Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

OL ALEM DEVAM EDERKEN…

Ahı gitmiş vahı kalmış bizim gibisi “eski” insanlar için “toplumca yaşanmakta olan bu devir Allah’ın lutfu olmalıdır…

Ki o eskiler başlarken konuşmaya, “neler çektikti” derler..

Doğrudur. Rum’un sayesinde çekilmedik meşakkat, yaşanmadık çile kalmadıydı!

***

BUGÜNE DÖNÜYORUM: 1974’de Rum’u  sürüp Güney’e kilitledik. Ki Kuzey’e şaşı bakmak haddinde bile olamaz! Tabi  kendimizi de benzer bir zorunlukta Kuzey’e!

Ve yıllarca Türk Rum ilişkileri nedeniyle  yaşadığımız “meşakkati” de   “Kıbrıs  Türk devletine” evirdik ki tutun ki bayrağımız bile vardır.

Mal ve can güvenliğimiz Türkiye gibi güçlü bir ülke tarafından sağlanmaktadır ki yan bakanın gözünü oymacasına!

Ve o “eskilere” oranla çok iyiyiz çokk!           Bizim olan vatanımız, yatırımlarımız, üretimimiz, gelirlerimiz giderlerimiz, iki yılda bir yeni seçim yapacak kadar siyasi irademiz,  hükümetler kurup hükümetler bozacak kadar hiziplerimiz sahipleriyiz..

Doğrusu ya 47 yıldır da Ankara’dan “grak dedik mi su, gruk dedik mi para” akmakta!

Ki Barış Harekâtından hemen sonra ne diyordu anavatanımızın kodamanları:

“Ne istersiniz be ağalar? Bir avuçsunuz. Paraysa para… Yiyecek içecek de bizden giydirip kuşatmak da.. Zaten bir avuca sığacak kadar nüfusunuz var. Dolayısıyla nasıl bir yaşam gaileniz olabilir ki? Nelerden niçin kuşku duyasınız ki? Arkanızda koca bir Türkiye var, ağırlığınız öküzün boynuzuna oturan sinek kadar bile değil! Yediririz de giydiririz de besler bakarız da..  Yeter ki siz rahat olun!..”                                                                                             ***

GERÇEKTEN YAŞANDI MI BÖYLE BİR POLİTİKA?  Ve gerçekten grak dedik miydi et, gruk dedik miydi su mu vermekte Türkiye?

Ki aradan 47 yıl geçti ne biz anladık ne Türkiye! Nitekim Denktaş ölürken bile Ankara’yı işaretleyerek sorardı: “Söylesin neyiz biz bu adada? Kuş muyuz yoksa devekuşu muyuz?”

Yıllar geçti hâlâ rahmetlik Denktaş’ın ilan ettiği “devletle” oyalanıyoruz! Hem de ne devlet! Bir yıldan fazla ayakta duranı görülmedi! Tutun ki Kıbrıs Türk halkına ne hükümetler dayanıyor dolayısıyla ne Ankara’nın himmeti!                                                                      ***

YENİ DEĞİL! Yukarıdaki laflamalarım ne günlük can sıkıntılarımdan kaynaklı serzenişlerimdir ne de yeni moda şikâyetnamem!

Ancak bu adada en az Güney’deki Rum halkı kadar yaşam hakkımla siyasi iradem varsa, en az onlar kadar tanınmış devlet oluş hakkımın olduğuna da inanıyorum…

Ki 47 yıldır yakalarımıza  önce “yönetimler” ardından da  “devlet” rozetini taktık..                                                                      BU nedenle her yıl sandıklar kurup seçimlerden seçimlere koşarken, artık bizler için “dünün çocukları olan” yeni nesil gençlerimizi vekil, bakan, başbakan kısaca “hükümet erki” yaptık..                              Doğrusu kıvançla haykırmak isterdim: “Biz Kıbrıs Türk devletiyiz!”

