Henüz “Kripto para” icat edilmeden biz TL’yi “niyetine” kullanmaya başladıktı ki şimdilerde döviz karşısında yenik düştüğünden biz de yenik sayılıyoruz!
ALLAH rahmet eylesin. 1974’de Barış Harekâtının hemen ertesinde Ecevit’in Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğu’nun aklına bir başka çare ile formül gelmediğinden.. Dolayısıyla Kuzey’den kovulan Rum’a karşılık parasını da kovamadığından.. Son çarede, “36 TL dediydi eşittir bir Kıbrıs lirası!”
Sonraları Güney AB’ye duhul eyleyip Yurolarla oynamaya başladığında, biz de anladıktı ki Türk lirası ekonomimizin şah damarında atmaktadır! Şöyle ki “Türk Liralarını evirip çevirip Yuro Sterlin yapıyor, sonra da Güney’e geçip alış verişlerde kullanıyorduk…
Yetmediği yerde bizzat Yurolarla sterlinleri Kuzey’in “kriptoları” olarak ticari ve ekonomik sektörlerde “alış veriş” paraları olarak tedavüle sokup, Rum’un Yurosuna inat ensesinden carta çekiyorduk! ***
(TABİ ki yukarıda yazdıklarım sadece “para” ile ekonomik ilişkiler yönünden değil, kurlar ve tedavüldeki değerler yönünden de yanlış olmalıdır zaten şaka yapıyordum..)
TEK ciddi tarafıysa, Türk parası kullanırken devlet iddiamıza karşın Rum’un İngiliz’in Yuro ve sterlin değerlerindeki paralarına hâlâ bağımlı ve muhtaç olduğumuzdur..
Ki “para ile oyun olmaz” dediğimizin üzerinden yarım asır geçti ama dujrum vaziyetler değişmedi! ÜSTELİK biz devletin para birimi olarak TL’yi resmileştirirken; tedavülde gezinen yurolar, dolarlari sterlinlerle de o yıllık planların döviz vurgunlarından kaynaklı batıp giden hesaplarına kitaplarına da nanik çekmeye devam ediyoruz! ***
LAFIN KISASI ŞUDUR: Çözüm olmadan “istikrara” kavuşmak mümkün olmayacaktır..
Ki sık sık tekrar ettiğimce bir daha tekrar etmem gerekirse “eğer hayatlarımızı tehdit eden Azrail esamesindeki Covid 19’un hışmına uğramamış olsaydık, bugün sadece hizmetler sektörüyle sağladığımız mali ve ekonomik kazançlarla çok daha iyi durumda olabilecektik. Pandemi kalkınma sürecimizi fena vurdu! Sonuçta “dövize” dayalı gelişme bu kez hem de TC’nin himmeti oranında TL’ye kaldı! Oysa:
“Kelin merhemi olsa kendi başına sürerdi.” Türkiye’yi döviz vurgunundan kim kurtaracak ki sayesinde kurtuluverelim!” ***
KKISACA TAKILDIĞIM: (SOSYAL ÇÖKÜNTÜYE DİKKAT!)
16 Yaşında bir kız çocuğu.. Öğrenci olması gerekir zaten bu yaşta zorunlu..
…GEÇEN gün Mağusa’da cereyan eden ve infialle karşılanırken medyada yayımlanan bir haber vardı: “İki genç insanımız bir akşam 16 yaşındaki kızı yanlarına alıp Mağusa’nın çeşitli eğlence yerlerinde alkollü içeceklerle sarhoş ettikten sonra kendisine tecavüz etmişler… Olay zaten polislik ve mahkemelik oldu!.. Fakat: ***
ERTESİ gün uğradığım bir mekânda erkek erkeğe bu olay konuşulurken baktım tecavüze uğrayan 16 yaşındaki kıza atılmadık çamur, söylenmedik laf kalmıyor!
UZATMAYAYIM: Kızlı erkekli bizler ağabeylerimizin koltuk altlarında, korumalarında, sevgi ve ilgilerinde büyüdüktü.. Sürekli murakabeleri altında.. Mesela öğrencilik yıllarımızda akşam sekizden sonra başımızı evimizin kapısından bile dışarı uzatamazdık.. Ta yirmili yaşlara gelene dek..
Büyüklerimiz ağabeylerimiz hem koruyucularımız hem öğretmenlerimiz olurlardı.. ***
ŞİMDİ şu olaya bakın: 16 yaşında bir kız çocuğu ki öğrenci olması gerekir… Akşamın ilerleyen saatlerinde kendinden yaşça çok büyük iki gençle eğlence yerlerini dolaşıyor, alkol alıyorlar.. Kim bilir nasıl falsolu davranışlarda bulunuyorlar ama bir Allahın kulu, büyük olasılıkla birbirlerini tanımalarına karşın, söz konusu mekânlarda onca insanlar tarafından uyarılma gereği duyulmuyor..
KİMSELER gecenin geç saatlerinde 16 yaşındaki bir kızın içkili yerlerde ne aradığını neden içki içtiğini sorgulamak gereğini duymuyorlar! Sonuç? *** HATTA ve belki de “keşke o iki erkek arkadaşları yerinde biz olsaydık” bile diyenlerin de olabileceği gerçeklerde; aslında korumaya muhtaç bir kızımız daha, bundan sonra hayatı boyunca ne kazısa ne örtse ne yaksa; asla silip atamayacağı iğfal edilmişliği olayının o yüz karasını hatırladıkça vicdanının utanç sızılarında yaşayacak!
Ve Erkekler gülmeye devam edecek!

Sonraki Haber

























