Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ortak duygu

Türk’ü Rum’u öfkeleniyordu…

Bir zamanlar Rumlar ve Türkler birbirlerine ağıtlar yakardı.
Bir dramatik olay olduğunda birbirlerine yanarlardı.
Türk kızlarının Araplara satılmasında da durum buydu.
Rumların da vicdanı buna dayanmıyor,
Manzarayı gördükçe öfkeleniyorlardı…

Toplum Müslüman’dı.
Zaten “Müslim” olarak anılırlardı.
Ama bu “Müslim”likten başına çok belalar gelecekti.
Bu toprağın insanlarından daha Müslim olan Araplar, gözlerini Kıbrıslı Türk genç kızlara dikmişti.
Beyaz tenli, açıkgözlü, güzel kızlar…

Bunlar Müslim ya!
Helaldir!
Şey yapacaklar.
Bir, iki, üç…
5 tane alacaklar!..

Arap aklı dediğimiz bu ve daha ötesidir…

Kıbrıslı Türk kadınların 1930-1948 arası Araplara satılması olayı ve bu olaylarda yaşanan dramlar çok yazılmıştır.

II. Dünya savaşı sıralarında asker olarak Arap memleketlerine giden ve Kıbrıslı Türk kadınların durumunu araştırıp bazı iğrenç olaylara şahit olan Mustafa Bitirim’in bir broşür hazırlayarak olayı tüm Kıbrıs’a duyurduğu da bilinir.

O dönemler Mustafa Bitirim’e bir mektup yazan Koufteros Georgios adlı Rum şöyle der:
“Biz Kıbrıs Rumları, bu vesile ile burada rastladığımız Türk kızlarına kan ağladık..”

Karşılıklı kan kusmak yerine kan ağlamak…

Kızlar arasında Viktorya Kız Lisesi’nin sonuncu sınıfına gidenler bile varmış.

O günlerde Arap ülkelerine asker olarak giden Kıbrıslı Türk ve Rum çoktu.
Türkler de Rumlar da bu acı hikayelerin bazıları ile karşılaşıyorlardı.
Mehmet Nabi karşılaştığı olayı Bitirim’e bir mektupla bildirmişti.
Mektuba göre, Kıbrıslı Türk bir kadın kocası tarafından genel evde işletiliyordu.
Fellah, onun bedenini satıyor, elde ettiği parayla da evdeki diğer iki karısını besliyordu!

Tabii caizdir!

Halbuki adada İngiliz vardı.
Medeniyet getirmişlerdi.
İnsan severlikten çok hayvan severdiler!..
Bunlar bir ceza kanunu yapmışlardı, o kanunda kırbaçlamak bile vardı!
O dönem İngiliz kadın kokonalar etrafta dolaşmakta.
Eşeğe fazla yük bindireni sokak ortasında haşlamakta!
Tavuğu baş aşağı tutanı, “hayvana eziyet” suçundan polise vermekte!
Kokonalar tarafından!
Lakin, genç kızlar Araplara satılırken, ne sömürge “Sir”leri, ne de onların kokonaları ses çıkarmakta!..

Hasan Bulliler ellerinden ayaklarından zincire vurulmuştu!
Ama, çarşıda tavuğu baş aşağı tutanlara ceza kesiliyordu!..

Durum buydu.

Geriye, Rum ve Türklerin kan ağlaması kalıyordu!..

Arap, pantolon giyer adaya gelir, kızı aldıktan sonra gemiye atlar, tekrar entarisini giyermiş!
Orada film kopuyordu işte…

1948’de İsrail’in kurulması Kıbrıs’ı da bu dramatik hikayelerden kurtardı.
Arap, bir daha Kıbrıs’a gelip kız almadı.
Bu dayanılmaz hikayelere yol açan ailelerin ve simsarların vicdansızlıkları bir yana…

Georgios ne demişti:
Kan ağladık…

Bir zamanlar ortak duygu birliği vardı…