Geçtiğimiz gün “Türkiye-KKTC arasında “Kapsamlı Enerji İşbirliği Anlaşması” imzalandı.
Bu işbirliği TC-KKTC arasında elektrikte altyapının yenilenmesi, elektrik arz güvenliği oluşturulması, enterkonnekte sistemin kurulması, yenilenebilir enerji alanında ortak çalışma yapılması, elektrik alanlarındaki mevzuatların karşılıklı uyumlaştırılması ile petrol ve doğal gaz kaynaklarının keşfedilmesi ve gerekli altyapıların tesis edilmesi için ortak projelerin üretilmesi amaçlanmaktadır…”
DİKKAT: Yukarıdaki anlaşmanın “petrol ve doğalgaz kaynaklarının keşfedilmesi gerekli altyapıların tesisi” cümlesine dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünü bu cümle Doğu Akdeniz’deki “münhasır ekonomik bölgeleri” hatırlatıyor. Tabi “Güney Rum Yönetimin İsrail ve Mısır’la oluşturduğu işbirliğinde münhasır ekonomik bölgesindeki doğalgaz’ın yeryüzüne çıkarılması, bu gazın Türkiye’ye karşın Mısır üzerinden AB’ye sevki de hemen akla gelen diğer olay…
Şimdi bu anlaşmayı olası çözüme adapte ederek Kurucu devletlerin kendi özerklikleri içinde istedikleri ülkelerle anlaşmalar yapabilecekleri olayına bağlayıp düşünelim:
Doğu Akdeniz’de Rum’un ekonomik münhasır bölgesine karşın, KKTC’nin de TC ile işbirliğinde münhasır ekonomik bölgesi olacak mı?
TC ile Rum kurucu devletine inat ve misillemede araştırmalar yapabilecek mi?
TC-KKTC enerji işbirliğine karşın KKTC yine de Rum’un gazını Federal Devlet ahkâmlarında kullanma hakkına sahip olacak mı?
Rum Kurucu Devleti Mısır, İsrail ve tabi Yunanistan’ı da yanına alarak enerji konusunda yeni anlaşmalar ve keşifler yaparken; Türk tarafı Türkiye ile benzer anlaşma ve arayışları sürdürebilecek mi?
Deniz altından kaplo ile gelecek elektriği Güney almak istemez, aksine akım Türkiye’den geldiği için “Federal Cumhuriyetin” oluşum ve Anayasasına aykırıdır muzırlığı yaparsa sorun siyasi krize dönüşmeyecek mi?
KOLAY OLMAYACAK: Yine geçen gün (Türkiye’de Uluslararası enerji zirvesi yapılır ve TC-KKTC arasında elektrik anlaşması imzalanırken, Güney Rum Yönetimi, Mısır ve Yunanistan arasında da 4. Enerji zirvesi gerçekleşti. Bütün hazırlıklar Afrodit gazının Mısır üzerinden nakledilmesi. Çok iyi biliniyor Türkiye “Mısır”dan nakil olayına sıcak bakmıyor. Pekala çözüm olursa KKTC bu anlaşmaya katılabilecek mi? Katılacaksa TC ile pozisyonu ne olacak?
Tabi eklemek gerek: Erdoğan’la Putin’in yakınlaşmasına fena halde canı sıkılan Rum medyası Erdoğan’nın Doğu Akdeniz’dedeki çıkarlarını diline dolarken, Sn. Akıncı’yı da Doğu Akdeniz’de TC’nin çıkarlarını savunan ikinci ses olarak lanse ediyor!
Kısaca tahammülsüzlük ve düşmanlık gırla giderken “çözüm olsun” diyoruz ama olursa bu Rum’dan çok çekeceğiz…
DEVLET BİTİREN KURUMLAR!
Türkiye’nin “mali ve ekonomik protokollerin” uygulanmasını niçin bu kadar ısrarla istediğini hâlâ anlamamışsak “her şeyi bildiğimizin” anlı şanlı lafazanlığımıza ayıp! Çünkü: Meğer 2009’dan beridir ithal edilen tüm et ve ürünlerinden TÜK için kilo başına 1 TL. katkı alınıyormuş da haberimiz yokmuş!
