Araştırma yapmayı sevmiyoruz. Eğitim sistemimizin boşlukta bıraktığı sorunlardan biridir bu. Ders ödevlerinin amacı bile öğrencilerin bu ödevler dolayısıyle “derslerini” çalışması esası üzerine kuruludur… Kısaca “kamu oyu yoklamaları” da yapmayız! Yaptıklarımız “öğrencilere verilen ödevler gibi bilinenin tekrar edilmesidir!” Mesela:
ÇÖZÜM İSTEYENLER: Bugüne kadar bu konuda detaylı bir kamu araştırması yapılmamıştır. Mesela hangi yaş grubu daha çok çözüm istemektedir? Niçin? Mesela insanlar kendi inisiyatifleriyle mi yoksa mensubu oldukları siyasi partilerle örgütlerin politikalarına bağlı oldukları için mi çözüm istemektedirler?
Mesela çözüm isterken Güney’in nasıl çözüm istediğinin bilincinde midirler? Mesela kendi çözüm istekleriyle Rum tarafının çözüm istekleri arasında kıyaslama yapabilmekte midirler?
Mesela çözümden isterken en güçlü beklentileri nelerdir?
Mesela aş iş para mı? AB üyesi olmak mı? Askere gitmekten kurtulmak, dünyaya açılmak mı? Türkiyesizleşmek, özgür ve egemen olmak mı?
Mesela 1974’den sonra Rum mülkü gasp edenlerin bu mallarını iade etmek zorunda kalacakları için duyulacak hissi tatminden dolayı mı çözüm istenmektedir! Vesaire…
İNCE HESAPLARI OLANLAR: Eğer bir Annan planı deneyimiz olmasaydı şu andaki çözüm arayışlarını şaşkınlıkla izleyebilirdik! Oysa filmi çoktan gördük, bugünkü yeni versiyonu! Dolayısıyle “hemen çözüm” diyerek toplumun önünde at gibi koşturanlara şaşmıyoruz çünkü onların daha müzakereler başlarken yazmaya başladıkları senaryo şuydu:
Eğer Güney’in istediği gibi bir çözüm olursa “Yönetim ve Güç paylaşımında şöyle bir siyasi tablo ortaya çıkacak.
Hem Temsilciler Meclisi hem de Senato oluşturulacak. Eğer tartışıldığınca kabul görürse bu federal Devletin en üst karar alma yetkisine sahip iki organın Temsilciler Meclisi üyeleri ile eşit sayıdaki Senatörleri “çapraz oylama ile seçilecek.” Hani şimdilerde bizim KKTC’de uygulamaya çalıştığımız “tek bölge” sisteminde olduğu gibi bu kez de Federal Devletin Kuzey ve Güney seçmenleri, “Türk ve Rum adayları tek liste içinde seçecekler…”
Eee kolay mı? Ne bilsin Hasan Güney’deki Rum aday Mavroyanni’yi? Yahut ne bilsin Yakovu bizim buradaki aday Serap hanımı?
O zaman müthiş bir propaganda ile tanıtma mekanizması çalıştırılacak. Ve bugün “adları, eylemleri, ikili ilişkileri ile öne çıkalarken özellikle Türkiye’yi hedef alanlar, buna karşılık “hemen çözüm” derken Güney’de faaliyet gösterenler; Türk Rum ortak sandıklarından ortak oylarla çıkacak şanslılar olacak! (Tabi bu varsayımdır ama demeyin olmaz, birleşik Kıbrıs’ı yaratmak için kimbilir daha ne maskaralıklar yaratılacak!)
SON SÖZ: Truva atlarına dikkat edin! Bu kadar açık ve kör gözüne parmağım dercesine sürdürülen TC’ye yönelik kampanyalara karşın “Güney’i dost ve geleceğin ortağı” olarak mesken tutanlar, “peynirin göbeğine” oturacaklar! Helal olsun ama! KKTC’de de çok iyi boyacıdırlar!
