En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, bütün dünya aynı illetle mücadele ederken, bu mücadelede bütün dünyanın bilim adamları çeşitli evreler öngörürken, KKTC devletinde bunlar hiçe sayılarak, ekonomik kaygılar, tıbbi kaygıların önüne geçti…
Başbakan aniden çıktı, ‘Hükümetimiz Bakanlar Kurulu’nda 4 Mayıs gibi bir hedef göstermiştir. 4 Mayıs’a kadar yapılacak çalışmalar ve alınacak tedbir ve düzenlemelerle inşallah o günden sonra açılmalar gerçekleştirilecektir” dedi. Bu açıklamayı, ekonomik örgütlerle toplantısından sonra yaptı.
Benzer bir açıklama da Sağlık Bakanlığından geldi. Sağlık Bakanlığı ve Tabipler Birliği’nin ne zaman oluşturulduğu bilinmeyen Bilim Kurulu toplanmış ve 4 Mayıs’tan itibaren hangi sektörlerin, hangi şartlar altında açılabileceği konusunu görüşerek, oy birliği ile kararlar almış…
Böyle bir durumda halka verilmesi gereken birinci şey, güven olmalıydı. Ama bakın, salgın başladığından beri, yasanın öngördüğü kurullar oluşturulmadı. Onun yerine, her makam birden çok sayıda kurul oluşturdu. Şimdi bir grup hekim “aman ha, daha birinci safhadayız, izolasyon devam etmeli” derken, bir kısmının da oy birliğiyle “açılalım” dediğini okuyoruz…
Peki diğer kurullar buna ne diyor. Mesela Başbakanlık’taki Bilim Kurulu ya da Dr. Sibel Siber Başkanlığındaki Konsey? Sayın Siber dün sosyal medyada “Tekrar açılma dönemi riskli olabilir, yeterli tedbirlerin alınmış olduğundan emin olmalıyız” diye uyarıyor, izlenmesi gereken yolu tarif ediyordu.
Böyle ciddi ve yaşamsal bir karar alınırken, bir ortak akıl aranması gerekmez miydi?
Bu karar, daha önceki birçok örnekte olduğu gibi “ben yaptım, oldu” denebilecek bir karar değil…
Evet, ekonomi de önemli, ancak açılma başladığında, İngiltere’deki gibi çılgın bir bulaşma hızı meydana gelirse ne olacak? Hangi sağlık kapasitesiyle, hangi hastaneyle yetişeceksiniz? Kısa bir süre önce sağlık Bakanı “test yok” diye masaları yumruklamıyor muydu? Toplumda gizli taşıyıcı sayısını bilmiyorsunuz ki…
Anladık, bütün dünya bir bilinmeyenle savaşıyor, ne yapılması gerektiğini süreç içinde kayıplar vererek öğreniyor. Ancak yanlış olduğu yaşanarak görülen tecrübeler var. En başta da, ‘toplumun yüzde 67’sinin bağışıklanması ile yayılma önlenecek’ teorisi… Peki o yüzde 67’nin kaçta kaçı hastalığa yakalanacak, kaçta kaçı tıbbi tedaviye ihtiyaç duyacak? Eğer nüfusu 300 bin sayarsak, toplumun yüzde 67’si bizde 200 bin kadardır. Bunun ne kadarı risk grubundadır? Yüzde 3’ü bile deseniz, 9 bin demektir. Peki bu kadar insanın ölme riski üstüne “hadi açalım” diyebilir misiniz? Bunca insanı para için gözden mi çıkartıyorsunuz?
Gerçekler ortada dururken, siyasi iktidar iki nedenle panik yapıyor ve işyerlerini derhal açmaya karar veriyor. Birincisi, beklediği kaynağa ulaşamaması, ikincisi ekonomik örgütlerin baskısı…
Risk büyük. Sağlık konusu dışında, sosyal bir kaos riski de var. Sokağa çıkarttığınız insanları tekrar eve sokamazsınız. İşyerini açtırdığınız insanlara tekrar ‘kapatın’ diyemezsiniz. Deseniz de başarılı olamazsınız. Üstelik ta başa dönmek zorunda kalırız.
Onun için, hiç olmazsa şu kritik aşamada bir ortak akıla başvurun. Biz de tüm uzmanların bir noktada birleştiğini görelim ve ikna olalım.
Biliyorum asıl gaileniz siyasi geleceğiniz. Korkmayın ve emin olun böylesi sizin siyasi geleceğiniz için de daha güvenli. Bir de tersini düşünsenize…
































