Rusya Ukrayna savaşı nedeniyle çok kısa sürede siyasi trafiğin iyice yoğunlaştığına tanık oluyoruz.
Ülke liderleri yeni arayışlar ihtiyacında birbirleriyle dirsek temasları yaparlarken hem saflarını sıkılaştırıyorlar hem de yeni ittifak arayışlarına giriyorlar.
ÇÜNKÜ gördükleri dünyasal gerçek şu olmakta: Ne büyük denilen ülkeler savaşlarken sanıldığı kadar büyük olabiliyorlar ne de ülkeler arasında mevcut olan siyasi anlaşmalar olası savaşlarda bir işe yarıyorlar!”
Nitekim Ukrayna’nın içine düşürüldüğü yalnızlığıyla çaresizliği, Cumhurbaşkanı Levinskiy’ in tüm dünyada acıyla yankılanan” yardım edin”çığlıkları ne dünya ülkelerini ne ülkeler ittifaklarını harekete geçiremiyor!
BM’ler, AB, NATO. ABD sanki hiç “yokmuşlar” gibi susarlarken, bir kez daha “düşenin dostu olmaz” sözünün doğruluğu ispat buluyor!
***
TÜRKİYE YENİ UFUKLARA MI AÇILIYOR? Evet! Çünkü uzunca süredir Türkiye de sözü edilen o siyasi ve dost ülkelere karşın “yalnızlığını” yaşıyor! NİTEKİM Ukrayna faciasının da kamçıladığı arayışlarda , Erdoğan süratle yeni “politikalar” oluşumlarında, çoktandır “boşaltıp yalnızlığa” soktuğu çevresini yeniden restore ederek doldurmaya en azından Kıbrıs eksenli Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını koruyacak yeni ittifaklar arayışlarına yöneliyor..
NİTEKİM Rusya Ukrayna savaşına “arabulucu” olarak müdahil oluyor. Antalya’yı “barışçı uzlaşı arayışlarının mihengi” haline getiriyor. VE yıllardır Doğu Akdeniz’de Suriye’nin Irak’ın, Filistin’in, Mısır’ın kısaca Arap dünyasının uğruna dışlayıp gücendirdiği İsrail ile yeniden bir araya geliyor.. Çünkü en büyük kazığı Araplardan yediğinin hayal kırıklığını yaşıyor..”
Kİ İsrail İle uğruna kavga ettiği o Filistin’in yıllar önce efsane Lideri olan Arafat, daha Makarios döneminde Kıbrıs’ta gelip papazın önünde eğilirken, şimdilerde de ayni Filistin, Rum-Yunan ittifakı blokunda yer alıyor!
Doğu Akdeniz’deki gazı AB’ye taşıyacak “med east” gibi büyük hayale katılıyor!
***
KISACA DiYORUM: Erdoğanlı Türkiye eski dost ülkeleri yeniden yanına almak, sosyoekonomik alanlarda işbirliklerini geliştirmek için mesela Türkiye’de İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’u sarayında ağırlıyor…
“Hatta” dediğimizce 14 Mart’ta Yunan Başbakanı Mitsodakis’e İstanbul’daki Patrikhane ziyareti dolayısıyla sarayında resmi karşılama ayarlıyor.. ***
…TÜM BU GELİŞMELERİ Erdoğan’lı Türkiye’nin “düşman değil, dost kazanma politikalarıyla yenilen ve şekillenen barışçı siyasetlerinde elbette Kıbrıs siyasi sorunuyla eşleştiriyorum. Çünkü “Kıbrıs’ta çözümsüzlük çok ama çok uzadı!”
OYSA BİLMELİYİZ ki Kuzey’deki tüm sorunlarımız “öncelikle çözümsüzlük” nedeniyledir. Mesela O çözümsüzlük nedeniyle AB üyesi olamamızdan dolayıdır..
YADA bir dünya ülkesi değil, ancak Türkiye’nin yardım ve himmetleri oranında ayakta durabilen bir “uydu devletten” öteye gidemediğimizdendir! *** BU NEDENLE DİYORUM: Türkiye’nin İsrail ile yeniden barışmasını, sık sık AB üyeliği için çağrılarda bulunmasını, hatta Yunanistan Başbakanı ile görüşecek olmasını çok önemsiyorum.
