Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

On Yıl Sonra KKTC’yi Nerede Görüyorsunuz..?

Dibe vurduk mu?

Bazılarına göre, daha maaşlar bir tamam yattığına göre vurmadık…

Bence vurduk…

Kırk yılda giderek artan bozulma…

Devlet için değil, halk için değil, kişisel, zümresel çıkarlar için yapılan siyaset…

Yasaların kuralların bizzat devleti yönetenler eliyle hiçe sayılması…

Bu zihniyetle yönetilen bir ülke…

Kırıntılarla idare eden vatandaş…

Bunun sonucunda “Kıbrıslı Türk’ün hasletleri” diye bildiğimiz  değerlerden bir bir uzaklaşma…

Üretimden kopma, ‘kısayolcu’luk…

Ve bence tam anlamıyla yol ayrımına geldik…

Yine bazısı “çözüm olmadan hiçbir şey düzelmez” derken….

Ben düzelebileceğine inanıyorum.

Şirketlerin İnsan Kaynakları, birini işe almak için mülakat yaparken sorar, adettendir; “On yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?”…

Bu sorunun cevabına bakarak adayın vizyonu var mı, kendine bir yol çizmiş mi, yoksa iş olsun da ne olsun diye mi bakmaktadır…

Eğer işe girmek isteyen kendine düzgün bir yol çizmişse, işveren için de verimli olacaktır.

Çünkü ne yaptığını biliyordur…

Şimdi ben size sorayım, toplum olarak, on yıl sonra kendimizi, daha doğrusu KKTC’yi nerede görürsünüz?

Bir soru daha…

Çok değil, dönün ve on yıl öncesine bakın….

Şimdi bugünle karşılaştırın….

Korkunç değil mi?

Eş dost ahbap kayırmacılığı, siyasette kirlilik  bu kadar ayyuka çıkmamıştı….

Çevre böylesine kirli değildi…

Dağlar bu kadar oyulmamıştı….

Ya nüfus?

Ya asayiş? Bugünkü gibi sokaklara çıkamaz durumda mıydık? Hırsızlıklar, tacizler, tecavüzler, cinayetler ne kadardı, şimdi ne kadar…. Hapishanede o gün kaç kişi vardı, bugün kaç kişi var?

Trafikte ölümler, iş kazalarında ölümler, neydi ne oldu… Uyuşturucuya bulaşanlar, uyuşturucudan ölenler, yakalanan uyuşturucu miktarı? Karşılaştırın…

On yıl önce maaşınız kaç sterlindi, şimdi kaç sterlin…

Ha, bunların hiç biri son on yılda olmadı. Öyle bir iddiam yok.

Ama on yıl öncesinden, hatta yirmi yıl öncesinden gidilecek köyün minareleri belliydi.

Biz ne yaptık?

Sadece şikayet ettik.

Hiç biri için doğru dürüst tedbirler koymadık. Planlamalar yapmadık.

Bu gidişatı gördüğümüz halde, tersine çevirecek hiçbir şey yapmadık.

Bir de “çözüm olmadan hiç biri düzelmez” dedik durduk. Oysa daha da kötüye gitmesini engelleyebilirdik en azından…

Sudan vaadler, güzel yazılmış programlarla aynı insanları defalarca başa getirdik.

Artık öylesine bozulduk ki, bir seçim döneminde 3 hatta 4 hükümet kurar bozar olduk.

Hiçbir konuda istikrar kalmadı.

İstikrar olmayınca güven de kalmadı….

Bulunduğumuz ortam, artık köklü değişimlere gitmeyi zorluyor. Geçmişe bir çizgi çekmeyi zorluyor.

Bu seçimi yapmak elimizde…Tabii eğer istiyorsak, tam zamanı…

Yok eğer on yıl önceki gibi aynen devam dersek, bir on yıl sonra belki de ‘bu ülke bizim’ bile diyemeyeceğiz….

