25 Eylül’de Ban’la yapılacağı açıklanan New York’taki toplantıyı gözlüyoruz.. Ne var ki bu toplantının hemen arifesinde Rum tarafında sinirler çok gerildi! Haberlere göre Diko ve Edek başkan ve temsilcileri Anastasiadis’le iç ve dış konularla toplantı yaparlarken müzakere süreci de gündeme gelmiş. Anastasiadis’in müzakereler konusunda sadece Parti Başkanlarını bilgilendireceğini müzakere tutanaklarının incelenmesini ise polis gözetiminde yapabileceklerini söylemesi havayı çok germiş. Sonunda iki partinin de Başkan ve temsilcileri toplantıyı terk etmişler. Diko Başkanı Papadopulos ile Edek Başkanı Sizopulos müzakerlerde hiçbir ilerleme görmediklerini, Türk uzlaşmazlığının devam ettiğini iddia ederlerken Anastasiadis’ten bu konuda açıklama yapmasını istiyorlarmış… Falan…
KOPYALA-YAPIŞTIR: Bu karışıkça gelişmelerin haberlerini okurken, “ha Kuzey ha Güney” dedim! Buradaki müzakerelere yönelik tepkileri kopyala, oradaki olaylara yapıştır, “Ooo diyeceksiniz, ayni biz!” Kısaca ne onlar memnun müzakere sürecinden ne de biz! Olması da mümkün değil. Çünkü:
Onlar: Müzakereler başlarken Rum halkına vaat edilen Türk halkına verilecek haklar değil, Kuzey’den alacağı haklarıydı!”
Biz: Müzakereler başlarken Türk halkına vaat edilen elindeki Rum mallarını iade edip büyük oranda Rum’un Kuzey’e dönmesini sağlayacak bir çözüm değil; “Kurucu devlet” olarak kendi içinde özgür ve egemen olacağı, Türkiye’nin garantörlüğünün devam edeceği bir çözümdü!
Her ne kadar Sn. Akıncı hâlâ ve ısrarla “Kuzey’de kendi efendimiz, patronumuz” olacağımızı söylüyorlarsa da müzakerelerden sızanlar eğer gerçekleşirse yine çok karmaşık bir çözüme sürüklenmekte olduğumuz kesindir!
Mesela AB’nin 4 müktesebatının uygulanması, TC’nin garantörlük sorunu, Türk halkının nüfusunun dörde bir olarak dondurulması, büyük oranda mülkün Rum’a iadesi, Kuzey coğrafyasının Güney lehine küçültülmesi, Başkanlığın dönüşümlü olmaması, Yönetimde “Başkanlık komitesinin” kaldırılması, Temsilciler Meclisinin “azınlık çoğunluk” esasında oluşması,vesaire…
ASIL SORUN: Tekrar ediyoruz ileride yine tekrar edeceğiz: Rum masaya Kıbrıs’ın tek devleti olarak oturdu? Kuzey hangi siyasi statü ile oturdu? Rum’un Kuzey’de gasp ettiği haklarını vermek için değil mi? Kaldı ki hâlâ bunu deklare etmiyor muyuz? “Eğer dünya hukukunun içinde yer alacaksak Rum’dan aldığımızı, kapsamındaki hakkımızı çıkartıp Rum’a iade edeceğiz” demiyor muyuz? “Kuzey’de elimizde kalanla yetineceğimiz” bir gerçeği görmüyor muyuz? İşte asıl büyük sorun! Çünkü Rum için bu müzakere safhası “KKTC’yi kendine ortak alması değil, KKTC’nin Kıbrıs Cumhuriyetine iltihak etmesidir!..” İnşallah yanılırız! ********** DÜNDEN BUGÜNE VAZİYETLERİMİZ
Bayramı bitirdik, tatilinin uzatmalarını yaşıyoruz. Pazartesi sabahını hayal etmeye çalışıyorum. İlk ve orta okullar ayni günde başlayacaklar yeni ders yılına. Bayram dolayısıyle kayıtlar için TC’den gelemeyen üniversite öğrencileri de önceden gelenlerle birlikte Pazartesi sabahı yollara düşecekler. Tutun ki Lefkoşa, Mağusa ve Girne’nin defakto nüfusu katlanacak. Ancak nüfusun artacağı, yolların trafik nedeniyle ana baba gününe döneceği bilinirken, üç aylık yaz döneminde KKTC altyapısına “bugün” dikkate alınarak tek çivi çakılmadı!
