Köşe Yazarları

OLACAĞI BUYDU…






Durumdan vazife çıkaran bir kendini bilmez Dr. Küçük’e hakaret edince, Ersin Tatar bir şeyler söylemek zorunda kaldı…

 

Aslında o adını anmak dahi istemediğim kişi tek değil. Bölücülüğe katkı koymamak adına görmezden gelelim diyoruz ama, malum diziyle başlayan hakaretler neredeyse kampanyaya dönüşmüş durumda.

 

Her kim ki çıkıp, “Yahu bu bize uymaz, biz bu değiliz” demeye görsün, onlarca ve çoğu sahte hesap Kıbrıs Türkünün gelmişine geçmişine verip veriştiriyor…

 

Dünyaya satılacakmış da tanıtım olacakmış. E, oldu işte. Bu muydu maksat? İki halkın çoktandır arasına sokulan nifak zirveyi vurdu. Bu muydu hedeflenen? Olamaz. İnanamam.

 

Onun için de dün yazdım, bir bilene sormak bu kadar mı zordu? Birkaç tane araştırmacımızı o jenerikte görseydik. En basit hatalar yapılmazdı en azından. Koskoca Dr. Küçük son dakikada yayına verilmeden önce figüran gibi eklenmezdi. En önemlisi, resmi tarih tahrif edilmezdi.

 

Kıbrıs Türkü kendi yaşadığını bilir. Henüz daha ölmedik, buralardayız. Neler yaşandığını biliriz. Bizim resmi tarihin uydurmalarına bile itirazımız varken, onu bile çarpıtan bir senaryoya tepki göstereceğimiz kimsenin aklına gelmedi mi? İşte Nazım Beratlı… “Neyi yapmayın dediysem yaptılar” diyor. İnandırıcı olmayan bir propagandanın ters tepeceğini göremediler mi?

 

Bu halk daha ne kadar kendini Türkiye’ye anlatmaya çalışacak? Türkiye düşmanı olmadığı savunması yapmak zorunda kalacak? Utanç verici….

 

Her neyse, sonunda “şöyle önemli, böyle kıymetli” diyerek övgüler yağdıran Ersin Tatar, dizinin ardından Doktor’a yönelik gelen hakaret üzerine açıklama yapmak durumunda kalmış.

 

Yalnız açıklamaya bakıyorsun, onda da kafa karışıklığı.

“Dr. Küçük’e saldırmak kimsenin haddine değil…. Bu hakaretler Kıbrıs Türk halkına yapılmıştır, buna seyirci kalmayacağım” diyor da gerisi anlaşılır gibi değil.

“Halkın birlik ve bütünlüğünü parçalamaya ve kutuplaşma yaratmaya yönelik provokatif haberler ile algı operasyonlarının arttığını” söylüyor ve bunu da ‘Rum Yönetimi propaganda birimlerine bağlı beşinci kol faaliyetlerini yürütenler’e bağlıyor…

Anlamadım ne alaka? Her türlü sorunu Rum’a atınca rahatlıyor galiba.

Hamaset bile yapacaksan, inandırıcı olacaksın. Açığın olmayacak. Bir şeyler söylediğinde doğruluğu olacak, anında bütün bir halkı isyan ettirmeyecek…

Boş versenize…

Rumlar şimdi Türkiye-Kıbrıs arasındaki tartışmaları ellerini ovuşturarak seyrediyor. Bir şey yapmalarına gerek bile yok.

Yazık, yazık. Hiç olmaması gereken şeyler oluyor da ona canım sıkılıyor…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

YETER ARTIK:

Dün bu, yarın bir başkası Kıbrıs Türküne ve değerlerine küfür edecek, genel bir akıma döndü çünkü. Kimse çıkıp da “meczup” falan olduğu, dikkate alınmaması gerektiği bahanesine sığınmasın. Bugüne kadar ne “beslemeliğimiz, ne dinsizliğimiz, ne de Rum ve İngiliz piçliğimiz” kaldı. Kıbrıs Türkü “kurtarmanın” bedelini yıllardır öyle veya böyle ödüyor. Halbuki bizler bu direnişi, mücadeleyi vermeseydik, sizin Kıbrıs diye bir meseleniz de olmayacaktı.

