Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ne yapmaya çalışıyorlar..?

UBP ile DP-UG’den bahsediyorum. Siyasi etik, ahlak, hepsi hak getire… Özellikle UBP, iktidar olma hırsı ile yanıp tutuşuyor. Bundan daha bir yıl önceki  iktidarlarında yaptıkları, daha doğrusu yapamadıklarının, bu topluma nelere mal olduğunu henüz unutmadık. Üstüne üstlük her iki ortak da, özellikle de DPUG kanadı  açıklamalarında, “hükümetin bozulması için hiçbir sebep yok” derken, birileri kendi kendilerine gelin güveyi mi oluyor diyeceğim ama, duyduklarımız hiç de öyle değil…
Denktaş, “DPUG olarak hiçbir partiye “gelin işbirliği yapalım” diye bir talebimiz olmadı. Bu talepler bize geliyor. İşbirlikleri seçim öncesi ittifaklar demokrasinin olağan bir sürecidir aslında, bu yapılabilir de yapılamayabilir de” ifadelerini kullanıp, buradaki sıkıntının koalisyon ortağı dışındaki bir partiyle ittifak yapılır mı noktasında olunduğunu kaydetti…
CTP kanadının da, özellikle Başbakan Yorgancıoğlu’nun bu haberlerden oldukça rahatsız olduğu ve konuyu bizzat Serdar Denktaş ile görüştüğü de iddia ediliyor. Yorgancıoğlu’nun Serdar Denktaş’a, ortaklığın kuruluş aşamasında CTP olarak yaşadıkları sıkıntıları ve her şeye rağmen dik durup kendileri ile koalisyona gittiklerini de hatırlatarak, hükümetin bozulması halinde, DP-UG’nin UBP ile bir koalisyon ortaklığı kurması durumunda karşılaşacağı zorlukları anlattığı da bize gelen iddialar arasında…
UBP’yi anlatmaya gerek bile yok. Öyle veya böyle hükümette olmak zorundalar. Çünkü yaşam kaynaklarının, iktidar olup tabana menfaat sağlamak olduğunu çok iyi biliyorlar. İdeolojik olarak hiçbir farkları olmayan DP-UG’nin iktidarda olmasının getirdiği avantajla, tabanın “güç”e kaydığını gören UBP, kendince formüller üreterek, hükümete girmek için çareler aramakta…
En somut örneği ise, daha kısa bir süre önce,  “Koalisyon bozulmadan, yerel seçimde iş birliğini görüşmem” diyen UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün, bu sözlerinden “U” dönüş yaparak, Genel Sekreter Sunat Atun ile Lefkoşa İlçe Başkanı ve milletvekili Faiz Sucuoğlu’nu, DPUG ile  “koalisyonu da görüşmesi” şartıyla, “yerel seçimlerde iş birliği” konusunda görevlendirmesi oldu… İki partinin liderlerinin açıklamaları, bu konuşulanları net olarak ne kabul ediyor, ne de reddediyorlar ama meşhur bir laf var, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”…
Ancak kesin olan şey, mevcut hükümetin geleceğiyle ilgili, bir yerlerde bir şeylerin pişirilmektedir…
Peki ama, tüm bu gelişmelere, istemlere rağmen UBP-DPUG koalisyonu veya TDP’nin de içinde olacağı üçlü bir koalisyon kurulur mu acaba..?
Bence çok zor. 26 veya 28 sayısı, özellikle de TDP gibi farklı bir ideolojinin temsilcisi partiyle bu yolu yürümek oldukça riskli. Ama bundan da önemlisi, olası bir koalisyonda bakanlık hasretiyle yanıp tutuşan 26 vekil var. Hangisi bu hayalinden vazgeçebilir ki..? Siz bakmayın öyle “vatan, millet, bayrak” nutuklarına. Hepsinin hayali, oluşacak bir hükümette koltuk kapmaktır. 26 bakanlık koltuğu olmadığına göre, böyle bir hükümet, yürümesini bırakın, daha ilk güven oylamasında biter. Söz konusu 26 vekili şöyle bir gözünüzün önüne getirin, koltuktan vazgeçebilecek ya da talep etmeyecek kaç milletvekili sayabilirsiniz? İki mi? Üç mü? O kadar… İşte bu nedenle olası bir UBP-DPUG hükümeti, birilerinin istemesine rağmen  zor diyorum…   
Biraz fazla iddialı olacak belki ama ben, yerel seçimlerde de ortak aday konusunda anlaşabileceklerine de pek ihtimal vermiyorum. Çünkü iki parti de, ben merkezli bir yapıya sahipler. Herkes, “baş” olma derdinde.
Sonuç olarak, her iki parti de ülkede yeni bir “krize” oynama niyetindeler. DPUG, “nazlı gelin” misali, hükümet içerisindeki bazı isteklerini elde etmek, ortağına da “ olmazsa bozarım” gibi sünnetçi korkusu vermek istemekte. Muhalefet etmeye pek alışık olmayan ve yaşam nedenlerini “iktidar olup dağıtmak” üzerine kuran UBP ise tabanına, “bakın iktidara geliyoruz” söylemi ile sahip çıkma derdinde… Sizin anlayacağınız, her iki parti de kamuoyuna söylemlerinde dürüst değildirler. Adam gibi çıkıp, gerçek niyetlerini söylemek yerine, bazı bahanelerin ardına sığınmayı marifet sayıyorlar… Ha, bu hükümet bozulmaz mı? Elbette bozulur ama ne zaman biliyor musunuz; CTP çıkıp “Yeter artık. Size mecbur değiliz” derse…

