Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

O SES

Nere gitseniz onun sesi işitilirdi ahşap radyolarda.

Sandviççide, terzide, berberde, kasapta, pastanede ve her yerde.

Evlerdeki radyolardan onun sesi yükselir; bir sokağa onun sesi ile girilir, onun sesi ile çıkılırdı sırasında…

Çoronik, Osman Gezer, Boyacı Rauf, Karanfilli Cemal, Ahmet Becerikli, Ahmet Altıparmak, Nadide ve Lefkoşa’yı Lefkoşa yapan kim varsa henüz hayattaydılar.

Onun sesi öyle bir Lefkoşa’da çınlardı; Kamran Aziz’lerin, Zeki Taner’lerin, Haşmet Muzaffer Gürkan’ların Lefkoşa’sında…

Bir gün gelecek hayata veda edecek ve o ses kalacaktı hafızalarda.

Ama henüz vakit erkendi ve ömrünün sonuna kadar mikrofon karşısına geçmeye, mesleğini televizyonlarda da sürdürmeye devam edecekti…

Dönem siyasi açıdan karmakarışıktı ama bu adada yaşanan en güzel yıllar o yıllardı.

Adanın her yanında yapılan müzik yarışmalarında, defilelerde ve buna benzer yerlerde onu görmek, onun sesi eşliğinde bu etkinlikleri izlemek mümkündü, radyodaki programları yanında.

O yoksaydı sönük geçerdi her şey sanki; bir şeyler eksik kalır gibiydi…

Radyonun hakim olduğu yıllardı.

O ve dönemin radyosunda çalışan bir avuç insan her evin içindeydiler ve her evin bir ferdi gibiydiler.

Hüseyin Kanatlı’ların, Sevilay Direkoğlu’ların, Kemal Tunç’ların, Mustafa Akalın’ların sesleri yankılanırdı odalarda.

Onların sesinden haber, piyes ve müzik programlarını dinlemekle tüketilirdi zaman; sadece Lefkoşa’da değil bütün şehir, köy ve kasabalarda…

Sanki Lefkoşa’da bir ev daha çöktü…

Sanki bir sokak, bir adres daha kayboldu…

Sanki Bandabuliya ve Arasta ve Sarayönü ve Girne Kapısı şimdi daha hüzünlü…

Sanki bu eski kent,

Bu terk edilip sırtımızı döndüğümüz şeher,

Onca kalabalığına rağmen daha yalnız…

Sanki bir tabya daha dizlerinin üstüne çöktü…

Sanki…

Her bildik isim, her içimizi ısıtan ses aramızdan ayrıldıkça daha çok yabancılaşıyor insanlar birbirlerine…

Birçok insan gibi benim de Hüseyin (Kanatlı) abimizle yollarımız kesişti.

Birlikte çalışma imkanı bulduğumuz gibi aynı gazetelerde köşe komşuluğu da yaptık.

Küçük bir toplumun içinde sürdürdüğü çalışmalarla ismini markalaştırmasını bildi ve geriye yığınla anı ve o etkileyici, akıcı, yalın, ritmik ve berrak sesini bıraktı.

Galiba,

Topraktan çok, onun bedeni toprağı mutlu edecek…