Dün 1983’de “KKTC’nin ilanından bu yanadır hâlâ “kurumlaşamayan” yapısızlığıyla sallan yuvarlan, ağır aksak yoluna devam etmeye çalışan “Devlet”ten (KKTC) den söz ettimdi! Ki sözünü etmediğimiz gün yoktur, çünkü gerçekten (sütü var ya da yok) “Devlet” milletin anasıdır!
Ayni zamanda Rahmetlik Denktaş’ın ilan ettiği günden beridir de bütün uğraşlarımıza karşın yıkamadığımız Devletimizdir!.
Ne her yıl bir hükümet değiştirmişsek ne de zırt pırt erken seçim yapmışsak!.. Doğrusu rahmetlik Denktaş mayasını iyi tutturmuştu mu diyelim?
Şöyle ki eğer istemiş olsaydı daha KKTC’i ilan ettiği gün Rum tarafını da işaretleyerek ve siyasi yönden mütekabiliyet esasını gözeterek, “Başkanlık sistemini” de birlikte gerçekleştirir kendisi de kadım ve daim Başkan olarak başına geçerdi!
Nitekim bir ziyaretimde kendilerine sorduydum. “Neden Parlamenter sistemi tercih ettiydiniz?”
Tıpkı öncesindeki bir konuşmamızda, “neden biz de Rum tarafındaki gibi bir ulusal Konsey’ oluşturmadık” soruma karşılık; cevabını omuz silkerek ve adeta “bilmiyorum” dercesine bir iki kelimeyle geçiştirdiydi!
(Çok sonraları düşündüğümde O konuşmadan sonrası konuşmalarımızdan da anladığım şu olduydu. “Denktaş bir dava adamıydı. Ve her “dava adamı” gibi davasını “arkadaşlarının destek ve kendisine olan güvenleriyle sevgileri sayesinde sürdürdü..”
KKTC’i kurarken büyük olasılıkla kendini “Başkanlık sisteminin “tek lideri” olarak empoze etmek istemedi. Mücadelesini halka dayanarak sürdürmeyi yeğledi bunun için de “telafuzu çok cazibeli olan “Parlamenter Sistemi” yeğledi.. Ki yıllardır sayesinde ne erken seçimlere doyduk ne de KKTC’e bir yıldan fazla görev yapacak Hükümet dayandırabildik!..
***
UZUN süredir “yapısal kusurlarımızın” başlığı haline getirdiğim “Yönetim sistemimizle” yönetilmek zorunda kaldığımıza nazire mesela sonunda “Dörtlü Koalisyon” oluşturmak zorunda kaldığımızı da hatırlatmalıyım! Yani KKTC’i “yönetmek” gitgide daha zor oluyor!
Örneğin şimdilerde de Tatar Başkanlığındaki Koalisyon Hükümeti başarılı değildir! Tutun ki 350 bin kişilik bir toplumda bile Koranavirüs nedeniyle aldığı “ekonomik tedbirler” olduğunca Siyasi partilerle STÖ’nin protestolarına methaldar oldu ki sorasım geliyor: “Hiç mi “beğenisini ilan edecek yandaş kuruluş ve örgütler yoktu?” “Yada neden oluşamadı!”
NİTEKİM bir süre önce “virüs” nedeniyle sadece daralmayan, batma tehlikesiyle de karşı karşıya kalan özel sektörün büyük bölümü; Hükümetin “Yerel İşgücü İstihdamının Desteklenmesi Tüzüğü” (hiç mi olumlu yanı yoktu) dedirterek; toplumdaki tüm kesimlerin olumsuz tepkilerinin bombardımanına uğradı!
“Tüzük” bir yandan özel sektörün virüs nedeniyle çalışmalarını durdururken yanlarına çalıştırıkları sigortalılara bin 500 liralık katkıda bulunmayı kararlaştırdı ama göz göre de “partizanca” tutumlarda bu iyiliğini, partizanca tutumlarda “şer” haline getirdi!.
YANİ Koranavirüslü bir dünyasal felaket bile; her yıl bir hükümet yıkıp bir yenisini iktidar yapan 350 bin kişilik minyatür bir toplumdaki “yönetim erkinin” bile “adaletli” olmasına yetmedi! Ki dünya ölçeğinde Kuzey’deki varlığımız, “büyük bir aileyiz” ifadesinde bile “küçük” kalır!
BU nedenle anlarız ama: “Politikanın küçüğü büyüğü yoktur! Politikası vardır. Ya iyidir ya kötüdür!”
***
BAŞA dönüyorum: “Yönetim sistemi değişikliğine gitmez, “Başkanlık sistemi” yanı sıra “Kurucu Meclis” örneğinde ve Güney’deki Konseye nazire, eğer tüm toplumun tüzel ve özel kuruluşlarından oluşacak bir “ulusal denetim mekanizması” oluşturmazsak; Devleti ne kısır döngülü yönetimlerden ne de partizanca tutumlarından kurtarmak mümkün olmayacaktır..”
Hele Devlette istikrarın, Hükümetlerin devamlılık ve belirlenen yönetim süreleri içinde “kalıcılıklarına” bağlı olduğu gerçeklerde, KKTC’nin sürdürüp götürdüğü adı güzel kendi çıfıt çarşısı olan “Parlamenter sistem” adlı yönetim biçiminde, ne istikrar ummalıyız ne de dirlik düzenlik!
































