İtalya’nın ilk kadın tıp doktoru Maria Montessori tarafından geliştirilen Montessori metodu şu an Avrupa’da en yaygın kullanılan alternatif eğitim metodlarından birisidir. Özellikle ülkemizde de adını çokça duyduğumuz bu yaklaşımı benimseyen okulların sayısı azımsanamayacak kadar fazla olsa da tam anlamıyla Montessori eğitimi veren okulların sayısı oldukça sınırlıdır. Zira Montessori metodu ile eğitim veren bir okul açmak için Montessori’nin felsefesini en iyi şekilde öğrenmek ve belirli aralıklarda öğretmenlerin metodla ilgili kendilerini yenilemeleri gerekmektedir. Bu da ancak Association Montessori Internationale tarafından gerekli eğitimlerin ve onayın alınmasıyla mümkündür.
Montessori eğitiminin temel felsefesi nedir?
Montessori eğitimi çocukların özgüven, insiyatif alma, ne istediğini bilme ve uygulama, bağımsızlık, konsantrasyon, düzenlilik, yardımlaşma ve başkalarına karşı saygılı olma becerilerini kazanmalarını ve bu becerileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Tüm bu beceriler günlük yaşam deneyimleri içerisinde kazanılmaktadır.
Çocuklar yetişkinler için sıradan olan bulaşık yıkama, sebze doğrama, ayakkabı cilalama gibi çalışmaları gerçekleştirirken bu işlemlerin tamamlanması için gereken sırayı takip ederler ve detaylara da önem vermeyi öğrenirler. Bir aktiviteden diğerine geçmeden önce çalışmalarını bitirip kullandıkları materyalleri yerine koyarak iyi bir çalışma disiplinine sahip olurlar.
Hem grup çalışması hem de bireysel çalışmaların görüldüğü Montessori okullarında birkaç çocuğun matematik etkinliği yaptığı, bir grup çocuğun öğretmenlerinin rehberliğinde okuma yazmaya hazırlık etkinliği yaptığını, birisinin fen merkezinde bir deney üzerinde çalıştığını, bir diğerinin örgü ördüğünü, birkaçının mutfakta yemeğe yardım ettiğini ya da sofrayı kurduğunu, birkaçının marangoz atölyesinde çalıştığını ve diğer bir grubun da ellerinde testere ile ağaç budadıklarını görmek mümkündür.
Çocuklar kendi ilgi alanları ve yeteneklerine göre farklı ilgi merkezlerinde çalışırken öğretmenler de onları gözlemleyen ve ihtiyaçları dahilinde rehber olan bir konumdadırlar. Çocuklar farklı merkezlerde yer alsa da her gün yeni şeyler öğrenip yeni kazanımlar edinmektedirler.
Montessori yaklaşımında yer alan bir diğer özellik, eğitimin karma yaş gruplarına yönelik olmasıdır. Klasik anlayıştan uzaklaşan bu metod, çocukları yaşlarına göre gruplara ayırıp sınıflandırmaktansa onları birarada tutmayı yeğlemektedir. Bu sayede çocuktan çocuğa öğrenme gerçekleşmektedir. Tecrübelerini birbirleriyle paylaşan çocuklar hem kendilerinden büyük hem de küçük diğer çocuklarla etkileşime girerek birbirlerinden farklı ve yeni şeyler öğrenebilmektedirler.
Montessori yaklaşımının bu kadar popüler olmasının ve sevilmesinin nedenleri nelerdir?
Çocuklar fiziksel olarak bağımsız olmak arzusundadırlar ve bu arzu ile dünyaya gelirler. Dolayısıyla etraflarını sürekli olarak keşfetme eğilimindedirler. Montessori yaklaşımında çocuklara deneyimler didaktik olarak sunulmaz. Aksine onlara fiziksel, duygusal ya da sosyal olarak seçimler yapabilecekleri ortamlar sunulur. Çocuklar bu ortamlarda özgürce keşiflerde bulunup yeni kazanımlar elde ederler. Bunun yanı sıra, karma yaş gruplarında bulunan çocuklar bu aktivitelerde hem birbirlerine yardımcı olurlar hem de model alarak öğrenirler. Rehber ve gözlemci konumunda olan öğretmen ise her gün çocukların ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendisi de yeni şeyler öğrenerek bu süreci takip eder. Öğretmenler ayrıca aldığı eğitimlerle görünüşleri, ahlaki ve sosyal duruşları, sabırları ve disiplin yöntemleri ile çocuklara model olmaktadırlar. Eğitim süreci düzenli aralıklarla devam eden Montessori öğretmeninin bu süreçte daha az stresli olduğu da gözlenmektedir. Stresin olmadığı ya da çok az olduğu okullarda öğretmenlerin de daha mutlu olacağını ve bunu çocuklara yansıtabileceklerini unutmamak gerekir.
Mutlu öğretmenler, mutlu sınıflar ve mutlu çocuklar yaratır.
































