Öğretmenler iyi bilirler. Bu nedenle öğrencilerine çözmeleri için matematik problemi verdiklerinde şu tavsiyede bulunurlar:
“Problemi iyi okuyun.. Önce hiç acele etmeden problemi anlamaya çalışın.. Anlamak çözümün yarısıdır.. Ötesi sizin rakamlarla işlemlerinizi doğru yapmanıza kalmıştır..
Yani bir sorunu çözmek için önce “problem şuuruna varmak gerekir.” Bu da doğru düşünce ile olur.
MESELA sorsam ve desem ki “neden 48 yıldır Kıbrıs siyasi sorununu çözemedik? Ve eklesem:
Bugün yaşamakta olduğumuz tüm ekonomik sorunların.. Toplumsal bunalımlarımızın.. Kendimize bile inanmakta zorlanırken dolayısıyla bizi yönetenlere yönelik olumsuz tepkilerimizin.. Kapalı toplum oluştan kurtulamayışımızın.. Dünyadan tecrit edilmişlik içinde yaşamak zorunda bırakılmışlığımızın falan… Tek sorumlusu “siyasi çözümsüzlüktür” çok mu yanlış olur? Sanmıyorum!
***
DÜN Sn. Tatar ile Sn. Anastasiadis Güney’de buluşup konuşmuşlar.. Ne olduğunu neler konuştuklarını yazımı erken yazdığımdan bilmiyorum. Gerçekte “bilmek” de o kadar önemli değil! Çünkü bu adada sadece Rumlarla savaşılmadı! Siyasi sorunla ilgili iki toplumdan oluşan “Cumhuriyet” de kuruldu, iki topluma dayalı federal sistemin oluşması için referandumlar da yapıldı.. Hâlâ da “nasıl çözüm” arayışları sürmektedir fakat Rum tarafı “problemin şuuruna varamadığı” için çözümün gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır..
NİTEKİM son bağlamda diyor ki Sn. Tatar “iki egemen devlete dayalı çözüm..” Benim lafın kısasından anladığım “bugünkü defakto durumumuzun” egemen devlete evrilirken, çözüm müzakerelerine de bu siyasi statülerle başlanmasıdır.. Hiç mahzuru olmaması gerekir ama “Devlet” lafını bile işitse Anastasiadis’i kaşıntı tutar! Oysa Federasyonlar Devletler arasında olur.. “ O zaman neden Anastasiadis barışın ve çözümün kapısını açacak bu “iki egemen devletli federasyonu” hep gündem dışında tutmaktadır? NEDEN? Çünkü Kıbrıs adasını anasının tapulu malı olarak görür kendini de tek Cumhurbaşkanı! Bu realiteyi gözden kaçırarak sırf barışçı çözüm olsun diye müzakerelere başlansa bile sonuca varmak mümkün olmaz! (Ve anti parantez yazayım. Bazı gazeteci refiklerimiz “bu adada asla iki egemen devlete dayalı çözüm olmaz” diyerek Sn. Tatar’ın bu konudaki ısrarına fena halde takılıyorlar! Bazıları da bugünkü siyasi statülerle “federal sistemi savunuyorlar! (Bir toplum “ulusal davasında böylesi ikilemlere düştü mü kazanan Rum tarafı olur biline!) ***
ÖTE YANDAN: “Neden iki Devlet arasında federal bir sistem oluşmasın” sorusu da her zaman çözümün anahtar cevabıdır. Çünkü:
RUM tarafı için Türk tarafı “cemaat” kendi de “adanın devleti” iddiasında olduğu sürece yanına “azınlık ve çoğunluk statülerini” de alacak bir çözüm arayışı artık ne iki bölgeliliğin gerçekliği olabilir ne de çözüme yardım eder! Kaldı ki Anastasiadis’in kabul etmediği Kuzey coğrafyasındaki Türk Devleti artık bir siyasi realitedir!
Bizdeki muhaliflerin ve muarızların da en az Güney Rumu kadar bu gerçeği görüp kabul etmeleri gerekir ki “ulusal bir Kıbrıs davamız vardır” diyebilelim..
***
TABİ bu konuda öncelikle Türkiye için “yavru vatan” olan Kuzey Kıbrıs Türk Devletinin masaya yatırılması gerekir. Çünkü rahmetlik Denktaş’ın Ankara’yı işaretleyerek, “söylesin de bilelim devekuşu muyuz yoksa kuş mu” dediğine nazire durum vaziyetlerimizin neşterlenmesi gerekir çünkü artık KKTC çok hastadır çokkk!
NİTEKİM Başbakan Sucuoğlu yine “Ankara, Ankara, güzel Ankara/ Seni görmek ister her bahtı kara/ Senden yardım umar her düşen dara/ Yetersin onlara güzel Anakara… Marşını söyleye söyleye düştü yollara dayandı Ankara kapısına!…
BU kaçıncı çıkarma ama? Sanki ne olduğumuzu nerede kaldığımızı bilmiyor da mesela Sn. Fuat Oktay beyefendi Başbakan mertebesindeki Sucuoğlu’nu buyur ediyor makamına! İFADESİNİ almak için mi yoksa Büyük Türkiye’ye karşın “yavrusunun” içine düştüğü çok elim ve hazin durumu umumiyesini bilmezmiş gibi sanki öğrenmek için mi? ***
NEDİR bu sık sık Ankara’ya gidip gelmeler? Yıllardır ülkenin Başbakanlarının başı ağrısa aspirin rica etmek için Ankara’ya taşınırlar.. Üzülüyorum çünkü yıllardır bu bitmez tükenmez ziyaretlerin devam etmesine karşın KKTC gülmesini unuturken Güney’deki Rum’u gülme krizi tutmakta baktıkça bize! İşte anası işte danası dercesine!
Ki o Türkiye bir milyonun üzerinde Suriyeli göçmenin ve bölgedeki öteki ülkeden göç edenlerin kahrını çekmektedir..
YAVRUSU Kıbrıs da gitgide “kahır ülkesi” oldu! İnsanlar ayağa kalkmışlar bağırıyorlar: “Yok mudur kurtaracak kara bahtlı maderini?” *** BİLMİYORUM Koordinatörümüz Sn. Vural Oktay ne tavsiyede bulunacak. Ki hangi tavsiyede bulunursa bulunsun Sn. Erdoğan’ın onayından geçecek..
Doğrusu 48 yıllık KKTC Türkiye’nin medarı iftiharı değil; derdi sorunu oldu! Ki son zamanlarda ülkenin dümenini elinde tutan Ankara’ya karşın nihayet battık!
Sn. Anastasiadis tef çalıp oynayabilir mi diyelim? Türkiye’ye karşın “düşkün” olmak ters bileşim olmalı! ***
BELEDİYELER SORUNUNA GELİNCE: Muhalif Siyasi partiler bir yandan “reform” denilen olayı öte yandan UBP’i eleştiriyorlar sanki kendileri sütten çıkmış kaşıklar!
OYSA: Yıllar yılıdır iktidara gelmeyen tek bir siyasi partinin kalmadığı gerçeklerde her gelenin Belediyeleri partililerine, yandaşlarına, eşlerine dostlarına istihdam yeri olarak kullanmadı mı?
Şişire şişire ve tıka basa hem de! Üstelik hâlâ daha!
YANİ ne? Tüm siyasi partiler Belediyeler batsın diye uğraştılar! Ve başardılar! Şimdi UBP’nin karşısına geçip sebep sensin diyorlar! Hadi canım sen de!
