 

SENİN VETONA GELENE KADAR…:

Anastasiadis, Ankara “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımama veya üye devletlerin tamamına karşı yükümlülüklerini yerine getirmemeye devam ederse, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin geliştirilmesini veto edeceğini söylemiş. İş olsun… İlk defası değil ki? Bunu defalarca denedi, her defasında ciddiye bile alınmadı. Türkiye-AB ilişkileri öyle komplike bir konu ki Kıbrıs konusuna gelinceye kadar daha neler var. İş yaptı görünecek hem de çözümcü… Artık halkı bile kendine inanmıyor, bu süreç de başlamadan biterse, sorumlusunun Anastasiadis olacağını açıktan dile getiriyorlar…

 

NEREYE HARCADINIZ?:

Tolga Atakan, aniden yarı buçuk bırakılan Alsancak yoluna ait kaynağın akıbetini sorguladı. Yol yapımı başladığında kaynağın hazır olduğunu kendisi defalarca dile getirmişti. Şimdi, Cumhurbaşkanlığı seçim döneminde o kaynağın aktarılmadığını ve ortada olmadığını iddia ediyor, “buharlaştı mı” diye soruyor. Haydi bakalım, açıklarlar mı dersiniz? Hiç sanmam…

 

 

KIB-TEK KAR MI, ZARAR MI ETTİ:

Bakan Arıklı, Kıb-Tekİn son açtığı akaryakıt ihalesi sonucu kurumun 1.232.000 $ kazanmış olduğunu iddia ederken, Kıb-Tek eski Yönetim Kurulu As Başkanı Avcıoğlu ise, Arıklı’nın doğrudan alım talimatı ile TPIC’den yapılmış olan doğrudan alım ile KIB-TEK’in 36,960 $ zarara uğratıldığını iddia ediyor. Yahu bir çıksın ve bu ihale ile kurum zarar mı, kar mı etti açıklasın da herkes rahat etsin… Arıklı’nın getirdiği izah basit “Susun” diyor, o kadar.

 

 

PİLLİ’DEN KORKUNÇ İDDİA:

Ali Pilli açıklanan vakaların yurt dışından gelen ve ev karantinasından çıkanların olduğu yönünde duyum aldığını söylüyor. Bence kafadan atmıyor, bildiği bir şey var. Lefkoşa surlariçindeki patlama ortada. İnsanlar denetim olmadığını açıkça söylüyor. Yeni cezalar Pazartesi Meclis’ten geçti, hala Resmi Gazete’de yayınlanmadı. Olsa bile ceza yeterli değil ki, başındaki otoriteyi hissettirmezsen, hiçbir işe yaramaz. Vakalar her gün rekor kırıyor, bir tek denetimden haber yok.

 

ÇAVUŞOĞLU DOĞRULADI:

Dün, Kıb-Tek ve TÜK’ün sonunun KTHY’ye benzeyeceği yorumunu yapmıştık. Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım Çavuşoğlu resmen doğruladı; “Toprak Ürünleri Kurumu zarar eden değil, devlet tarafından zarar ettirilen bir kurumdur… Devlet yıllardır kuruma yönelik yükümlülüklerini yerine getirmediği, devletten alacağı parayı zamanında ödemediği için zora girmiştir”. Hem de kendi hükümetini suçladı, geldiğinde bulduğu borçları sıraladı, kendisine destek sözü verildiğini ama gerçekleşmediğini söyledi. Başka yoruma gerek var mı?

 

FOTO GÜNDEM: İskele’de deniz kaplumbağası üreme sahili. Fotoğrafı paylaşan arkadaş, “Bari şu tabelayı kaldırın da daha fazla gülünç duruma düşmeyin” diyor. Onca daire, onca uzman, ama sonuçta ilkel kabile görüntüsü veriyoruz…

 

.







Başa dön tuşu