_______________________________________________________________________________

YERİN KULAĞI VAR

NİYET OLMADIKTAN SONRA:

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide, Crans Montana bozgunu sonrası ilk kez iki liderle ayrı ayrı görüştü. Bu saatten sonra görüşseler ne yazar. Yine bildik karşılıklı suçlamalar ve kendi tezlerinin haklılığı nakaratından başka birşey yok. İki toplum arasındaki görüş ayrılıkları bu kadar net iken, hem BM’nin, hem tarafların bu işi sürdürmesinde bir fayda görmüyorum.  Şu son süreçte de açıkça ortaya çıktı ki, çözüm bulma çabalarının Kıbrıs’taki halkların çıkarıyla bir ilgisi yok, önemli olan başkalarının çıkarı…

KABAHAT EIDE’NİN:

Kıbrıs Rumları ve Yunanistan, Eide’yi yaptığı açıklamalardan dolayı BM’ye, ustalarına şikayet edeceklermiş. Oysa esas şikayet etmesi gereken Eide’ydi. Suçluyu açık açık işaret etmeliydi. Geleneksel orta yolculuğu tercih ettiği, oynanan oyunlardan şikayet etmediği için, şikayet ediliyor… Bu hep böyle olmuştur…

NEDEN ŞİMDİ DEĞİL:

Kudret Özersay diyor ki, önümüzdeki seçimden sonra şimdiki siyasilerin bir kısmı evine gidecek, bir kısmı yargılanacak… Niyeti iyi, biliyorum. Ama eğer yargıya gitmek içini yeterli kanıt varsa, neden o süreç şimdiden başlatılmasın? Niye seçimi bekleyelim? Yanlış uygulamalar nasıl yargıda durduruldu, suç da varsa, o da adalete şimdiden iletilmeli. Buna engel olan nedir ki? Sadece Özersay için değil, diğer muhalefet partileri için de geçerli bu sorum…

AÇIĞA ALINMASI GEREKMEZ Mİ:

Bir okuyucum diyor ki, herhangi bir kamu görevlisi hakkında, en ufak bir soruşturma açılsa, o soruşturma bitene kadar, memur açığa alınır. Din İşleri Başkanı devleti yıkmaya çalışan örgütün üyesi olma kuşkusuyla yargılanıyor, ama açığa alınmıyor. Var mı bir yanıtı olan?

 BU DÜZENİ BİZ YARATMADIK MI?:

Tufan Erhürman, bugünkü durumun değil elli yıl, bir tek yıl daha böyle gidemeyeceğini söylüyor. Ancak konu “kendi evimizi temizleme”ye gelince, dış dünyaya açılmanın şart olduğunu, başka türlüsünün mümkün olmadığını söylüyor. Bu bence önce kötümserlik, sonra da pasifizmi getiriyor. Bugüne kadar yapılan da zaten hep bu… Dışa açılma kabiliyetimiz, içteki durumu değiştirmeye yetecek kadar mı? Bence değil. Neden değişime içten başlamayalım ki…

ÇOCUKLARA YAZIK EDİYORUZ:

Her sene yaz aylarında tartıştığımız ancak, gerçek anlamda üstüne gitmediğimiz sorunlarımızdan birisi de “kuran kursları” meselesi. Bu yaz yine camilerde yüzlerce çocuk kuran kursuna gönderiliyor. Herkesin inancı kendisine ama, tatil döneminde diğer yaşıtları gibi gezmek, oyun oynamak yerine kursa gönderilen bu çocukların kaçı bu kurslara kendi rızasıyla gidiyor acaba? İlla da din öğreneceklerse, okullardaki seçmeli derslerde öğrensinler. Cami hocasının ne öğrettiğini kim biliyor ki? Yetişecek olan nesilden gerçekten kuşkuluyum…

_______________________________________________________________________________

ZİRVEDEKİLER

Cenk Uzunoğlu:  “Rum siyasetçilerin değil, esas olarak Rum toplumunun, devleti bizimle paylaşmak istemediklerini teslim edelim. Zor ile değil ya. Artık yalnızca tek alternatif olarak federasyonda ısrar etmek bizim için de toplumsal ayıp sınırlarını zorlama noktasına gelmiştir. İlle de anlaşma ama zorla değil be yahu…”.

_______________________________________________________________________________

DİPTEKİLER

Kervasaray Plajı Rezaleti:  Kervansaray plajı, bizim de kullandığımız bir plaj. Hafta sonu gazetemiz çalışanlarının, eşsiz oldukları gerekçesiyle plaja sokulmayıp, bir de darp edildiklerini duydunuz. Tuhaf bir durum, oysa sezon başından beri plaj, bekar erkeklerle dolu. Hatta rahatsızlık verenler de defalarca şikayet edildi. Diyeceğim bu yıl plajın işletmesi berbat. Kumlar temizlenmiyor, izmaritten yürümek imkansız, plajın ortasına sofra kuranlara müdahale edilmiyor, adam gibi plaja girmek isteyen gençlere dayak atılıyor. Belediye acilen olaya el atmalı… Belediye’nin işletmesi de bu halde olursa artık diğerleri ne yapmaz.