Kİ TÜRKİYE ile İsrail kavgalıyken bile KKTC’de bir İsrail lobisi oluştu.. Oysa İsrail bir göz atımlık yerdedir ve bizim için hem ekonomik hem de siyasi yönden çok önemlidir.. Sadece dört beş saatte feribotlarıyla KKTC’e taşıyacağı turistleri, ötesindeki teknolojik katkılarıyla ayni zamanda bizi sosyoekonomik yönden de ayağa kaldıracak kadar önemli bir ülkedir.
***
BAŞA DÖNÜYORUM: Çözüm Güney’deki Rum’un ağa babası Yunanistan’ın keyfine bırakılamaz! Fakat aradan geçen 47 yıla baktığımızda “maalesef bıraktık” diyebilirim! Tutun ki 1974’den kalma o siyasi ve ekonomik değer yargılarının alışkanlığında öyle geldi böyle gidiyoruz!
NEYDİ Türkiye açısından “ulusal bir dava” kimliğine ambalajlanan o “değer yargısı?” Bir daha hatırlayalım:
Diyordu ki Ankara “Siz bir avuçluk toplum.. Sizi yediririz de içeririz de.. Cebinize para da koyarız! Türkiye buna muktedirdir…”
TUTUN ki işte bizi bu “zihniyet” Kıbrıs Türk davasını” bu kadar basite indirme geri bıraktı! Nitekim yıllardır yüzümüzü Türkiye’ye dönüp, “grak” dedik mi su, “gruk” dedik et “beleş” (yaşıyoruz değil) yaşatılıyoruz!
TABi ki minnettarız ama bir yandan da tanınmış dünya devleti olmak istiyorsak artık bu kısır döngülü politikanın yeterli olması sona ermesi yerine siyasi çözümün ikame edilmesi gerekmez mi?
NOT: Yorumuma eklemek gereğini duyuyorum. Dün Antalya’da gerçekleştirilen Ukrayna-Rusya zirve toplantısında her ne kadar somut bir karar çıkmadıysa da olay Türkiye’nin “barışçı çözüm için bölgede birincil görevi üstlenmesi bakımından çok önemlidir..Kısaca Türkiye gitgide bölgede daha çok ve önemince söz sahibi olmaktadır. Türkiye’nin kazandığı bu siyasi ağırlığıyla öneminin artık Kıbrıs siyasi çözümünü de sağlayacak bir etken olmasını dileriz..
***
KISACA TAKILDIĞIM: Geçmişte koalisyon Hükümetleri milleti erken seçime götürene kadar biri gider biri gelirdi ama daha aldığı güven oyunun hemen ertesinde Bakanların biri gönderilirken yerine bir başka vekil tayin edilmezdi!..
BRAVO Sucuoğlu’na! Bu teamülü de değiştirdi ki artık Bakanlar koltuklarını ısıtamadan, makam arabalarının sefasını süremeden, sağda solda tafra satamadan gidiverirlerken, yerlerine yenileri gelmekte!
EĞER bu teamül tutar ve bir iki kez daha tekrarlanırsa bundan sonra Mecliste “Bakan” olmayan Vekil kalmayacak! Bu da tarihe “Sucuoğlu Koalisyon Hükümetinin en başarılı icraatlarından biri olarak kazınacak!”
HAYIR! Bu “yeni icraattan” söz edecek değildim. Asıl taktığım Sn. Sucuoğlu’nun bu konuda açıklamasıydı. Dedi ki “Kabinede tecrübeye önem vermek istedim!”
***
Sn. BAŞBAKAN; daha göreve yeni başlayan bir hükümette o “tecrübe” dediğiniz bir “Bakan giderken diğer bir vekili yerine ikame edecek” kadar çok önemli ve devletin çıkarlarına uygunsa…
YANLIŞ anlamayın ama henüz tecrübesiz bir Başbakan olarak sizin de görevinizi daha tecrübeli bir zatı muhtereme devretmeniz gerekmiyor mu?
