Yavaş yavaş öğreniyoruz ama! Sandıktan çıkıp İktidar olan siyasi partiler peşin peşin göreve iki sıfır yenik başlıyorlar. Golün biri tüm hükümetlerin başını ağrıtan sendikalardan diğeri de tarım kesimindendir! Birisi sürekli devletin ümüğünü sıkıp canını çıkartır; diğeri doymak bilmez iştaha ile hep bana bana der..
Toprak Ürünleri Kurumu ise neden devlet kurumlarının reformlara ihtiyaçları olduğunun su yüzüne çıkmış müflis örneğidir! Zaten hangi hükümet göreve başlasa karşısında “kurtarılmayı bekleyen kurumları” bulur. Sonra gelsin tedbirler derken fonlarla, dolaylı vergilerle halkın cebine saldırılır!
ÖZELLEŞTİRMELER: Uzun yıllardır devlet tekerleği şöyle döndürüyor: TC’den ve halktan alabildiği paraları ya her ay on milyon açık veren Sosyal İşler Dairesi gibi batık kurumlara akıtır ya da “prim, hibe” adı altında periyodik aralıklarla çiftçiye, hayvancıya, narenciyeciye akıtır.. Sonra “batıkları” kurtaracak para kalmaz, yüzü aşkın ithal ürüne yüzde 3’lük fon koyar! Olay Ali’nin külahını Veli’ye Veli’nin külahını Ali’ye giydirme üzerine kurulmuş bir seyirdir!
Bir zamanlar özelleştirmelere en çok CTP karşı çıkıyordu. Şimdi ise iktidarda her ne kadar olmayan ekonominin “modeli” de olmaz ama en azından kendine “liberal” diyebilen “serbest ticaretten” yana olduğunu sandığımız iki Sağ parti koalisyonu vardır! Ki son zamanlarda “özel sektörden” işinsanları belki o liberal ekonomi gerçekleşir umudunda yatırımlara, yeni pazarlara açılmak istediklerini heyecanla açıklıyorlar.. “Kaynak yaratılmalıdır” diyorlar! “Hükümet aldığı vergileri çarçur ediyor” diyorlar!
KOOPERATİFLEŞMEK: Rahmetlik İsmet Kotak daha ortada devlet yokken, kendimize “yönetim” derken yeniden yarattıydı kooperatiflerle kooperatifçiliği.. Dört sanayi tesisi ile birlikte hem de…
Barış Harekâtından sonra 1981’lerde Kooperatifler Bakanı Nazif Borman ile ikinci büyük dalga yakalandıydı. Kooperatifçilik bir kez daha dirilip ayağa kalkarken Kuzey’in “ekonomik kalkınma modeli” olduydu! Sonra?
Ne kooperatifçilik kaldı ne devletçilik! Ne de özel sektör gördü hayır yüzü! Ne diyelim? Hiç olmazsa devlet, halkı söğüşlemekten vazgeçse!
KISACA TAKILDIĞIM: (YENİDEN TÜTÜN EKİMİ)
1974’lerden önce bu ülkede “karma ziraat” vardı. Kırsal kesim insanları sadece arpa değil, tütün, pamuk, burçak, viko, tirifil, susam, nohut vs. da ekerlerdi. Doğa koşulları nedeniyle birinden kaybetse ötekinden kazanırdı. Üstelik ne bugünkü gibi kuraklık primleri, parasal destekler vardı ne de tarım sigortası.
Sonra “kuraklık primleri” “tarım sigortası” geldi. Köylü karma ziraatı terk etti sadece arpa buğday ekimi ile yetindi. Doğrusu hiç kaybetmedi! Ürün olmuşsa zaten kazandı. Kuraklık olmuşsa bu kez de “zararından dolayı primi ile kazandı!” Fakat devlet hep kaybetti!
Karpaz’da 12 yıl aradan sonra ekilip şimdilerde hasadı yapılan tütüne bu karma ziraata başlanması nedenle sevindim.
































