Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Önemli iki sorun

 BİRİNCİSİ KORANAVİRÜS:  Sağlık Bakanlığının yayılmasını önlemek için “verilere” dayanılarak aldığı  tedbirler yeterli midir?   Bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz..

Ancak eğer kısa sürede sonlanmayacaksa artık bu virüsle yaşamaya alışmamız gerekir. Bu nedenle palyatif tedbirlerle “vaka” savmak yerine köklü tedbirleri ikame etmek hele okulların da açılmasından sonra kaçınılmaz olacaktır.

Henüz okullarda virüsle ilgili alınacak olan tedbirlerin ne olacağını bilmiyoruz. Ancak Sn. Bakan çok geç bir duyuruyla  21 Ağustos’ta gerekli açıklamanın  yapılacağını söyledi.

Buna karşın bu konuda medyamızdan tıs çıkmadı! Sadece iki Öğretmen Sendikası uyarılarını yaptılar…                                     Sosyal medyada ise aslında hemen her yıl tartışmalara neden olan   “kayıt yapan öğrencilerden  ‘okula bağış’ amacıyla  bir miktar  para  alındığı haberleri yayımlandı.. Tabi kınamalarla! Ki bu “bağış olayı” yıllardır okullar kayıtlara ne zaman başlasalar baş ağrıtan sorun olarak gelir gündeme!

Eğitim Bakanlığı ise parasal bağışları “disipline” etmediğinden… Yada “yasaklamadığından..” Veya bir başka “formül” bulmaya çalışmadığından… Her yıl Okulların  yönetim ve  Aile Birlikleriyle  öğrenci velileri  karşı karşıya gelmektedirler!

BU sorunu iyi bilenlerden biri olarak yazayım. Öğretmen maaşlarıyla birlikte bütçenin en büyük “paylarından” birini almış  olsa da “Eğitim öğrenim giderleri”  hiçbir devrede Okulların idamesine yetmedi bu yıl da yetemeyecek!   Tutun ki Eğitim Öğrenim kurumu bir kör kuyu gibidir. Ne kadar akıtsanız yutar, daha daha der!

Dolayısıyla zaman zaman velilerden talep edilen “parasal yardımlar” kaçınılmazdır. En azından okul içi temizlik malzemelerine harcanması ya da benzer amaçlar için kullanılması yönünden, akmazsa damlar bir katkı olmaktadır..

Fakat bu “yardımları” yapamayacak durumda olanları da zorlamamak gerekir. Bakın Okul Aile Birliklerinin Okul yönetimleriyle oluşturmak zorunda oldukları görevlerinden biridir bu. Kısaca “öğrenci velilerini, ailelerini yakından tanımak.. Hatta  bırakın tanımayı onlarla her zaman iç içe olmak.. Maddi ve sosyal durumlarını  bilmek..

Bu konuda bazı rehber öğretmenlerle konuşuyorum.. Müthiş bir usanç içindedirler..  Hem “velilerin” ilgisizliğinden yakınıyorlar  hem de (laf aramızda) bazı öğretmenlerin kayıtsızlığından..

(Bizzat tanık olduğum için yazayım. Öğretmenle öğrenciler arası ilişkiler gitgide “ukalalığa” dönüşen hitaplarla da yozlaşıyor.. Ciddiyetle disiplinin olması gereken okullarda ki bunlar olmazsa eğitim de olmaz, laçkalıkla pespayelik sürüyor! Karşılıklı konuşmaların dili kirleniyor! Bunları da  “öğretmen öğrenci samimiyeti”  olarak adlandırıyorlar!

NEREDEN başlamıştık yazımıza? Koronavirüs derken kendimizi Eğitim Öğretimde bulduk çünkü 21 Ağustos’ta açıklaması yapılacak denilen okullarla ilgili tedbirler yanı sıra  hem yukarıda yazdığım sorunlar da vardır hem eksikliklerinin tamamlanmaması..  Üstelik artık bir de  virüse karşı alınacak tedbirler söz konusudur!         Yani Bakanlığın sorunları katmerlendi ki  şimdi tüm Okul Aile Birliklerini devreye sokmanın tam zamanıdır.  Okul idareleriyle yıllardır süregelen kopukluklardan dolayı kurulamayan “işbirliğini” bu vesileyle yeniden tesis etmek en azından bir kazanım olmalıdır.

