- yy’da İngiltere’nin Halep Konsolosu olan Alexander Drummond Kıbrıs’a iki sefer ziyarette bulunmuş ve Kıbrıs’ın çeşitli yerlerini gezip, izlenimlerini yazmıştı.
Yazar’ın Lefkoşa hakkındaki gözlerimle şöyle:
“Lefkoşa kenti Venediklilerce, o günlerin usulüne göre iyice tahkim edilmişti. Ama Türklerin ihmalciliği ve gözü kapalı güvenlerinden dolayı tümü de harabeye dönmüştür.
Kent değirmidir ve çevresi üç mil olabilir ama kentte nüfus azdır. Kentin çok hoş ve güzel görünümünü borçlu olduğu bir ahvaldir bu, çünkü nüfus azlığı çok sayıda bahçeye yer sağlamıştır.
Bu bahçelerde portakal, limon, servi, dut, incir ve badem ağaçları dikili olup bütün bunlar hisarlarda dolaşan birisinin gözüne çok hoş bir çeşitlilik sergilerler. (O dönemler damları toprak olan evler tek katlı olduğundan, Lefkoşa’nın surlar üzerinden bahçelere gömülmüş bir kent görünümünde olduğu anlaşılmaktadır. Ne kadar güzel. A.O).
Adanın tüm Venedikli soyluları burada otururlardı. Bundan dolayı da Türk evleri yapmak için ekleme ve yamalama yapılan bazı büyük bina kalıntılarından ve tümden terk edilmiş olan diğerlerinin harabelerinden de anlaşıldığı gibi kent güzel inşa edilmişti…” (Haşmet Muzaffer Gürkan, Tarih İçinde Kıbrıs, s 171).
…
Drummond daha sonra Ayasofya Camisini anlattıktan sonra şunları belirtir:
“Kentte antik sayılacak başka hiçbir ize rastlanmaz, çünkü hemen her köşeyi bucağı araştırdım ve gerçekten de bu kent hakkında söyleyeceğim başka bir şey yoktur…”
…
Lefkoşa’ya şu anda da bakıldığında insan söyleyecek söz bulamıyor!
Tanti’nin Hamamına bakıldığında,
Suyu akmayan, çeşmeleri sökülmüş, paslanmış, çalınmış sokak çeşmelerine bakıldığında,
Terk edilmiş evlerin çöken hanaylarına, yere yığılan kerpiç duvarlarına bakıldığında,
Elde kalan tek meydan olan Sarayönü’nün meydanlıktan çıkan içler acısı durumuna bakıldığında,
Restore edilecek diye başkalaştırılan Bandabuliya’ya bakıldığında,
Sarı taşları döküm döküm dökülen surlarına bakıldığında,
Geceleyin ıssız sokaklarına, kimsesiz hisarlarına,
O hisar altlarının perişan durumuna,
Sahipsiz Haydarpaşa Camisine,
Issızlığa teslim edilmiş Çocuk Bahçesine,
İki sokak arasına çekilen tel örgülere, varil barikatlara,
Köşesinden bucağından akan çevre kirliliğine,
Kimselerin açmadığı, çürümeye bırakılan, üzerine kilit vurulup terk edilen ahşap kapılarına bakıldığında,
Ne söylenebilir ki?
































