Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOBETİMDİR: (ÇÖZÜMÜ SEVMEK!)

KÖŞEMDEN

 

      Usancı yaşıyoruz! Yok, kendi hissiyatımla varmıyorum bu kanaate. Gürüşüp konuştuğum, yarenlik yaptığım dostların fikri de öyle..

Çünkü toplum tekdüzeliğe düşmüş.. Heyecanı, devinimi, esprisi gitmiş geriye sinirli hiddeti kalmış..

Çatık kaşlı olmuşuz. Birileri yanımızda kibritini çaksa alev alıp yanacağız!

Abese işler peşinde zaman öldürmeyi üretkenliğe tercih eder olmuşuz! Nitekim:

BAKIN şu siyasi sorun karşısındaki toplumsal duruşumuza!

Ulusal çıkarlarımızı değil, çözüme yönelik düşünce ve stratejilerimizin ne kadar haklı olduğunun kişisel kavgalarına düşmüşüz..

Biliyorum her insanın nevi şahsına münhasır olması gereken böylesi  tutkuları vardır elbet.. Bu nedenle kayıplarının da   olduğunca..

Ne var ki toplumca paylaşamadığımız kazanımlarımıza karşın, hep o kayıp yanlarımızı ararız…

OYSA bir kitapta okudumdu yıllar önce: “Işığı en güzel gören insanlardır” derdi bir yerinde. Işık ise Güneş’in doğuşu ile başlar, gün boyunca aydınlatır bizi.

Fakat  yine de biz o Güneşin ışıklarını, battığı için bastıran akşam karanlıklarında ararız…

SEVGİ de öyledir. Yaşandığı sürece umurumuzda değildir. Ama yitip gittiği zaman ararız onu!

“Vatan sevgisi” mesela.. Nedir diye düşündük mü? Ki insan vatanını sever..

Nitekim sevdiğimiz için mücadele ettik uğruna. Hâlâ mücadele ettiğimiz gibi.. Fakat!

*****

FAKAT: İşte yakın bir gelecekte bu sevdiğimiz vatanı yeniden müzakere masasına taşıyacağız. Ve “ya bu vatanı çok sevdiğimizi ispat edeceğiz yada yeni sevgiler uğruna kaybedeceğiz..”

NE demek bu? Şu demek:  Federasyonu da çok sevdik! Guterres’li BM’leri de! Hatta komşumuz Rum halkını da..

Ki önce “tüm ada egemenliğine göz diken, Enosis’i gerçekleştirmek için hem kendine hem Türk halkına kıyan   düşmanlarımızdılar!”

Sonra ve nasılsa “asırlarca birlikte yaşadık” saplantısında “neden bundan sonra da birlikte yaşamayalım” dedik..        Dediğimiz dedik 45 yıldır müzakere masalarında bu birlikte yaşamanın sihirli formülünü arıyoruz Güney’deki komşumuzla!                                                                                           ***

OYSA: İnsanlar eğer birbirlerini severlerse birlikte yaşarlar.

Sevgi ise yasalarla oluşmaz. “Sevgi gönül, insanlık” işidir.. O kanunlarla yazılıp okunmaz. Askeri güvencelerle  sürdürülmez!

SEVGİLER şiirler, şarkılar, güzelliklerdir ki “kalplerden dudaklara yükselen sesler, çağlayan dereler, açan çiçeklerdir!”

Ruhunuzda duymazsanız yoktur! Bu nedenle zorla  gerçekleşmez, inşa edilmez.. Ki buna “insan kardeşliği” denir.. Denir de hangi insan topluluğunda vardır ki!   İşte dünyamızın örnek halleri! Yeter de artar bile bakıp gördükte sevgisizlikle nefreti!

***                                               CADILAR BAYRAMI VE GENÇLERİMİZ

Geçen Cuma akşamı, her ne kadar KKTC’nin “Ulusal ve Önemli Günler” saptamasında adı ile sanı, yeri ile niteliği yoksa da maşallah ulusça Cadılar Bayramını, tam da şanına ve kostümlerine yakışır şekilde kutlayıp kutsadıktı!

O kutlama yerlerinden biri de Mağusa Namık Kemal Meydanıydı.

Ki Cumartesi sabahı “İbo”nun kahveye gittiğimde arkadaşlar daha “günaydın” demeden beni elimden kolumdan  paçamdan çekerek, “gel de meydanın halini gör” dedilerdi.                                                              Zaten iki adımlık yer. Gittiğimde üç dört belediye işçisi, bir de belediyenin çöp arabası meydanda akşamdan kalma “zibillikleri” topluyorlardı!

Bir kamyon dolusu çöp torbası doldurmuşlardı. Fakat meydanda hâlâ deniz deryalar gibi çoğu kırık bira şişeleri, camlar, kâğıtlar, meşrubat kutuları vardı..

***

BU memleketin Cumhuriyet Bayramları, 23 Nisan, 19 Mayısları, Kurban Şeker Bayramları da vardır. 1974 Barış Harekâtı kutlamaları da…                                                            Fakat hiç biri “Pagan’ların Doğa dinlerinden kaynaklı, sonradan Hristiyanlara da musallat olmuş “Cadı Bayramı” kadar popüler ve kutlananı olmadı!

Ki artık her yıl biraz daha görkemli  kutlanmakta!. Nerden anladım derseniz mesela Namık Kemal meydanındaki kutlamalar sonunda arkalarında bıraktıkları kamyonlar dolusu kırık bira şişelerinden, pislikten derim!                                              Kaldı ki anlattıklarına göre o cadı giysileri de çok görkemliymiş. Maskelerine de yokmuş diyecek!

Tabi daha başka şeyler de anlattılardı hadi ben anlatmayım!

***

NE OLUYORUZ? Neden kendi “özel ve ulusal günlerimize  sırt dönerken hatta horlarken, “Cadılar Bayramı” gibi bizim olmayan, geleneğimizde bulunmayan  “bayramlara” angaje oluyoruz?                        Belki “eğlencesi” güzeldir de ondan.. Öyle de “nerde o güzelliğin  ispatı?”  Geride kalan kamyonlar dolusu kırık bira şişeleri artıkları mı?                                                                  Neden içilen biraların şişeleri ille de kırılmakta? Bu nasıl bir ruh hali, nasıl bir gençlik mesajı, feryadıdır?

Yoksa bana ne! İster Cadılar Bayramı olsun ister  şeytanlar.. Eğlenme hakkına (serzenişte bulunsak da)  kim karışabilir ki?

Ama o eğlencenin sonunda  geride bırakılan “pisliğe”   karışılır da “pislik” olduğu için lanetlenir de!