KıbrısManşetRöportaj

Öksüz doğdu, 9 yaşında sakız yaparak çalışmaya başladı, hep el emeğiyle yaşadı

“Omuzlarımda ağrı, ağırlık çok. 100 yaşında gibiyim…”

Havva Ceylangüden, 46 yaşında genç bir kadın. Adıyla, soyadıyla var olan kadınlardan değil. Ben de adını röportaj yaparken öğrendim zaten. Ama Lefkoşa Suriçi’ne, Büyükhan’a uğrayanların tanıdığı bir sima. Buraların esnafı şimdilerde. Hatta hep gülen yüzüyle Büyükhan’ın güllerinden. Ama çoğumuzda olduğu gibi, göründüğü gibi olmayanlardan. Gülen yüzün, gözlerin ardında trajik yaşam öyküsü barındıranlardan.

Nezire GÜRKAN

Öksüz doğdu, amcayı baba sandı, ilki 16 yaşında iki evlilik yaptı, ikisi de boşanmayla sonuçlandı, 17 yaşında anne oldu, hayatı hep çalışarak geçti, tatil/dinlenme nedir bilmedi. Bugün 46 yaşında ama “kendimi 100 yaşında gibi hissediyorum” diyor…

Büyükhan ziyaretlerimde tanıdım onu. Ya kayık pasta, ya hellimli, ya macun ve badem ezmesi veya Baf sakızı satarken. Ve daha niceleri. Görüntüsü o kadar yanıltıcı ki, kendi yapımı olduklarına inanmam zaman aldı. Ve her seferinde, her soruda hayretim biraz daha arttı. Bu kadar acıyla, yoklukla yoğrulmuş bir genç kadın, neden mutluluktan uçuyor hallerinde! Yorucu olmuyor mu! “Çok yorgunum; iyi görünmekten, mutlu etmeye çabalamaktan da yoruluyorum” diyecek kadar da samimi.

Babasız doğdu, amcayı baba sandı

Havva Ceylangüden, 1972 Mandirga doğumlu. Babası, o daha anne karnındayken, denizde boğularak hayatını kaybetti. Köy yeri, geliri olmayan anne babanın kardeşiyle evlendi veya evlendirildi. Amca, baba oldu. Ve annenin üzmemek için sakladığı bu durumu 7-8 yaşlarında, bir gün komşularla kahve içilirken tesadüfen öğrendi Havva. Bu yaşlara kadar gerçek babası bildi amcayı. Ve bu evlilikten de 2 kardeşi oldu.

Hep eksik kaldım

“Çok büyük şok yaşadım. Çok etkilendim baba dediğim adamın babam olmadığını öğrendiğimde. Travma. Ve ondan sonra hep eksik kaldım. Her şeye alıştım, babasızlığa hiç alışamadım. Baba şefkatine, ilgisine, korumasına aç yaşadım. Hâlâ açım, hasretim…”

Annenin, amcasıyla evliliği çok sürmedi. Ondan sonra hem annenin, hem onun hayatı hep zorluk içinde geçti. Savaşın ardından yerleştikleri Güzelyurt’ta hep ayaklarının üzerinde durma mücadelesi verdiler.

Sakız yaparak başladı, hâlâ el emeğiyle yaşıyor

Havva, ortaokula kadar okuyabildi. Geçim zorluğu nedeniyle iş hayatına atıldı. Daha 9 yaşında harçlığını çıkartmak için komşu kadına Baf sakızı yapımında yardımcı olmaya başladı. 14 yaşından itibaren kendi yapmaya başladı sakızları.

Zor değil mi sakız yapımı?

“Çok zor; kol, güç isteyen bir iş. Sizin bir çiğneyerek çöpe attığınız sakızın, benim omuzlarımda, kollarımda yükü, ağırlığı çok…”

Sakız yapımına devam ederken, birçok yerde çalıştı. 16 yaşında narenciye paketleme işine gidi. 5 yıl çalıştı burada, Sunzest’te. Bu fabrika kapanınca dükkân açıp taze balık işi yaptı. Butik açtı. Yoğurtçuluk yaptı. Fıstık, pilavuna, macun, reçel, kayık pasta, badem ezmesi vs. yapıp sattı. Hâlâ da devam ediyor, gece evde yapıyor, gündüz Büyükhan girişindeki stantta satıyor.

Çok da destek gördü

İş hayatında dönüm noktası ise, Davut Brothers oldu. 1993’te satış elemanı olarak başladı burada, 20 yıl çalıştı. “Hayatımın dönüm noktası” diyor bu iş için, gözleri dolarak.

“Ayşegül ve Mehmet Davut, oğulları Sualp, kızları Emine Davut (Yitmen) bana aile oldular. Çok emekleri geçti üzerimde. Çok destek oldular. Vefa duygumu dile getirecek kelime bulmakta zorlanıyorum.”

Son yıllarda Büyükhan’daki dükkânında stant vererek ürettiği ürünleri sergilemesine ve satışına yardımcı olan bölge esnafı Şenay Ekingen’e de minnettar.

“Hayat karşıma hep iyi insanlar çıkardı. Çok zorluk çektim ama çok da destek gördüm” diyerek dile getirdi minnet duygusunu.

16 yaşında evlendi

İlki 16 yaşında iki de evlilik yaptı, her birinden birer oğlu oldu, ikisinden de boşandı.

Neden diye soracak olduk!

“Belki farklı nedenler de var ama esasta galiba hep benim ilgiye, sevgiye, şefkate açlığım neden oldu. Babasızlıktan kalan eksiklik sanırım her şeye yansır. Belki o yüzden herkesi mutlu etmeye, iyi davranmaya gayret içindeyim…”

İçi kan ağlarken mutlu görünme, başkalarını mutlu etme, ille de gülümseme yorucu olmuyor mu?

“Çok yorucu, omuzlarımda ağırlık var. Çocukluk, gençlik yaşamadım. Kendimi bazen 100 yaşında hissederim. Ama içsel olarak da mutlu bir kadınım. Çünkü beklentilerim düşük, kimseden beklentim yok. Hiçbir özentim yok. Hayata, insanlara kinim yok. Çok çektim ama çok da yardım gördüm, elimden tutan iyi insanlarla karşılaştım. Ayrıca hep çok çalıştım, hiç zamanım yok, belki o yüzden de takmaya, dert etmeye vakit bulamadım. Gece, gündüz, hafta sonu, herkesin tatil yaptığı zamanlar her zaman hep meşgulüm…”

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı