Türkiye’nin himmeti ve güvencesi ile Kuzey’de eğlenirken, Güney’den barışçı çözüm için inayet beklemek kolaydır! Hatta Rum’un tepetaklak giden maliyesine karşın çok daha iyi durumda olduğumuz gerçeğinde bu çözüm arayışlarını bir “siyaset oyunu” gibi yorumlamak da mümkündür!
Ancak gitgide oyunun tadı kaçıyor! Çünkü “Kıbrıs’ta iki halkın barışçı çözümü tesis etmeleri” gibisinden bir siyasi zorunluluk kendini bay pass ederken; yerine türlü çeşitli “siyaset tezgahlarını” koyuyor.
Nitekim Biden’ın Amerika’dan kalkıp Kıbrıs’a gelmesi Türk ve Rum halklarını barışçı çözümde buluşturmak için izah edilemez!
Yahut kendi ülkesinde federasyona dayanamayıp Çekler’le güle oynaya ayrılan Slovakya’nın Dışişleri Bakanı’nın Kıbrıs’ı ziyaret etmesi bir rastlantı olamaz!
Veya Rusya Devlet Başkanı Müsteşarı’nın adaya gelecek olması çok olağan bir ziyaret olarak yorumlanamaz!
AB’nin Kıbrıs’ta dolu dizgin at koşturduğunu söylemeye hiç gerek yok, tutun ki sabah 27 ülkenin diliyle “günaydın” diyecek hallere düştük!
BU NE İLGİ BU NE MERAK! Suriye yanıyor! Mısır kaynıyor! İsrail-Filistin davası iflah olmaz bir kaderi yaşıyor! Irak’ın Kuzey’inde resmen Kürt devleti kuruldu, üstelik Kerkük petrollerini satıyor! İran hâlâ sallanıyor! Türkiye’de PKK yeniden baş kaldırma provası yapıyor!..
FAKAT: Tüm bu sorunlu ülkeleri ıskalayıp “ne halleri varsa görsünler” deme noktasına gelmiş Amerika ile AB “Kıbrıs’a yumulmuşlar, “çözüm de çözüm” diyorlar!”
Ve artık ayan beyan ortalara dökülüyor: Bütün bu büyük alakalar, barışçı çözüm istekleri Rum’un Doğu Akdeniz’deki şu gazı yüzü suyu hürmetine yapılıyor!
Ancak bir gerçek gözden kaçırılıyor. Geçen hafta Fransa’ya giden Özersay orada AB-Amerika Ticaret Odalarının düzenlediği toplantıda konuşuyor ve Kıbrıs sorununa şöyle bir doğru teşhis koyuyor: “Normal olmayan statükoya normalmiş gibi bakıyorlar!”
Konuşmanın bütününü bilemiyorum. Buna karşın parmağımı bu teşhisin üzerine bastırıyorum. Çünkü Özersay’ın gördüğü bu sorunu Batı ve Amerika ile BM’ler görmüyorlar! Nitekim kırk yıldır güle oynaya Kıbrıs’la oynamalarının, günü geldiğinde müzakere masaları kurup hadi bakalım anlaşın demelerinin hatta Annan planı ile referandum bile yaptıracak sonuçlara kadar varmanın barışçı rahatlığını yaşıyorlar! İstedikleri anda istedikleri gibi adaya gelip gidiyorlar! Barışçı çözümü destekleyen kişilerle örgütlerin ceplerine dolarlar, Euro’lar koyuyorlar! Güney’le Kuzey arasında mekik dokuyorlar…
Fakat Suriye’ye, Mısır’a, Irak’a çok uzaklardan bakıyorlar, adama, “sıkıysa yakından bakın” dedirtiyorlar! Yağma mı var? Söz konusu olan can pazarıdır!
PEKALA KIBRIS’TA BU BARIŞÇI ORTAM NASIL TESİS EDİLDİ? Hem “bizimkilerin” hem de Rum tarafı ile barışçı çözüm yanlılarının dikkatini çekiyorum. Çünkü bu adada yedi düvelin politikacılar taifesi at sürüyorlarsa bunun bir tek nedeni vardır, Türkiye’nin adada sağladığı “barış!”
Fakat bu “barışa” karşın Özersay’ın vurguladığı gibi hâlâ “normal olmayan statükoya normalmiş gibi bakıyorlar” serzenişi de işte bu “rahatlıktan” kaynaklanıyor!
ÇÜNKÜ BU ADADA 1974 ÖNCESİNİN DE OLDUĞUNU UNUTUYORLAR: EOKA gibi silahlı örgütleri de hiç dikkate almıyorlar! Kıbrıs’ta 1974 Harekâtı’nın neden gerçekleştiğini görmek istemiyorlar! Ve bugün de Rum’un dümen suyunda rota tutarlarken Rum tarafının çözüme niçin yaklaşmadığına kafa yormuyorlar!
Çünkü alabildiğine barışçı bir ortamda üstelik gülüp oynayarak, yiyip içerek, gezip tozarak, müzakere sürecinden bir “çözüm” çıkmasını bekliyorlar! Hoş şu gaz olayından sonra “varsın çıkmasın yeter ki Rum’u ikna edip nakil borularını Türkiye üzerinden geçirtelim” diye de düşünebilirler…
ÇÖZÜM ÇOK FARKLI BİR OLAYDIR AMA: Bu olayı görmek için adada iki ayrı statükonun, iki ayrı halkın, iki ayrı bölgenin de olduğunu görmek gerekir! Yetmez, bu nedenden dolayı adada olağan dışı statükolar olduğunu da görmeleri gerekir… Yine yetmez, eğer Türkiye barışı tesis edip kırk yıl bekçiliğini yapmamış olsaydı dereler gibi akacak kanlarla tüm adayı saracak yangınların Ortadoğu’da nasıl çok daha büyük savaşlara neden olacağını da görmeleri gerekir… Görmedikleri içindir ki çözüm olmuyor!