YANİ  diyorum Eğitim Öğrenim zor zanaattır! O gencecik dimağların dantele gibi işlenip örülmesi gerekmektedir bunun için de “sadece okulun dört duvar arası yeterli değildir!

Ha “yardım paraları mı?” Bizim zamanımızda “hibe” denirdi. Eğer disipline edilir yada “Bakanlık müfettişleri  denetiminde sadece  bağışta bulunabilecek olanlardan veya gönüllülük esasında bir miktar bağış alınırsa kimseye zararı yoktur akmazsa damlar faydası vardır…

***

İKİNCİSİ SELF DETERMİNASYON HAKKIMIZ: Yeni öğrendim: Küçük adaların mesela Rodos’un, Meis’in yada Ege adalarının “kıta sahanlıkları” yokmuş.

Yani Yunanistan’ın Rodos üzerinden Mısır’la ilan ettiği deniz havzasını münhasır ekonomik bölgesi olarak ilan etmesi hukuki değilmiş..

Buna karşılık son günlerde nefesimizi tutmuş “aman aman” derken Doğu Akdeniz’de çatışmalara davetiye çıkaran Rum-Yunan ikilisinin tehlikeli oyunlarını izliyoruz ki artık “bu sorunları   savaşmaktan başka hiçbir olay çözemez” demek zorunda kalmacasına!

Üstelik Doğu Akdeniz’de yaşanan tüm bu tehlikeli gelişmeler  “Kıbrıs” odaklı olmakta! Hidrokarbon yatakları nedeniyle kapıları Akdeniz’e açılan ne kadar ülke varsa hepsi de kendine birer ikişer münhasır ekonomik bölge ilan etmekte! Etmeyenler de edenlerle müttefik olarak ittifak oluşturmakta. Fransızına Mısırına kadar!

Ve Tümü de tek hedefte birleşiyor: “Türkiye! Sanırsınız Doğu Akdeniz bir büyük  atış poligonu, Türkiye hedef tahtası, Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler de atıcıları!

Böyle bir garabeti de görecektik gördük ama artık bilelim ki Akdeniz’deki bu yayılmacılık ve ittifaklardan sonra Kıbrıs’ta çözüm hayal olmaktan bile çıktı. Dolayısıyla yeniden düşünmeli yeniden stratejimizi saptayacak plan programlar yapmalıyız. Ki elimizde “tek” kalmış olsa da hâlâ ve çok güçlü bir kozumuz vardır. Self Determinasyon hakkımız..                                                               BIRAKIN  Maraş’ı açarız blöfünü! Asıl büyük siyaset işte o  BM’lerin de tüm azınlıklara tanıdığı haklarıyla Self Determinasyon yani “kendi kaderimizi tayin etme hakkımızı” kullanmamızdır..

Ne için? Eğer Kuzey’de tanınmamış da olsak “Devlet” isek, çıkıp açıkca dünyaya bağırmamız gerekir. “Eğer bizi kendi topraklarımızın esiri olarak tutmaya devam ederseniz biz de Anavatan Türkiye’ye bağlanmak için self determinasyon hakkımızı kullanacağız..”

BAKIN  bugün telaffuz etmekten sarfınazar ettiğiniz bu son çareyi ne kadar ertelerseniz erteleyin bir gün ve son çarede  gerçekleştirmek için  kullanmak zorunda kalacak ve olası bir referandumla  TC’e bağlanacağız. Hatta  Federal sistemi de Türkiye ile oluşturmak siyasetinde..

Bize bu “çözüm çaresini” düşünme hakkını Rum tarafının uzlaşmaz tutumu vermektedir. Sittin sene daha Rumun keyfini beklemeyeceksek işte Türkiye orada.. Sadece Kuzey’in garantörü değil.  Zaten hamimiz.. Zaten siyaseten son sözün sahibi! Eee daha ne bekliyoruz.. Ha Rum’un himmetini!

Yahu, Doktor göremedi, Denktaş göremedi,  Örek göremedi… Gözleri hep açık gittiler. Bari geride kalanlar görsünler kurtulduklarını!