Köşe Yazarları

NEYİN GİZLİLİĞİ? (BİLİNMEDİK NE KALDI Kİ?)


Neyi niçin gizlediklerini anlamak mümkün değil ama onlar yine de gizlilik içinde sürdürüyorlar!  Buna karşın başta Rum medyası olmak üzere müzakereleri yakından izleyip liderlerin açıklamalarını yorumlamaya çalışanlar  hem “gizliliği”  deliyorlar hem de “sırları” deşifre  ediyorlar.
Mesela: Eğer Anastasiadis Rum halkına dönüp “Annan planına hayır diyenlere şimdi evet diyecekleri bir çözüm vaat ediyorum”  müjdesi verirse…
Mesela: Yönetim ve Güç Paylaşımında “nüfus sorunu”  konusunda da uzlaşma sağlandı yollarında açıklamalar yapılırsa…
Mesela: Her iki lider ve Eide sık sık çözüm için büyük paralara ihtiyaç vardır diyerek AB ve Amerika’yı işaretlerlerse…
Mesela: Masada “çözüm aşamasında Güneyin konumu hiç gündeme gelmezse…
Mesela: Rum tarafı hellim konusunda daha şimdiden çözümü falan dikkate almadan “Hellimin tescili Güney’in  tekelinde olacak ve hep öyle kalacaktır”  derse…
Mesela: Türkiye’nin garantörlüğü sonlandırılmaya çalışılırken, İngiltere bölgedeki koşullar nedeniyle “üssünü korumaya devam edeceğini”  açıklarsa…
Mesela: Rum tarafı çözüm olmadan kendini İsrail ile Yunanistan’a angaje ederken, Rusya ile aşna fişne olurken…
Mesela: Anastasiadis çözümün Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmişi olacağını söylerken…
Mesela: Rum tarafı Siyasi eşitliği kabul etmez, Cumhurbaşkanının da  hep Rum tarafından seçileceğini  söyler ve   Türk halkını kendi seçmeniymiş gibi “çapraz oylamaya” sokmak istediğini beyan ederken…  Falan…
YANİ: Çözümün nasıl olacağını  tahmin edemez misiniz?           Rum Türk azınlığı üzerine kurulacak federal sistemde Türk halkına “cemaat muamelesi”  yapılacağını mı bilemezsiniz?      Türkiyeli nüfusun bir kısmı geri giderken, Kuzeydeki Türk nüfusun hep ayni sayıda olmasının tasarlandığını mı düşünemezsiniz? 
AB müktesebatının geçerli olacağını söyleyen Rum tarafının Kuzey’de “dört özgürlüğü”  ile at koşturacağını mı bilemezsiniz?
Sonuçta Kuzey’in en kabadayısından muhtariyetle yetineceğini mi tahmin edemezsiniz?
GİZLİLİKMİŞ! Bayıldım bu gizliliğe! Tabi ekleyeyim. Zaten daha şimdiden yurolar havada uçuyorlar. Her gün bir yerlerde zırt pırt “çözüme katkı koyacağını ilan eden örgütler” oluşuyor! Memleket binlerce STÖ’ü doldu! AB yuroları pompaladıkça iştahlar kabarıyor… Demem o ki Annan  planında olduğu gibi referanduma gidilirken,  insanlar  bir kez daha çözümdeki mağduriyetleri nedeniyle tazmin edilirlerken, satmak zorunda kalacakları “vatan topraklarıdır!”               **********
KISACA TAKILDIKLARIM: (SU SESİ – PİS KUZEY  – VE ZIKİ VİRÜSÜ!)
Nihayet su konusunda “başında yapılması gerekeni” yaparak, Ankara’ya gidip sorunu tatlıya bağlayacak anlaşmayı imzalayacaklar. Sonrasını göreceğiz de aylardır savsaklanan bu “su yönetimi” sorununun  aslında çok pespaye bir siyasi tutumdan kaynaklandığını artık bilmeyen kalmadı!