**********
SORUN ÇOK ÇÖZEN YOK!
Öteden beridir iki karpuzu bir koltuğun altına sığdıramadık. Gündem “müzakerelerse” ötesi tüm sorunlar askıya alınırlar! Eğer bir sabah Anayasa değişikliği sorunu ile uyanmışsak, bu kez müzakereler çekip gider! AB Parlamentosu’na temsilci mi seçilecek? Öteki bütün sorunlar mayna! (Hoş o seçimlere odaklanıldı da ne oldu? Rum Türk’e bir kazık daha attı!)
Şimdi Anayasa tartışmaları var. Dolayısıyla öteki tüm sorunlar uçup gittiler. Anayasa işi bitince dönüp gelecekler! Tabii hiç sözleri edilmiyor değil. Zaman zaman ilgili bakanlar okkanın altında kıvranırlarken duydukları sızılardan olacak o sorunların seslerini çıkarıyorlar da halk da işitmiş oluyor!
MESELA: Öyle bir hava estiriliyor ki zannedersiniz memlekette ne elektrik sorunu ne de borçlarından dolayı kesilen elektrikler vardır. Oysa beteri vardır çünkü hâlâ elektrik sayaçları sorunu devam etmekte, bu nedenle dıştan çekilen hatlarla elektrik verilen ev veya apartmanlarda da sorunlar devam etmektedir…
Kuraklık nedeniyle tarım kesimiyle Hayvan besicileri zor bir dönem geçiriyorlar! Çiftçiler tazminatlarını beklerlerken Hayvan besicileri “borçlar batağındayız” feryatları kopartıyorlar! Kısaca eğer Ankara yeterince para pompalamazsa Maliye Bakanı Mungan’ın da hükümetin de işleri çok zor olacak!
Öte yandan “çözüm kapının arkasındadır” inancında siyaset yapanlar bile o çözüme Türk halkı olarak nasıl bir ekonomi politikası ile hazırlanmak gerektiğini gündeme getiremiyorlar…
Bu nedenle STÖ’leri kendi başlarına Güney’in kapılarını aşındırıp şimdiden olası çözümde iki halk arasında nasıl sosyo-ekonomik ilişkiler kurulacağının arayışlarına giriyorlar. Mesela Ticaret odaları iki bölge arasında mobil telefonlarla iletişim kurulması için toplantılar yapıyorlar. Fakat ilgili bakan, “talihsiz bir açıklama, bize sorulmadı” diyerek talihsizliğin beterini sergiliyor! Çünkü görüşülen olay Roaming gibi kapsamlı ve TC’ye kadar uzanan bir olay, Bakanlığın haberi olmuyor!
Öte yandan artık “Mali ve Ekonomik Potokol”ün uygulanması gerekiyor fakat sürekli savsaklanıyor…
OYSA: Bir süre öncesine göre KKTC’de sıkıntılar daha bir azalmış. Bunu AVM’ler karşısında batıp gitmelerine karşın konuştuğum ticaret erbabı, esnaf ve zanaatkârlar söylüyorlar… Bir tek sorunları var: “Ya borçlarını ödeyemiyorlar veya alacaklarını toplayamıyorlar!” Ve dikkat diyoruz: Bu sorun gitgide büyüyor, çünkü herkes birbirine borçlu duruma gelirken, ödemelerde aksamalar hatta mahkemelik olaylar çoğalıyor…
KISACA SORUN ÇOK: Çözümleri yok! Hepsi ortalara saçılmış açılmış, bekliyorlar!
**********
KISACA TAKILDIĞIMIZ: (EN KOLAY İŞ DAÜ’YE SALDIRMAK!)
KKTC’nin müzmin sorunları haline gelmiş bazı müesseseleri vardır. Ne yazarsanız, nasıl yazarsanız, muhalif veya muvafık, lök gibi yerli yerine oturur! Son günlerde Rektörlük seçimi dolayısıyla DAÜ hakkında yazılanları okuyorum ve bakıyorum bu Üniversiteyi de ayni potaya koymuşlar! Hep o eski hikâye! Ki DAÜ hiçbir şeyden çekmedi içindeki sendikalardan çektiği kadar! Bir zamanlar Özay Oral’la sık sık konuşur, gazeteye aktarırdım. Adam UBP ile CTP’yi “idare etmekten” bıkıp usandıydı! Beni Rektörlükteki odasında bir vitrinin önüne götürür “bak Eşref bey derdi. Bana verdikleri plaketler, madalyalar… Şimdi de beni rektörlükten uzaklaştırmaya çalışıyorlar…” DAÜ’yü kampus haline getiren Oral’ın ya CTP erkânından yahut UBP’den çekmediği kalmadıydı ki sonunda adamı adeta “ defettilerdi!”
Şimdi Abdullah Öztoprak’ın peşine düştüler! Ki kendisi ile bir iki defa konuşmuştum. Ne kadar başarılı olduğunu iyi biliyorum.. Hayır ille Öztoprak’ı da yiyecekler! Bu ne iştaha? Ne doymak bilmezlik? Öteki her bir şeyi hallettiniz de DAÜ mü kaldı?
