********** SUDAN KAHRAMANLAR: (KKTC’Yİ RÜŞT İSPATINDA HARCIYORLAR!)
“Küçük çatanaların büyük gemileri çektiği bir vakıadır.” Bu lafı galiba Mümtaz Soysal söylediydi. “Çatana” Kuzey Kıbrıs’tı. Büyük gemi de Türkiye! İddia şuydu: 1974’den sonrası Türkiye’nin Batı kafasına sahip, uygar, dil bilen Kıbrıs Türk halkından öğreneceği yararlanacağı çok şeyler olabilirdi.. Bu İngiliz Sömürge idaresi “terbiye ve disiplini” ile oluşmuş toplum küçük olmasına karşın Türkiye için “rol model” olabilirdi…
Şimdi size gülünç gelecek ama yargı öyleydi. Nitekim Barış Hasrekâtının hemen ardından o yıllarda TC’den sürekli Kuzey’e gelip giden işadamları, politikacıları, gazetecileri ile konuşma fırsatı bulduğumda benzer görüşleri çok yakaladımdı!
Ha unutmayın. Şimdilerde su sorununu bile çözemeyenlere nazire o yıllarda Kuzey’de devlet kuranlar işte o “küçük çatananın” kaptan ve tayfalarıydı… Bugünkülerden farkları devlet kuracak kadar yürekli ve beceri sahibi olmalarıydı. Güçlerini de “devlete millete” olan inançlarından alıyorlardı…”
Eee, YA SİZ NESİNİZ? “Türkiye’nin KKTC’ye akıtmayı başardığı için büyük gurur duyduğu büyük su projesini iki paralık yapan küçük kasaba politikacısı mı? Hayır, sümme hayır! Halkın oyları ile seçilmiş, KKTC’yi yönetme iddiası ile öne çıkıp devletin kaderini yüklenen “politikacılarımıza” laf kondurmak ne haddime! Ki onlar Türkiye’nin Kuzey’e akan suyuna şerh koyarlarken, sonunda dünyaya “sen kimsin yav” diyerek ayar veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın protokollerini bile alt üst ediverdiler! İçte ve dışta savaşan ülke durumuna düşmüş daha dün onlarca şehidini toprağa vermiş Türkiye’yi; onca sıkıntıları yetmezmiş gibi şimdi de sanki Kıbrıs’a su akıtması büyük hataymış gibi şaibe ve töhmetin altına ittiler…
NEREDEN NEREYE? Talat sonunda Erdoğan’la görüştü.. Neler konuşulduğunu bu satırları yazarken bilmiyorum. Bildiğim şu: “Keşke seksen milyonluk Türkiye’ye “büyük dünya projesi” dediği ve KKTC’ye akıtmayı başardığı su üzerinden KKTC’nin rüştünü ispat etme iddiasında tos atmaya çalışanlar, aynisini masa başındaki Anastasiadis’le Rum liderliğine de yapabilselerdi! Keşke KKTC’yi Birleşik Kıbrıs efkârında pazarlamadan önce bu toprakların “devletlusu” kendileri olabilseydi!… **********
KISACA TAKILDIĞIM: (HEP BERABER HURRA!) Hükümetler geçmişte de beğendiremiyordu şimdi de beğendiremiyorlar! Ne zaman adı “reform” olan bir yasa değişikliği yahut “öyle geldi böyle gidemez” çıkışlı bir “değişime” gerek duyulsa, ilgili tüm mesleki kuruluşlar “olamaz” diye ayağa kalkarlar!
Çiftçiler Birliği “başkaldırıya” devam ediyor, yeni “reform paketini” kabul etmiyor! Hayvancılar ise müjdeyi verdiler: “Her türlü tepkiyi göstereceğiz” diyorlar.
OH OLSUN AMA! Çünkü siz hükümet’i alileri bizatihi memleketin “mesleki kesimleri” gibi yıllardır Türkiye ile imzaladığınız Mali ve Ekonomik Protokolleri “bizim şartlarımıza uymaz” diyerek uygulamıyorsunuz!
Sonra da “kendi şartlarınıza uygun reformlar yapıyorsunuz! Ooo! Onu da size mesela Çiftçilerle hayvancılar uygulattırmıyorlar! Kısasa kısas! Yani giderken kıyamete hep beraber gidiyoruz!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























