Arkadaş galeyana gelmiş, dinleyicinin birisi aramış “Molehiyanın ismini değiştiriyorlar, böyle rezalet olmaz” demiş, galeyana gelen arkadaş da papyonuyla komiklik yaptığı televizyon ekranında atıp tutmaya başlamış: “Elbette böyle rezalet olamaz, hep beraber direnmeliyiz, son kalan Kıbrıslılar olarak son mohikanlar gibi savaşmalıyız” mealinde laflar söylemiş.
Hemen akabinde konunun asparagas olduğu ortaya çıkmış.
Şimdilerde “sosyal medya” diye şişirilen internet siteleri vardır. Üniversitelerde bölümünü bile açmışlar.
– Nerede okuyorsun?
– Falan üniversitenin, iletişim fakültesinin sosyal medya bölümünde!..
Bize karşı oluşturulan, Amerikan icadı bir iş.
Sözde konvansiyonel yani kağıt baskı gazeteciliğin rakibi.
Artık internet çıktı, kağıda basılan gazetelerin sonu geldi.
Bütün propaganda bunun üzerine kuruluyor.
Geleneksel değerlerimizi yok etmeye aday, yeni yetme şımarıklığı.
Hep söylüyorduk da şöyle dizimize kadar uzayan sakalımız olmadığı için tırsan olmadı;
“Bu sosyal medyaya dikkat ediniz, hiçbir kural ve ilkesi yoktur, aklına esen istediği gibi atıp tutuyor, ne meslek ilkeleri vardır ne ahlak” diye.
Nafileymiş.
Bir asparagas (moda deyimle manipülasyon) sitesi “molehiyanın adını değiştiriyorlar” diye yazınca, vatandaş coşmuş, bizim papyonlu arkadaşa gazı vermiş, papyonlu da gazı almaya müsait, neredeyse “işgalci Türkiye defol, molehiyamıza dokundurtmayız” tadında bir TV programı ortaya çıkmış.
İşittiğimde çok güldüm;
“Yarasın, vatandaş gaz almaya, papyonlu monşerler gaz vermeye çok müsait, memleketin son dönemdeki hali budur” dedim kendi kendime.
İnce ayar “Gıbrıs milliyetçiliği”, yerini “kaba saba Gıbrıs hödüklüğüne” bıraktı.
Bizim hödükler, her şeyi hakir görürler, KKTC’yi beğenmezler, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne hayranlık duyarlar ama KKTC’nin her türlü nimetinden de faydalanırlar. Sonra dönerler, “yok oluyoruz” sendromunu tepe tepe kullanırlar ve “anti turks” kıvamında esip gürlerler.
Ve kendilerini alemin akıllısı, vatandaşı da alemin aptallı zannederler.
En bağnaz, en gerici adaya da inceden inceye destek verirler.
Gidip el öperler ve “hepsi birbirine benziyor, bizim beyaz saçlı en iyisidir” propagandasının payandası olurlar.
Anlayacağınız, söylemde ultra solcu, politik destekte ultra sağcı bir saçmalıkla yüz yüze kaldık 2010’dan 2014’e kadar.
***
Şimdi mesele şudur;
2015’ten 2020’ye kadar bu saçmalığa maruz kalacak mıyız?
Alemi aptal, kendilerini çok akıllı zannedenlerin bu dümenine boyun eğecek miyiz?
Dün, Havadis’in geleneksel yılbaşı buluşmasında bu soruyu kendi kendime sordum;
Cevabı “hayır”, hem de güçlü bir hayırdır.
Sırasıyla gelenler, Kudret Özersay, Mustafa Akıncı, Sibel Siber bende umut yarattılar.
Ve CTP’nin başına geçmeye hazırlanan Mehmet Ali Talat.
Bu ülke, büyük bir değişimin eşiğinde duruyor.
İlla ki buna çok ihtiyacımız vardır…
































