Peşin peşin hatırlayalım: Kasım ayında başlaması gerektiği halde Anastasiadis’in ayak sürümesi sonucunda bugünlere kadar gelen ve hâlâ “ortak metin” konusunda uzlaşıya varılmadığı için başlayamayan müzakerelerdeki tıkanıklık, Türk tarafına ait değildir…
Yine hatırlayın: Ekim ayının sonlarında Anastasiadis masaya oturmamak için şunu söylüyordu. “Diyalog olsun diye diyalog istemeyiz…”
Eroğlu da kendi cephesinden “İki kurucu devletin varlığı kaçınılmazdır” açıklamasını yapıyordu…
Ortak metin konusundaki tartışmalar çıktıkta, ben, “bravo Anastasiadis”e dedimdi… Hayır, Rum liderini takdir ettiğimden değil. “Müzakerelere başlamadan önce ilkeli bir tutumla “işte olmazsa olmazlarım” deyip kırmızı çizgilerini açıklaması nedeniyle…
Neydi onlar? Tartışmaları hâlâ devam eden “tek egemenliğine dayalı, tek kimlikli, tek temsiliyetli bir federal Kıbrıs Cumhuriyeti…”
Annan planını “bu istekleri gerçekleşmediği için ret ettilerdi. Çünkü “iki Kurucu devlete dayalı federal sistemi” ön görüyordu… Kabul etselerdi “Kıbrıs Cumhuriyeti” temsiliyetini kaybedecekler, Kuzey’deki defakto Türk devletiyle siyasi yetki paylaşımına mecbur kalacaklardı…
2004 referandumundan beridir süreç devam ediyor. Sonrasında Talat’la Hristofyas’ın tohumlarını ektiği “tek egemenliğe” dayalı federal sistem tutun ki bir bayrak yarışı olarak devam ederken bu kez bayrağı Anastasidis devralıyor…
Dikkat diyorum: Anastasiadis ısrarlı mücadelesi ile Türk tarafını hem istediği “ortak metne” yakınlaştırıyor hem de kabul ettirmek için direniyor…
Ve belli oluyor ki Türk halkına biçtiği çözüm modeli kapsamında siyasi eşitlik olmayan tek egemenlik altında “çoğunluk azınlık haklarına dayalı bir federal yapıdır…”
TÜRK TARAFINA GELİNCE: İddia ediyorum: Türk Halkı, Anastasiadis’in Ulusal Konseyin de onayından geçmiş “kırmızı çizgileri” ile “Ortak Metni” bilmektedir ama Türk liderliği ile Ankara’nın ne istediklerini bilmemektedir! Eroğlu da Anastasiadis’e Downer aracılığı ile bir ortak metin sunmuş… Cevap bekliyor ki biz kuşkumuzu yine de ortaya koyalım:
Bir sabah uyandığımızda yeni bir sürprizle karşılaşırsak hiç şaşırmayalım!
**********
DEĞİL Mİ Kİ BARIŞLA ÇÖZÜMÜ TÜRK HALKI KURTARACAK! İŞTE PLANLAR İŞTE HARİTALAR…
Ne diyorduk? Eğer bu adada bir çözüm olacaksa elbette ki Rum’un “beğenmeyip hayır dediği Annan Planı’nın” gerisinde bir çözüm modeli olmayacaktır!
Güney’deki Rum halkına çok daha elverişli ve Annan planının çok üzerinde kazanımlar sunacak bir plan olacaktır…
Havadis gazetesi bizim “yetkili ve sorumlu siyasilerimizin” halkla paylaşmak istemedikleri çözüme yönelik süreci, “işte plan işte harita” diyerek Kıbrıs Türk halkının bilgi ve görüşlerine sunarak büyük bir gazetecilik görevini daha yerine getirdi… Önce Ban Ki-moon’un planını, ardından yeniden “toprak paylaşımına” yönelik haritayı yayımladı…
Ban Ki-moon planının tamamını henüz okumadım. Sadece gözlerimi sayfaları arasında gezdirdim… Harita ise zaten kör gözlere bile girecek kadar açık ve netti!
Anladım ki bu memlekette bir çözüm olursa “Annan Planı’nın” gerisinde değil, üzerindeki kazanımları ile Rum’dan yana olacaktır. Harita bas bas bunu bağırmaktadır. Nitekim haritaya baktıkta, Annan Planı’nın üzerinde bir kazanımla Güney Rum’una Güzelyurt’un yanı sıra Güney Mesarya’yı, Akdoğan’la Güvercinliği, Dipkarpaz’ı da sunuyorlar… Türk halkı aynen Annan planında da olduğu gibi itile kakıla biraz daha Kuzey’e sürülüyor… Üstelik Rum’un Kuzey’deki bu yeni iskân alanları TC’den gelecek suyun borularla akıtılacak güzergâhına paralel “komşular” haline getiriliyorlar!
KISACA: Diyor ki Anastasiadis’li Rum liderliği ile BM’ler, “Türk halkının bu adadaki hakkı ile layığı ancak bu kadardır…” Bu coğrafya’ya bir de Rum çoğunluk egemenliği altında “muhtariyet” verilirse, yeme de yanında yat! Sonunda adanın barışını kurtaracağız ya! Yetmez mi?
