Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ödev ne kadar gerekli?

Bir süredir şu ödev meselesi kafamı kurcalıyor. Bunun da müsebbibi Yrd. Doç. Dr Kemal Batman. Atatürk Öğretmen Akademisi öğretim üyelerinden Kemal Batman hocanın ödev konusundaki görüşleri uzunca bir süredir dikkatimi çekiyor.Gerek Havadis’de yazdığı köşe yazılarında gerekse uluslararası eğitim kongrelerinde sunduğu bildirilerle ödev konusuna sıkça değinen Kemal hoca ile geçtiğimiz Çarşamba Kanal Sim’deki Bilimsel Eğitim programında ödevi konuştuk. Kemal hoca uzunca bir süredir, gerek kendi yaptığı araştırmalar gerekse dünyadaki alan çalışmalarından yola çıkarak bugün KKTC’de pek da söylenmemiş bir noktaya vurgu yapıyor; “Aslında ödev öyle tahmin edildiği veya düşünüldüğü kadar yararlı değil”.

Bizim geleneksel eğitim anlayışındaki veli profilinde ödev vermeyen, çocukların defterine yazdırmayan öğretmen her zaman sorgulanır ve iş “bu öğretmen bir şey yapmaz”a kadar devam eder.
Halbuki Kemal hoca, ödev konusunda en önemli araştırmacılardan Cooper’ın yaptığı araştırmalara dayandırdığı görüşünde, ödevin başarı üzerinde “negatif” etkisi bile olduğunu söylüyor.
Kemal Hoca mekanik ödevin hiçbir yararının olmadığını söylüyor. Peki nedir bu mekanik ödev? Verilen ödevin birkaç soru sonra öğrencilerin gözü kapalı çözüyor olması o ödevi mekanikleştiriyor. Kemal hocaya göre herhangi bir ödevin öğrencinin düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmesi gerekiyor.
Yani Kemal hocanın dediğine göre çok sayıda iki basamaklı iki sayının toplanmasını içeren matematik ödevindeki soruları, öğrencibirkaç sorudan sonra gözü kapalı çözmeye başlar ve işlem mekanikleşir. Öğrenmeye de katkısı olmaz.
Araştırmalar ilkokulun ilk üç sınıfında ödev verilmemesi ve daha sonraki sınıflarda da verilecekse en çok haftada 2-3 kez ve az sürelerde olması gerektiğini söylüyor. En önemlisi hafta sonu ödev verilmemesi gerektiği üzerinde duruluyor.
Düşünün ki bizim gibi eğitim sistemleri sınav odaklı olan ülkelerde çocukların yaşadıkları sıkıntıları. Örneğin koleje hazırlanan ilkokul 5. Sınıf öğrencisi sabahtan öğleye kadar okuldadır. Öğleden sonra da haftanın en az 3 günü dershanededir. Bir de bunlara ayrı özel ders ekleyen çocukların da olduğunu düşündüğüm zaman dehşete düşüyorum. Hem okulun, hem dershanenin hem de özel ders öğretmeninin verdiği ödevlerin varlığı, çocukların bırakınız oyun oynamasını, çocukların bu ödevleri yapabilecek zamanı olduğunu düşünmek bile saflık olur.
Uzmanlar oyunun çocuğun psikomotor gelişim ve becerilerinin kazanılması, sosyal ve dil gelişimlerinin tamamlanması için en gerekli araç olduğunu söyler ve farklı gelişim dönemlerinde farklı oyunlar ve oyun araçları ile yapılan her aktivite çocuk gelişiminde önemli bir basamak olduğuna vurgu yapar. Çocuklara uygulama yapmaları için fırsatlar vermek, çocukların yaratıcılığını, problem çözme, keşfetme ve güçlüklerle başa çıkabilme becerilerini geliştirecek, kendilerine güven duymalarını, özgür ve çok boyutlu düşünebilmelerini sağladığı bilinen bir gerçektir.
Dünyanın en saygın eğitim sistemlerinden birine sahip olan Finlandiya’da çocuklar ergenlik çağına gelinceye kadar eve ödev götürmüyor. Uzmanlar bunu “çocuk olmaya vakitleri kalıyor” diye tanımlıyor.
Bu ödev meselesini yeniden düşünmenin zamanı geldi de geçti bile… Geleneksel eğitim felsefelerinde yaygın olarak kullanılan bir yöntem olan ödev, çağdaş eğitim sistemlerinde yerini oyuna bıraktı. Çocuklarımız okullardan neden mutsuz diye düşünmemiz gerekiyor. Eğer bütün derdimiz çocuklarımızın mutluluğu ise eğitim sistemimizi de bu çerçevede düşünmek yarar var.
Bırakınız çocukların çocuk olmaya vakitleri kalsın.