Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ONLAR BİZDEN DAHA FAZLA BURALIDIRLAR…

 

Hani anlatılan şudur;
Büyük tufan öncesi, Hz. Nuh büyük bir gemi inşa eder de her canlı türünden bir çiftle gemiye biner.
Tufan biter ortalık yatışır fakat uçsuz bucaksız bir deryada bilinmeze yol almaktadırlar.
Ve güvercine görev verilir, “git bak bakalım en yakın kara parçası nerededir” diye.
Güvercin uçar gider, günler sonrası ağzında bir zeytin dalıyla geri döner.
İşte bu yüzden güvercin yaşamın habercisi ve yaşamı ayakta tutan barışın temsilcisidir.
Müjdelenen hayat zeytin dalıyla betimlenmiştir ve bu yüzden zeytin kutsal kabul edilir.
Bir de kadim yaşamın yaşayan tanığı olduğu için.
Binlerce yıl ayakta kalıp her türlü kültürü görüp-geçirdiği için.
Ağzında zeytin dalı olan güvercini “büyük tufan” söylencesinden çıkarıp insanlığa armağan eden Picasso’dur.
Muhteşem ressam, ikinci dünya savaşında sadece Avrupa’da 100 milyonu aşkın insan ölünce ve hemen peşi sıra üçüncü dünya savaşına neden olabilecek soğuk savaş dönemi başlayınca, 1961 yılında çizdi meşhur barış güvercinini ağzında zeytin dalıyla.
Onu tüm dünyada barış için mücadele edenlerin simgesi haline dönüştürdü.

      ***

Hz. Nuh’un gemisinin nerede karaya ulaştığı tartışılır ama zeytinin bizim toprakların kutsal ağacı olduğu tartışma götürmezdir.
Kıbrıs’ın da dahil olduğu Akdeniz havzası sadece bu bölgede yaşayan insanları değil, zeytinle ve zeytin kültürüyle tüm dünyayı besledi ve hala beslemektedir.
Sadece meyvesi, meyvesinden süzülen sağlık dolu yağı değildir söz konusu olan.
On binlerce yıldır yarattığı kültürle varlığını sürdürmektedir.
Ve yarattığı kültür başka kültürleri pozitif anlamda etkilemektedir.
Örneğin sağlıklı yaşam konusunda Japonya’nın Kagashimo bölgesiyle yarışmaktadır.
Yüz yaşına merdiven dayamış insanların nasıl olur da bu denli sağlıklı ve hayat dolu olduklarının hikayeleri anlatılır her Akdeniz ülkesinde.
Kahkahalar içinde nasıl evlenmeye çalıştıkları konuşulur muzipçe.

      ***

Kıbrıs böylesi bir kültürün tam ortasındadır.
Veya böylesi bir kültürün etkisindeydi diyelim.
Asırlık zeytin ağaçları lahmacun fırınlarında yakılmadan önce.
Ganimet diye sayılan ağaçlar kaderlerine terk edilmeden önce.
Yağmalama kültürü zeytinin yarattığı kadim kültürün yerini almadan önce.

     ***

Tevfik Aytekin önce Facebook’ta başlattı yardım çağrılarını.
Sonra Havadis’in sayfalarına taşıdık.
Doğrusu safça bir inanışla 1300 yıllık anıt zeytin ağaçlarına büyük bir ilgi olacağını sandım.
Ama bizdeki saflık işte.
Bir ilgilenen çıkmadı.
Ne belediye, ne çevre bakanlığı ne çevreciler ne de böylesi konularda her Allahın günü ahkam kesen, “yok oluyoruz” diye yırtınan sivil toplum örgütleri.
Tevfik Aytekin inat ve ısrarla sürdürüyor kampanyasını.
“Bu zeytin ağaçları, Roma döneminden beri birçok kültürün tanığıdır” diyor.
Sahip çıkalım, koruma altına alalım, turizmin hizmetine verelim diye çırpınıyor ama tınlayan yok.
Yurtseverlik duygularını Facebook köşelerinde tatmin edenler, “yok oluyoruz” sızlanmalarını sohbetlerin mezesi haline dönüştürenler anlaşılan odur ki çoktan teslim oldular yağmalama kültürüne.
Teslim odlular ki umurlarında bile değil zeytin ağaçları.
Oysa onlar hepimizden daha çok buralıdırlar.
Ve bu yurdun vazgeçilmez simgeleridirler.
Her ne kadar biz bu gerçeği unutsak da…