 

YERİN KULAĞI VAR
TOPLUMLAR ANLAŞMAYA HAZIR MI:
Bir yılı aşkındır gündemden düşen Kıbrıs konusu, bugünlerde yine gündem oldu ya, toplum yine ikiye bölündü. Geçmişte yaşananları unutmayan ve “dikkatli” olunmasını isteyenlerle, “tek çaremiz çözüm” diyenler… Nasıl bir plan geleceği tahminleri de yapılıyor. “Yeni plan Annan planından iyi mi, yoksa kötü mü olacak?” sorusu da en çok tartışılan konulardan birisi… Aslında bunların hiçbiri önemli değil. Bence önemli olan, toplumların bir anlaşmaya hazır olup olmadığıdır… 

MARAŞ, DENKLEMİN TAM ORTASINDA:
Maraş konusunun güven yaratıcı önlemlerin başında geleceğini, belki de doğal gaz-Maraş denkleminin kurulabileceği görüşümü yazmıştım. Şimdi öğreniyoruz ki, ABD de, görüşmeler başlamadan önce Maraş’ın yeniden inşası için finansman önerisi hazırlamış. Ancak öneri, Rum tarafının “baskı olarak nitelenebilir” endişesiyle, şimdilik rafa kaldırılmış. Bu noktada, Serdar Denktaş’ın “Kimsenin derdi sorun çözmek değildir. Buluşulamayan bir noktada iki tarafı buluşturmak hedefiyle hareket ediyorlar” sözleri dikkat çekici…

GÜNEY’DEKİ SERT TEDBİRLER VE BİZ: Güney Kıbrıs’ta özelleştirmenin kesinleşmesiyle birlikte, KİT’lerde çalışanların durumu da tartışılmaya başlandı. Rum Başsavcılığı, KİT çalışanlarının kamu görevlisi olmadıkları yönünde görüş belirtti. Bu da özelleştirilen KİT’lerin çalışanlarının kamuya devredilemeyeceğini gösteriyor. Tabii maksat eğer kamu giderlerini kısmaksa, yapılacak olan yeni yük bindirmemek. Oysa bizde durum tam tersine. Sanayi Holding’den başlamak üzere, ETİ’den, KTHY’den devlete yüzlerce kişi aktarıldı. Devletteki binlerce geçiciye yenileri eklendi. Özel sektörde yeni istihdam olanağı yaratamayan devlet, hantallaştıkça batıyor. Tam bir kısır döngü…

BAHANE ARAMAYA GEREK YOK:
AKSA’nın sözleşmesinde filtre şartı yokmuş. Peki Çevre Yasası sözleşmenin üstünde değil mi? Hem sadece konu filtre de değil, akaryakıt boşaltılmasında ihmal, kükürt oranı yüksek yakıt kullanımı, sürekli kesintilere sebep olması sözleşmenin iptali için yeterli. Bahane aramaya gerek yok. Gereken halk adına, doğa adına, hukuk devleti adına yapılacak cesur icraat.

BİRBİRİMİZE BENZERİZ:
Haftalardır hükümetin bozulacağı yönünde, haberler ve senaryoları okuyoruz. Komşumuzun da bizden farkı yok. Orada da hükümet ortağı DIKO’nun başkanı Nikolas Papadopulos parti organlarına hükümetten çekilme teklifini götürmüş ve bu yönde karar üretmiş. Tek farkla, Güney’deki hükümet krizinin nedeni “Kıbrıs Konusu” olurken, bizde, birilerinin “ileriye dönük hesapları”…

KAYGAN TABAN:
UBP Güzelyurt milletvekili Kemal Dürüst, “Demokrat Parti’nin, varlığı ile yokluğunun bir olduğunu” iddia etmiş. Halbuki durum hiç de, Sayın Dürüst’ün dediği gibi değil. DPUG,  içten içe UBP tabanını kendine çekiyor. Serdar Denktaş her gün yüzlerce UBP’linin, partilerine gelip kayıt yaptırdığını iddia ediyor…

ZİRVEDEKİLER
Tarım Dairesi: Piyasaya sürülmek istenen binlerce bağ zehirli maydanozu fark edip gerekli girişimleri yapan Tarım Dairesi’ni kutlarken, hala daha Gıda Güvenliği Yasası’nı çıkartamayan hükümeti de eleştirmek gerek. Sonuçta birileri özveri ile toplum için bir şeyler yapmaya çalışırken, eksik yasalar yüzünden gereken tedbir ve cezalar uygulanamıyor… 

DİPTEKİLER
Serdar Denktaş: Geçicilerden bahsediyor ve bakın ne diyor; “Dışarıda, fırsat eşitliği tanınmadı diye şikâyet eden genç arkadaşlar var. Onlara da aynı teklif gitseydi hayır diyecekler miydi ‘hayır’. Beklenti bunlar çıkarılacak yerine kendileri girecek hem de aynı yöntemle”. Ne biri, ne de öbürü Sayın Denktaş, fırsat eşitliği teklifle mi olur? Ya dayısı olmayıp da yıllar yılı gazete sayfalarında münhal ilanı bekleyenler? Bu mantık adam kayırmacılığın ta kendisi… Onun da demokraside, hukuk devletinde yeri yok.