MESELA: Çok değil, bundan yirmi gün önce Başbakan Özgürgün “Tek hedefimiz ülkemizi daha güzel günlere ulaştırmaktır” diyor ve ekliyordu: Cumhurbaşkanı ile didişmek niyetinde değiliz..”
Hangi Başbakan ülkesinin güzelliğini istemez ki? Ancak bu güzellik içbarışı da sağlayan istikrarla gerçekleşir. İstikrar ise önce halkın günlük yaşam kalitesini artırmakla başlar! Dolayısıyle Cumhurbaşkanı ile istikrarı sağlamak için tabi li didişilmez, aksine sürekli “teşriki mesaide” bulunulur!
İSTİKRAR SAĞLANAMIYOR: Tekrar etmek usanç da verse yazalım. Sendikalar aylardır, “okulların açılma gününü milat yapmışlar uyarılarını yapıyorlar. Buna karşın okullar açıldığında bakın ne eksiklikler yaşanacak!”
Keza bayramda bile boş yollarda trafik kazaları dinmedi! Pazartesi o kazalar katmer katmer artacak!
Hastahanelere yine doktor bulunamayacak! Oysa 2008’de Devlet Hastahanelerinde “döner sermaye sistemine” geçileceği açıklamaları yapılıyordu!
DEĞİŞEN NEDİR? 2008’lerde arkadaşım Özer Raif’le haftada bir gün Kanal T’de programımıza çıkardık. Bakın o günlerde eleştirilerimize takılan bazı Bakanlarımızın vaatlerine:
Sennaroğlu: (Tarım Bakanı) “Tarımımızı dünya ile rekabete sokacağız!” (Yıl 2016. Ortada tarım kalmadı, domatesi de TC’den ithal ediyoruz!)
Vaiz: (Sağlık Bakanı) “2008 yılı Sağlık yılı olacak!” (Yıl 2016. O “bir yıl” vaadinin üzerinden 8 yıl geçti “sağlık” hâlâ hasta yatağından kalkamadı!)
Sonay Adem: (Çalışma Bakanı.) “Çalışma saatleri konusunda geri adım atmayacağız.” (Bırakın çalışma saatlerini, Tek Sosyal Güvenlik Sisteminden” bile geri adım atıldı…)
KISACA: Görüyoruz işte. Devlette devamlılık yok, öncelikler yok, “planlama” kâğıt üzerinde! Buna karşın sonu gelmeyen vaatler var!
**********
KISACA TAKILDIĞIM.
(TDP’DE NELER OLUYOR?)
Artık bu ülkede seçim kazanmak çok kolay değil. İspatı da KKTC’nin koalisyon hükümetlerinden kurtulamadığı gerçeğinde yatmaktadır! Bu şu demektir: “Geçmişte de pek yoktu ama son dönemlerdeki seçimlerde çok daha açık seçik ayazlandığınca artık “ilkeler” değil, “Parti adayları” ile “seçmenleri arasında” oluşan karşılıklı çıkar hesaplarına dayalı oylamalar vardır!
Tutun ki “Bakan” olsa da olmasa da artık bir milletvekili kendini seçen seçmenleriyle kendine göre lobi oluşturuyor!” Yürütülmesi de “karşılıklı çıkarlar” üzerine kuruluyor, tutun ki “ver yeyim seni öveyim” ilişkileri geçerli oluyor! Dolayısıyle son zamanlarda toplum içinde şu veya bu “etiketle” güçlü lobi oluşturmuş adaylar çıkıyorlar sandıktan!
Yansımasını TDP’nin Mağusa İlçe Başkanı Mustafa Emiroğluları olayında görüyoruz. Partisinden ihraç edilmek isteniyor. Sol’a ihanet etmiş falan değil ama. Bu ülkede Sol Sağ partiler olduğuna inanmıyorum. Olay TDP Başkanını ve tabi yönetimini dikkate almadan Emiroğluları’nın (kendi çıkarı için) almış başını giden tutumu.. Ha bu ihraç olursa partiyi olumsuz etkiler mi? Hayır çünkü “hepsinin de birbirine ihtiyacı var yine bir araya gelirler!” Tekerlek başka türlü dönmez! Örnek mi? İşte DP ile Ulusal Güçleri!
































