsan kelimeleri ile düşünür. Ne kadar çok kelime biliniyorsa o kadar çok düşünce… Eh, serde “hocanın hindisi gibi düşünmek de var, “kokito erko sum” yani “düşünüyorum o halde varım” diyen Descartes gibi düşünmek de var…
Hepinize iyi ve tatlı “diller.” Ki unutmayın “yılanı deliğinden çıkarttığı” gibi insanı deli divaneye de çevirir… Tabii ben de unutmadım: “Anastasiadis’e de “barışı ve çözümü tarif ederken akıllı uslu kelimelerle güzel dilli söylemler” temenni ederim…

Sonraki Haber

























