Türk tarafının başından beridir müzakerelerde savunduğu bir “prensibi” vardır. “Şartsız müzakereler.” Yahut “ön koşulsuz görüşmeler…”Olay aynen Annan planı müzakerelerinde de yaşandıydı. Bizse inadına şöyle diyorduk. “Kıbrıs Türk halkı kırk yıldır Kuzey’de var olma mücadelesi verirken bu varlığını bu topraklara kalıcılığı ile perçinleyecek bir siyasi görüşün hiç mi sahibi olamadı? Kaldı ki bu nedenden olmalı ne zaman müzakereler için masalar kurulsa taraflar kanlı bıçaklı olmaktan öte tırnaklık uzlaşı sağlayamadılar! Çünkü o masalarda tuluat tiyatrolarındaki gibi “doğaçlamalar” yapıldı…”
Nitekim taraflardan her biri ne zaman muzırlık yapmak istediyse “ön koşulsuzluğu” tepe tepe kullanarak müzakereleri berhava etti! İspatı sonuncusudur! Anastasiadis ile Eroğlu masa başında kavga ederlerken haksız pozisyona düşen Rum tarafı Doğu Akdeniz’deki Münhasır ekonomik bölgesine Türkiye’nin müdahale ettiğini ve Navtex çıkardığını bahane ederek görüşmeleri dinamitlediydi…
ÖZDİL NAMİ’NİN ÇABALARI: Eroğlu’nun özellikle müzakereler dışına itmesine karşılık KKTC Dışişleri Bakanı oluşunun bilincinde “ben de soruna kendi görevimin yetkileri içinde katkıda bulunurum” diyerek Avrupalara, Arap ülkelerine ziyaretlerde bulunan, ülkelerin liderleri ile görüşen, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi büyük örgütlerde konuşan Özdil Nami, geçmiş gün Rum tarafına çağrıda bulunuyor ve “ön şartsız buyursunlar müzakerelere devam edelim” diyordu…
Aslında olay düşündürücü oluyor: Çünkü “ön şartsız olmak da bizatihi bir şarttır!” Kaldı ki “çalışmalarını” çok önemsediğim Nami onca ülkeyi adeta bir mekik diplomasisiyle ziyaret ederken pek tabi Kıbrıs Türk halkının haklarını da anlatmıştır, nasıl bir çözümden yana olduğumuzu da. En basitinden mensubu olduğu partinin de görüşü olan “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözümü” savunduğunu zannederiz. Kaldı ki ziyaretleri ile ilgili haberler de Kuzey’deki Türk halkının çıkarlarına yönelik bir politika izlediğinin ispatını çakmaktadır. Kısaca sorumlu bir Devlet Bakanı olarak hareket etmektedir…
O ZAMAN “ÖN KOŞULSUZLUĞA” NEDEN SIĞINIYORUZ: Görüşmeleri başlatmak için mi yoksa dünya siyasi çevrelerine ne kadar çok barışçı, çözümden yana olduğumuzu ispat etmek için mi?
Ve tutun ki müzakereler başladı: Bu güne kadar hangi konuda uzlaşıya varıldığını zaten bilmiyoruz! Varılmışsa bile “tüm konularda anlaşmaya varılmadan anlaşmaya varılan hiçbir konunun geçerli olamayacağı” gibi “koşullu bir kararda” biliyoruz ki Anastasiadis zurnanın zırt deliğine basarsa, ayları yılları alan o müzakereler olduğu gibi çökerler! Nitekim bugüne kadar da öyle oldu!
GELELİM ÖN ŞARTA: “Kırmızı çizgilerimiz” diyoruz! BM’lerin de önüne konacak AB ile Anastasiadis’in de! “Ama mümkün değil o zaman asla görüşmeler başlamaz” deniyorsa… Eh artık, çok kızmış da olsanız “bize de “çözümsüzlük çözümdür” demek hakkı doğar!
**********
Geçen haftaki olaylar Kıbrıs Türk halkına fena taktıydı! (Neler yoktu neler?)
TURİZMDEN BAŞLAYALIM: Mesela “Pöö” diyordu Turizm bakanlığı Müsteşarı Aşıkoğlu: Dünyanın en büyük turizm fuarlarından Berlin’dekine öyle iki kilo badem, pastelli, sucuk, zivania ile katılırsak daha çok dövünürüz bu alanda. Turizme para harcayacaksın ki para aksın. Oysa bütçedeki en küçük pay turizmin!” Bu yakınmayı Geçen hafta köşemizden ayazlatırken “kumarhaneler bize yetiyor” dedikti!
KALKINMIŞ TOPLUM OLACAĞIMIZA HASTA TOPLUM OLDUK! Tabii geçen Hafta Tıp Bayramı da kutlandıydı! Hem de yeni bir haberle: “KKTC böbrek hastalıklarında Avrupa ikincisi!”
