Kuzey Kıbrıs’ta ya da Kıbrıs’ın kuzeyinde (adına ne derseniz deyin) daha evvelde de bahseylediğim gibi, dünyaya karşı devasa bir sessizlik ve ilgisizlik var.
Sadece dünyaya karşı değil, “hami” olarak görülen Türkiye’ye ve “zıt kutup” kabul edilen ‘Rum-Yunan ikilisi’ne karşı da böyle bu durum, halkımızın kendi geçmişine ve geleceğine karşı da böyle… Üstelik bunu “olan biten her gelişmeye karşı” gibisinden bir lafla genelleyebiliriz. Durum o kadar vahim yani!
Peki neden böyle bu? İnsanlar neden kısa homurtularla yetiniyorlar da işin derinine, detayına, ayrıntısına girmek istemiyorlar?
“Sınıfları” mı buna müsaade etmiyor yoksa hakiki bir sorgulamadan kaçmak hepsinin işine geliyor da “istemem yan cebime koy muhalifliği” (yani ‘sistemden çıkmadan sistemle mücadele’ fikirsizliği) mi galebe çalıyor?
Bence ikisi de.
Hatta buna, uzun yıllar bir şeyleri bağırıp çağırmanın getirdiği “boğaz yorgunluğu”nu ve muhatap olarak gördüklerimizin bizi saymamasının getirdiği manevi zararı da ekleyelim…
Tüm bunlar, Kıbrıs Türklerini elbette derin bir suskunluğa itecektir.
İnsanları güncel gelişmelere yabancılaştıracak, kendi sınıfı içinde kıstırıp orada kalmasını sağlayacak bir çeşit “iç otarşi” yaşanıyor bu ülkede ve bu, haklı öfkelerin de dinmesine neden oluyor.
Örneğin, eli Kıbrıs’a da uzanan hareketleri meşkuk bir adam vefat ediyor, ve fakat bırakın adamın arkasından doğru düzgün, hakkaniyetli “obituary” yazmayı, iki kelam dahi edilmiyor, yansız bilgi veren haberlere dahi (neredeyse) rastlanılmıyor…
Dahası, “toplumsal hafıza” çökmüş, toplum iğfal edilmiş bir haldedir…
Bizi bu cendereden ne bu muhalefet ne de bu iktidar çıkarabilir. Bunu ancak halk yapacaktır, o da isterse…
Bizim salim arkadaşlar iktidar hırsıyla ortalığı tarumar etmekten vazgeçip kendi halklarını doğru düzgün bir yere oturtana değin bunları anlatmaya devam edeceğiz. Vazifemiz budur.
Bugün biraz az gittik, uz gittik ama dere tepe düz gittik efendim, bağışlayın.
