**********
“KAMU GÖREVLİLERİ YASASI’NDA” ASIL OLAN HALKLA İLİŞKİLERİN İYİLEŞTİRİLMESİDİR
Bütçe görüşmeleri de “Kamu Reformu” olarak adlandırılan “Kamu Görevlileri Yasa Tasarısı” da son günlerin siyasi gelişmelerinin gölgesinde kaldılar…
Oysa her iki olay 2014’te kaderimize yansıyacak önemdeler… Nitekim bu “önemi” gören Sendikalar bir yandan Tasarısının olgunlaşmadan alelacele Meclis’e gönderilmesine karşı çıkıyorlar, öte yandan kendilerinin hiç dikkate alınmadığından yakınıyorlar…
Medyada haberleri ayazlatıldığınca olanları değerlendirmeye çalışıyoruz. Ki ilk defa İlgili sendikalar bir yasa tasarısının yasalaşması konusunda “ecele edilmemelidir” diyorlar.
Artı, tasarıdaki olumlu ve olumsuz maddeleri de açık seçik ortaya koyarken, “beğendikleri değişiklikleri” açıklamaktan kaçınmıyorlar.
Bu tip sendikal yaklaşımlar iç barışın sağlanması yönünden “olumlu” başlangıçlara vesile olmalıdır… Kısaca kavgayla, tehditle değil, uzlaşı ile… Dolayısıyla hükümet sendikaların sesini ve serzenişlerini işitip değerlendirmelidir çünkü sendikalara rağmen “istenmeyen maddelerle” yasalaşmış “Kamu Reformu” yarın eylem ve grevleri davet etmekten başka bir işe yaramaz, sadece baş ağrıtır!
VE ASIL OLAN: Kamu görevlileri kademelerinde “yeniden yapılanmaya” giderken sadece “çalışanların “özlük hakları, yahut müşavirler, geçiciciler, ikinci iş yapma, doğum hakları veya kıdem gibi sorunlu maddelerin iyileştirilip işlevsel hale getirilmesi değil; bir de kamu görevlilerinden hizmet alan yurttaşa yönelik sorunların giderilmesi gerekir…
Bugüne kadar “kamu görevlileri ile devlet dairelerinden hizmet almaya çalışan yurttaşlar arasında “memnuniyeti” vurgulayacak ilişkiler sağlanamamıştır…
İtiraf edelim. Hantal ve merkeziyetçi bürokrasi, Kıbrıs Türk halkına bugüne kadar devlet kademelerinde görmek istediği ivedilikle kolaylığı ve de sevecenliği göstermemiştir… Aksine işleri savsaklayıp, canları bezdirmek yaygın bir tutum haline getirilmiştir!
Bunda bizatihi “siyasi iktidar kadrolarının” da suçu vardır. Mesela avuç içi kadar ülkede hâlâ “e devlet” denilen bilgisayarlı sisteme geçilememiştir…
ÖTE YANDAN: Devlet daireleri partizanca tutumlarda “adama göre iş” uydurmasıyla kalite iflasına düşmüştür… Mesela paydosa bir dakika kaldığı için devlete okkayla para yatıracak yurttaşa, “yarın gel” denmiş, beş dakikalık fazla mesai yapmamak için hem yurttaş mütezarır edilmiş, hem devlet zarara sokulmuştur!
Kaldı ki hâlâ ilçelerdeki halk, devletteki işi için Merkez Lefkoşa’ya taşınmaktadır ve ilahi!
Bu ve benzeri olaylar “Kamu Görevlileri” Yasası’nın “yurttaş” içerikli sorunlarıdır ki “işlevsel olarak eğer “memur” dediğimiz mesleki kesimin yurttaşa hizmet götürme yönünden kafa yapısı değiştirilmez, halkla ilişkileri düzeltilmezse, yasa ne kadar iyi çıkarsa çıksın eksik kalacaktır!”
**********
SERDAR DENKTAŞ NEREYE KOŞUYOR?
Çok da umurumuzda değil ama insan istemeden olaya takılıyor: Çünkü Serdar Denktaş partisi ile sadece Hükümet ortağı değildir. Hem Başbakan yardımcısıdır hem de Bakandır…
Dolayısıyla sorarsınız: Bu kadar yetkin ve etkin olan bir siyaset adamı kendi partisi içinde bile dirlik ve bütünsellik sağlayamazken, Devlet kademelerinde nasıl başarılı olacak ki?
Üstelik siyasi iradeyi temsil ederken bağışlanması mümkün olmayan bir tutumla Kararsız Kasım’ı da oynuyor. Ve kafası kızdığı için “Parti genel sekreterliğinden” attırmak için girişimler başlattığı Şonya’nın “partiden istifa ettim” demesi üzerine, “bu istifa kabul edilemez” diyerek tuhaf bir durum yaratıyor… Ve insana, bu kadar politikacı gafı da olmaz dedirtiyor…
