…Aşağıda okuyacaklarınızı yukarıdaki bu yargılarımdan hareketle yazmak  gereğini duydum:                                                                                              ***                                   HELLİMİN FENDİ TÜRKLERİ YENDİ! Önce 1 Ekim itibarıyla resmen yürürlüğe girmiş olan Kıbrıs helliminin (tüm koşullara uygunluğunca) AB’ye ihracatı başlamış oldu diyeyim…

Haberiniz oldu mu? Nitekim bu konuda açıklama yapmak gereğini duyan Hayvan Üretici ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları bakın geçen günkü açıklamasında nasıl  yakındı:                                                               ***

“…HELLİMİN taklidinin engellenmesi amacıyla sadece Kıbrıs’ta üretilebilinecek korumalı ürün olarak tecil edilip Kuzey’den ihracatının Yeşil Hat Tüzüğü altında mümkün kılan  düzenlemeyi onaylamasıyla ilgili karar yürürlüğe girdi. Ancak adanın Kuzey’indeki hellim üreticilerinden ne başvuru alındı ne üreticilere kılavuz verildi ne de sürecin nasıl devam edeceği konusunda bilgi paylaşımında bulunuldu…”

***

OYSA NE YAZDIKTI? Kıbrıs helliminin AB pazarlarına ihracatı söz konusu olduğunda bakın o günlerdeki ilgili yazılarımda ne diyordum:                                                   “ŞİMDİ Rum tarafı Kuzey’den de ihraç edilebilecek hellimlerimizi sabote ederken  ne dolaplar çevirecek nasıl engellemelerde bulunacak, hep beraber göreceğiz!…”                                     ***

NE var ki Rum tarafının müdahalesine, zorluk çıkarmasına hiç ama hiç gerek kalmadı! Çünkü ihracata  hazırlanmadık, uygunluğunca hellim üretmedik, kısaca fırsatı değerlendirmek için parmağımızı bile oynatmadık! Zaten müracaat da etmedik!

***

DEVLET OLMAK ZORDUR! Yani her yıl seçim yaparak devlet olunmaz.. “Devlet” dünya bilir ki devamlılıktır. Plan programdır. Hem de öyle yıllık falan değil, beş yıllıklar, halkın bekası üzerine hazırlananlar…   Nitekim:                                      ***

HELLİMİMİZİ Güney üzerinden AB’e ihraç etmemiz bir fırsat olacaktı. Hem ürünümüzü değerlendirmek hem “tanınmamış” da olsak bir yönetim erkine sahip olduğumuzu ispat etmek fırsatında…

Fakat sonuçta ne dedik? “Biz bize yeteriz. Yetmediğimiz yerde Ankara yetiştirir!”                                             ***

TABİ şimdi şunu da biliyorum. Hellim üreticileri AB’e ihracattan yararlanmak için harekete geçecekler de ya kaybedilen zamanlar!                                                       En önemlisi “devlet oluş iddiamıza karşın  bir kez daha  devlet ciddiyetimizin olmadığını görmek doğrusu ya  ağlanacak hallerimiz olmuyor mu?

***

MESELA Özker Yaşın.. Öteki  nam’ı adıyla “Terzioğlu” bakın 1970’ler “Topluma gazel” şiirinde ne diyor:

“GÖRÜŞMELERDEN sonuç sıfıra sıfır demek..                                                               YA senin kaderindir ey toplumum beklemek.

İsmet Paşa atanmış inanıp bay Jhnson’a

Ne yazık bunun için atmamış Rum’a kötek!

Neticede kabaklar başımıza patladı.

Yıllardır yaptığımız dertlere dert dert eklemek.

Denktaş’la Klerides ne konuşurlar bilmem

Elbet güzel oluyor buluşup kebap yemek.

Şu tazminat işini bir sıraya koymadan

Doğru mu göçmenlere geriye dönün demek.

Rumlar koşar adımla geliyor hedefine

Biz hedefsiz kalmışız işimiz emeklemek…

***

ARADAN yarım asır geçti. Var mı bir değişiklik?