Nedir o?  Belediyeleri borçlarından kurtaracak fırsatın kullanılması! Çok kısaca TC’den gelecek suyu mesela tonu en çok 4.5’tan satıp  parası ile borçları ödemek… Nitekim Türkiye Devlet Su İşleri Dairesi (DSİ) de başında farklı bir şey söylemiyordu. “Bir yıl biz  yönetelim sonra size teslim edelim” diyordu. Bizimkiler paranın sesini işittiler ya! Ki bilirsiniz dünyada üç güzel ses vardır. “Kadın sesi, su sesi, para sesi!” Bizim öteden beridir mağdur ve müflis Belediyelerimizin ayağına kadar gelen fırsat ise “hem su hem de para” oluverince “seslerine” bigane kalmak mümkün mü?” Şimdi aşıkın maşukuna kavuşması misali fakat bir yıl süre ile DSİ’nin “fonlarına”  yatıracağı parayla idare edecekler vaziyeti… Ötesini çok dürtmeye gerek yok.
ŞÖYLE ADA BÖYLE ADA! Hiç de değil. Mesela Kuzey’i işaretleyerek konuşacaksanız “bu ada pis ada” dersiniz! Hem de  uğruna “temizlemek”  için oluşmuş onlarca STÖ’ne karşın! Ki dıştan her gelen “iyisiniz hoşsunuz ama pissiniz”  diyor!
Eee! Böylesi pisliğin kol gezdiği bir coğrafyada haşaratın envaisi mi türemez? Çamlara kese, hurmalara kırmızı böcek mi musallat olmaz? Yahut sivrisinekler mi üremez. Ki bu yıl kış geldi soğuklar bastırdı her halde mutasyona uğramış olacaklar, hâlâ odalarımızda vızır vızır uçmaktadırlar! Ve hazır Sivrisineğe kadar gelmişken şu dünyayı korkusu saran “zika virüsünden” söz edelim.
Deniyor ki bu virüsü yayan sivrisinekler başka bir cinsmiş. Kıbrıs’ta yokmuş dolayısıyle korkmaya da gerek yokmuş! Şimdilik Güney Amerika’da yayılıyormuş falan! Sağlık Bakanlığımızın gerekli tedbirleri aldığı söyleniyor. Belediyeler ne yapıyor yahut ne yapacak bilmiyoruz. Ancak hatırlatalım:
Tarihi gerçektir. Kıbrıs sıtmadan kırılan bir adaydı. Hâlâ da yaz aylarındaki  sivrisinek belasının üstesinden gelinemedi. Bitkilere, hayvanlara, insanlara zararı dokunan kanserojen içerikli yoğun ilaçlamalara karşın tutun ki yaz mevsimi kâbusumuz oluyor! Kısaca sivrisineğimiz vardır ve değişik cinsi de olsa Zika virüsü yayan sinek de sivrisinektir!
Yani “tedbir aldık”  demek yetmez. (Anladığımız konu değildir ama) daha ciddi elle tutulur ve güven duyabileceğimiz tedbirlerin alınması da gerekir. Üstelik somut olarak bu tedbirleri görmeliyiz…
İŞ KAZALARI: Bir sendika Başkanı inşaat sektöründe “sendikalaşma olmazsa iş kazaları bitmez”  dedi ve doğru söyledi.
İnşaatı olmayan tek bir yerleşim  yeri yoktur. Dolayısıyle o inşaatlarda çalışan işçileri herkesler görmektedir. Beş altı katlı apartmanların tepelerinde (yakıştırma kaba da olsa daha başka türlü ifade edilemediği için yazmak zorunda kalıyorum) inşaat işçilerinin maymunlar  gibi oradan oraya zıplayıp yürüdüklerini gördükçe  benim aklım bilmem neyime karışır! 
Ve sonuç: Sürekli ölümcül inşaat kazaları oluyor. Yasaklara rağmen hâlâ tedbir alınamıyor. Ve bunun en büyük nedeni işçinin korunmasında   ciddi denetim yapacak olan  “sendikalaşma” yoksunluğu oluyor!   Ki burada sorulmalıdır: “Her bir konuda fikir beyan eden siyasetin bile bam telinde çalan Müteahhitler Birliği  neden inşaat işçilerinin güvenliği konusunda etkin müeyyideleri getirmiyor? Yahut getiremiyor!
Ve tabi insana şunu dedirtiyorlar: “Yani sizinki can da İnşaat işçilerinin canı mı patlıcan?”  



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı