Geçen hafta Avrupa, merkez üssü “Büyük Britanya” olan ve rihter ölçeği ile dokuz şiddetinde bir depremle sallandıydı! Şu sıralarda artçı dalgalar gelmesi beklentilerinde hasar tespitleri yapılıyor!
Felaketi duyuran dünya medyasının Türkiye patentli gazeteleri olayla ilgili olarak en çok şu deyimi kullandılardı: “Pandoranın kutusu açıldı!” Neydi bu kutu? Anlatacağım da önce şu 9 şiddetindeki depreme bir daha bakalım çünkü bu tip felâketlere mayalanmış da olsak, bizi de olumsuz etkilemeye devam edecektir! Yani anlayacağınız “hiç derdimiz tasamız yoktu, bir bu eksikti, o da geldi başımıza!”
MALUMDUR: Geçen haftanın sonunda sadece sıcaklara değil, İngiltere’deki, “AB’de kalalım mı ayrılalım mı” üzerine kurulan bir oyunun sonucuna tosladıktı. Sürpriz bir kararla “ayrılalım” çıktığında Kamerun’nun gülüşleri dudaklarında donduydu! Aslında donan tüm Avrupa idi! Beklenmeyen sonuç, “demek ki AB’ye üye yazılmak kadar ayrılmak da mümkündür” gerçeğini çaktıydı!
Olayı “Pandora’nın kutusu açıldı” olarak yorumlayan TC medyasının irili ufaklı gazetecileri aslında şu efsaneyi anlatıyorlardı:
Eski Yunanda Tanrılar Tanrısı Zeus hem nefret ettiği hem de dünyaya kötülükleri yayması için Pandora’yı yaratır. Güzeller güzeli Pandora Prometheus’la evlendiğinde kendisine, açıldı mıydı içinde tüm dünyaya yayılacak “kötülüklerin” bulunduğu topraktan yapılmış bir kutu hediye eder ve tembihler: “Bu kutuyu asla açmayacaksın!” Aslında Zeus bir gün Pandora’nın merak edip kutuyu açacağını ve tüm kötülükleri dünyaya yayacağını bilmektedir! Nitekim öyle olur.
Pandora bir süre sonra kutuda neyin olduğunu merak etmeye başlar ve merakına yenik düştüğü bir gün kutuyu açar, bakar ki “kötülükler” tüm dünyaya yayılmaya başlamış! Derhal kutuyu kapatır ve bütün dünyayı tümden kötülüklerin kaplamasını önler!..
İNGİLTERE NE YAPTI? Aslında “evet pandoranın kutusunu açtı ve yapacağını yaptı! Şöyle Camerun, böyle demokrat Camerun derken o Camerun “referanduma gideriz” ha diyerek ilk tekmili verdiği gün zaten kaybettiydi! Rizikolu bir karardı, bu sonuç beklenmiyordu fakat “kalmakla gitmek” arasındaki fark son ana kadar değişmedi. Son an İngilizin ünlü lafı ile “bay bay” oldu!
Bizi etkiler mi? İngiltere’de okuyan pek çok Kıbrıs’lı üniversite öğrencisi vardır. Bazıları AB’den bursludurlar! Yani KKTC’yi eğitimde olumsuz etkileyecektir.
Para birimi Sterlin yönünden olumsuz etkileyecektir!
İngilterede’ki Kıbrıslı Türkleri de olumsuz etkileyecek o etkilerden biz de nasibimize düşeni burada alacağız!
KISACA: Zaten durum vaziyetlerimiz iyi değildi. Şimdi Pandora’nın kutusundan yayılan Britanya markalı “kötülüklerle” de sarmalanacağız!
TC’NİN HER TÜRLÜ YARDIMINA BÜYÜK İHTİYACIMIZ VARDIR!
Bu hafta müzakerelere devam edilecek! Gerçi her başlık önemliydi ama bu şimdikiler daha çok önemli!
Bir kere kapsamında “Federal Devletin dış ilişkileri var! Kurucu devletlerin dış ilişkilerdeki fonksiyonları var! Bundan sonra uluslar arası platformlarda nasıl yer alınacağının, nasıl anlaşmalar yapılacağının, yetki ve sorumluluk paylaşımlarının nasıl olacağının tartışmaları, tespitleri var!
Mülkiyet sorunu var! Belki toprak paylaşımı da ele alınacak…
Eğer bunlara “ilerleme” denecekse evet müzakerelerde bir yerlerden sona doğru geliniyor!
TC-KKTC İLİŞKİLERİ: Bu müzakere sürecine bir nokta koyup son zamanlarda daha çok “lafını” ettiğim KKTC-TC ilişkilerine geliyorum. Fakat bundan önce bir iki olaya mim koymalıyım! Önce sorayım. Belirli bir kesimin artık çok açıktan ve ısrarla ve Rum tarafı ile birlikte hareket ettikleri izlenimi veren “Türkiye karşıtı eylem ve propagandaları” KKTC’nin hangi davasına hizmet ediyor?
Bir: Türkiye giderken (gideceği için) Kuzey’e belirli sayıda Rum’un gelmesine mi?
İki: KKTC’deki din odaklı okullara örgütlü ve tahrik edici şekilde saldırılırken; Kuzey’deki bazı Kiliselerin Güney’den ibadete gelecek Rumlara kapatılmasını protesto ederek, “ibadet özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur” çelişkisinde ayazlanmak, Rum dostluğunu kazanmak için mi yapılmaktadır?
Üç: Rum tarafı Kuzey’e günahını bile vermezken ayni Kuzey’in kendi kendilerine “aktivistlik” yakıştırmış, TC düşmanlığı üzerine kurulmuş açık seçik propagandaları ile Güney’de AB’nin avroları ile at sürenlerin ikide birde Rum yönetimi tarafından törenlerle “ödüllendirip kutsanmaları” neyin nesi hangi “Akıl’ın fesidir?
Muhalefet partilerinin daha dün iktidarda iken Ankara’nın yollarını gözlediklerini, parasal yardımlarını, himmet ve ilgilerini beklediklerini unutmuşuz gibi; şu andaki hükümete hangi yüzle ve hangi nedenlerden dolayı çatıyorlar? Kıyasıya eleştirirken, Türkiye’nin KKTC’i esir aldığının iddialarında halkı kamplara bölerlerken kime hizmet ediyorlar? (Ve dönelim konumuza.)
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU: Geçen hafta Ertuğruloğlu ile görüşmesinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu vurguladıydı: “KKTC güçlü olmalıdır!”
Sadece Güney karşısında “dik” durabilmesi için değil, AB’ye hazırlanmak için.. Müzakerelerde ucuza gitmemek için.. Kıbrıs gibisi hiçbir ada ayakları üzerinde duramamıştır ama nisbeten ayakları üzerinde durması için…
Bu gücü de bize, her halde yangını söndürme teklifimizi bile reddeden Anastasiadisli Güney Rum Yönetimi bahşedecek değildir.
Kısaca: KKTC’nin politikaları saptanır, yol haritası çizilirken bu gerçekleri de göz ardı etmemek gerekir!
KISACA TAKILDIĞIM: (DÖVE DÖVE BARIŞI DA ÇÖZÜMÜ DE ANLATACAKLAR!)
Geçen hafta bir olay daha yaşandı. Güney’e geçen bazı gençlerimizi bazı Rum gençleri arabaları ile takip ederek ve önlerini keserek tartakladılar. Arabalarına zarar verdiler.
Bizim dönemimizde de olurdu. Özellikle Eoka’dan önce ne zaman akşamları Maraş’a sinemaya falan gitsek yüksek sesle Türkçe konuşmaktan bile korkardık. Dayak yiyenlerimiz de çok olduydu. Rum için “Türk’ü dövmek, öldürmek, soykırıma tabi tutmak” ezelden geldiği için ebede gidecek kadar köklü bir gelenektir!
Tutun ki bizi “döve öldüre, şimdilerde pataklaya tokatlaya barışa da çözüme de hazırlayacaklar!” Onlara göre “layık olduğumuz” muameledir bu! Güney’den barışçı çalışmaları için ödül alanlara ithaf edilir! Demek ki Rum için, “iyi ve makbul Türk dayak yiyen Türk’müş!”
