Öte yandan nüfusumuza göre bir birinciliğimiz de varmış: Uyuşturucu kullanımı! Nitekim Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi’nde son altı ayda 250’den fazla dava karara bağlanırken bunların 80’e yakını uyuşturucu ile ilgili çıktıydı! Tabii eklemekte yarar var: Artık uyuşturucu dediğimiz ortaokul öğrencilerinin “çekimlerine” kadar düşüverdiler!
NİTEKİM HASTALIKLAR VE UYUŞTURUCU CENNETİYİZ: Bu olaylarla 1974 sonrası tanıştık. Ki yanlarına kanser vakaları, kızlara çocuklara taciz olayları ile trafik belasını da koyuyoruz ve ekliyoruz: Bunun adına “toplumsal çöküş” denir… Ve hala bu “çöküşün” hangi kesimlerde, hangi nedenlerden dolayı daha çok görüldüğünün ciddi çalışmaları yapılmadı! Hala 1974’ten sonra TC’den kaydırılan nüfusun rehabilitasyonunda büyük ihmalkarlık olduğunun bilincine varılamadığı gibi! Ve en büyük nedeninin hâlâ “onlar bizden değildir” tutumunun sürdürülüp götürülmesi gibi! Ve hala anlamadık: Bu insanlar Kuzey’e para kazanmaya geldilerdi. Tek amaç bu olduğunda ne çocuklarını yetiştirmeleri önemli olduydu ne de insanca yaşam olanaklarına kavuşmaları! 1974’ten sonraki çoğu nesiller bu ihmalkarlık ve gözden çıkarılmalarıyla yetiştiler.
Şimdi bakın memleketin haline! Gasp, hırsızlık, cinayet, taciz ve asıl şu uyuşturucu belası!
Artı, çevre kirliliği! Bu toprakları hala kendilerinin olmadığı inancınca kirletiyorlar! Hınçla, dışlanmışlıklarının tepkileriyle!
Değişim var mı? Evet. 1974’ten sonra aramıza katılan bu insanlar artık gettolarından çıkarak apartman katlarına taşınıyorlar. Arabaları var. Daha on yıl öncesine kadar işçi barınaklarında yaşarlarken şimdi daha çok aramızdalar…
Kuzey’i yeniden huzur ve sükûna kavuşturmak istiyorsak işte bu aramızdaki insanları kazanmalıyız… İşbirliği yapabilmeliyiz. Çok gecikmiş de olsak! VE TABİ GEÇEN HAFTA FUTBOL VURDU BİZİ: Aslında çoktan salâsını okuyup cenazesini kaldırdık ama kendi yoksa adı var! Nitekim geçen hafta olmayan KKTC futboluna olurmuş gibi “dev” bir elbise giydirmeye çalıştık!
Eee tabii hem bol geldi hem sindirimi zor! Bizim futbol nire KOP’a yahut TC’nin Futbol Federasyona iltihak etmek nire? Dahası edilse ne yazacak? Çünkü:
Kardeşim siz önce okullara bakın! Bakın bakalım oralarda “spor” kaldı mı? Ha uyuşturucu, sigara, bira falan var ama! Akşamları gece kulüpleri, beribadolar gırla! Spor? Nanay!
İki yüz üç yüz kişilik okullarda on yirmi öğrenci bir yıl boyunca spor öğretmenleri tarafından okullar arası karşılaşmalar için yetiştirilmekteler. Basketbol voleybol falan… Geriye kalan öğrenciler de hatta “sol” ayağı ile “sağ” ayağını bile tanımlayamadan mezun olmakta!
SORUN YILLAR ÖNCESİNDEN GELİYOR: Özellikle ilkokullarda “sporla öğrenim yapılacakken, “öğrenim” bile yapılamadan “eğitim” dolayısıyla spor da tepeleniyor! Ülkeye bir spor politikası yerleşmedi! Dahası ebeveynler için de okullardaki spor dersleri çocuklarının zamanlarını çalan fuzuli meşgaleler olarak kabullenildi!
“Eğitim” üstüne yıllardır nutuklar atılıyor… Kısaca dünyaya kapalı ve körler ve sağırlar gibi! Kaldı ki böylesi bir eğitim ve okullaşma anlayışında memleketin futbolunu kurtaracağız! Yine de geçen haftaya oturan TFF ile KTFF ve hükümetimiz arasındaki tartışmalarla gelişmeler çok heyecanlı olduydu! Sertoğlu da sert çıktıydı S. Denktaş da! Başbakan bile dayanamadığı yerde sahaya dalıp bir iki de vole patlattıydı! BAŞKA NE VARDI GEÇEN HAFTADA: Sendikaların grevleri! Müjde bu hafta da devam edecek! Bu kez yeni numaraları varmış, ilan ettiler. Mesela kendilerini zincirlerle bağlayacaklarmış! Başbakan Yorgancıoğlu “bu iş maskaralığa döndü” diyemedi, “anlamsızlığından” söz etmekle yetindi! Neyse Eylemlere devam eğlenmelere selam! Hele bir de şarkılı türkülü olanını denesinler, getirsinler TC’den ünlü şarkıcıları… Bakın nasıl tavan yapar reytingleri!
































