Köşe Yazarları

Nedir İngiltere’nin Kıbrıs siyaseti?






“Eğer istemiş olsaydı, İngiltere Kıbrıs sorununu çoktan çözerdi” dediğimizin üzerinden de tutun ki Barış Harekâtı gibi yine 43 yıl geçti!

Fakat İngiltere, Kıbrıs siyasi sorunun “çözümünü” sevmemiş olacak ki bu konuda o ünlü “İngiliz siyasetini” hiç çalıştırmadı!

Hatta son günlerde, “çözümden” daha önemli sorun haline gelen Doğu Akdeniz’deki Rum’un hidrokarbon yatakları konusunda da “beni ilgilendirmez” dercesine çok pasif kaldı!

Oysa Amerika’nın bile stratejik akıl hocası olabilen İngiltere için “Kıbrıs sorununun çözümü bir anlık meseleydi!”

Kısaca çözüm için mesela Slovakya kadar bile uğraşmadı! Neden ama?

ULUSLAR arası siyasi ilişkilerin belli “çıkarlar” üzerine kurulup geliştiği yada gerginleştiği bilinen gerçektir.. Üçüncü garantör ülke olarak İngiltere Dikelya ve Ağrotur üslerinin mutlak sahipliğini kaparak  1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin en kârlısı olduydu.

Fakat hepsi o kadar! Çözümsüzlük devam eder, TC’nin garantileri tartışılırken; Üsleriyle adadaki İngiltere, sanki ayrı ve bağımsız bağlantısız bir devletmiş gibi davranmaktadır.

Gerçek bu mudur? Ortadoğu’da en az “İncirlik” kadar  büyük öneme sahip üssünden vızır vızır savaş uçakları inip kalkarken, Amerika’nın yanında Suriye odaklı savaşlara katılırken, elbet de “gerçeğin bu olmadığını” düşünürsünüz.

BU nedenle Erdoğan’ın Londra Ziyaretini önemsemiştik ama oradan da Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili doyurucu bir açıklama çıkmadı. Zaten üzerine Filistin-Yahudi kavgası da vurunca “ziyaretin esası İsrail’in gaddarlığını lanetleyen bir mahiyet” kazandı..

ÖTE yandan Erdoğan’ın İngiltere ziyaretinden çok şey bekleyenler, karşılarında Kıbrıs sorununu çoktan paypas eden, Rum’un Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarına tek başına koyduğu sahipliğin tartışmasını  buldular!

Tabi Türkiye ve KKTC bu konuda haklılar.. Bırakın 1960 KC’i hakkı ve hukukunu.. Ondan önce adadaki iki toplumun denizdeki enerji konusundaki haklarının “ortak sahiplik ve paylaşımı” söz konusudur ki Güney bu yükümlülüğünden kaçamaz, Türkiye ensesinde biter!.. Bir son söz söylemek gerekirse, kısaca İngiltere ziyaretinden Kıbrıs’la ilgili somut bir veri çıkmadı!

***

SİYASİ PARTİLERDE SARHOŞLUK DÖNEMİ

Bundan sonra hiçbir siyasi parti çıkıp da “disiplinden” söz etmesin, çünkü hiç birinde yoktur!

Yerel seçimlere yönelik çalışma ve aday tespitlerinin yoğunlaştığı şu sıralarda, kamu oyu yoklamalarında da saptandığınca en güvenilmez kurumlarımızdan biri de siyasi partilerimizdir..

FAKAT bu yerel seçimde bir adım daha ileri çıkarak ilk kez “adaylar” partilerini baypas ederek “bağımsız aday” oldular!

Dahası dün UBP’li iken bugün DP’den aday olanları çıktı!.. Mesela Gencay Eroğlu olayına bakın: Otuz yıl parti başkanlığı, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapan Derviş Eroğlu’nun kızı, babasının hilafına DP’nin belediye başkan adayı oldu! Tabi “olmadı!” Eğer bir “şike” değilse, bu kayma ve tercihte bir terslik hatta saçmalık var diyeceğiz! (Sakın, “herkes ille de babasının partisinde mi politika yapacak” demeyin! Sözünü etiğimiz olayın odağında, UBP adayı Hasan Sert’i destekleyen Gencay Eroğlu’nun babası Derviş Eroğlu’dur!

MESELA İskele’den Halil Orun UBP’li belediye başkanı olduğu yıllarda başarılıydı. Yerini seçimle Hasan Sadıkoğlu’na kaptırdıydı. O da başarılı oldu. Şimdi bakıyoruz Halil Orun parti kulvarı değiştirerek DP’den İskele başkan adayı oluyor!..

MAĞUSA’da İsmail Arter UBP’den yetişmedir. Sandıktan ise DP belediye Başkanı olarak çıktıydı. Şimdi bakıyoruz “bağımsız aday” olmuş!”

ULAŞ Gökçe’yi CTP’li bilirdik ama Belediye Başkanlık adaylığına o da TDP’nin desteğinde “bağımsız” katılıyor! Buna karşılık CTP ilçe ve eski belediye başkanı Oktay Kayalp’ı baypas ederek Erol Adalıer’i aday gösteriyor!

Ha bir de genel seçimlere UBP’den vekil adayı olarak katılan Güneşoğlu var o da bağımsız!

ANLIYORUZ! Eğer bir hükümet dört başlı olursa “adaylıklar” konusunda da işte böyle karamboller yaşanır! Fakat olanlara baktığımızda ne siyasi taktiklerden söz etmek mümkündür ne de parti disiplinlerinden!  Nitekim bu harcıalem başıboşluk Erhürman’ın da canını sıkmış ki CTP bünyesinde partili olanların diğer parti adaylarının propagandasını yapan üyeleri hakkında disiplin işlemi yapmaya hazırlanıyor…

NE diyelim? Eğer seçim tiryakisi olursanız gün gelir seçim sarhoşu da olursunuz! İşte şimdi siyasi partiler o sarhoşluk dönemini yaşıyorlar!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (YOKSA ORTADA YİNE ŞİKE Mİ VAR?)

 Yerel seçimler sanki dört siyasi partinin dışında cereyan ediyor. “Yoksa” diyoruz “bu nedenle mi o kadar çok bağımsız aday var!” Yoksa artık siyasi partiler “müflis belediyelerin” sorumluluğunu yüklenmek istemiyorlar mı?

Peki ama eninde sonunda sandık kurulacak, yerel seçimler yapılacak ve birileri de kaçınılmaz sonuçta belediye başkanı, muhtar falan olacak! Sonra?

Mesela “bağımsız” çıkan onca aday eğer “partisizse” ki kerhen de olsa görünüm budur, seçilmesi halinde kime dayanarak belediyesinde iş yapacak, beklentilere cevap verecek? Hükümete mi? Kendi partisinden aday olmayan “başkana” hükümet neden omuz versin? Yoksa seçimden hemen sonra yine yakalara “parti rozetleri” takılarak mı başlanacak göreve? Bu sonuncusu galiba en akla yakını? Kısaca hâlâ arandes gurendes işlerle uğraşıyoruz bunun da adına siyaset diyoruz!







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu