Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NE OLUYORUZ YAHU? NEDİR BU KIRIP DÖKMELER?

Aklıma her türlüsü gelebilirdi. Mesela lobiler, cepheleşmeler, karşılıklı ağız dalaşları gibi.. Olmaz mı? Mesela gün gelir Kemal Kılıçataroğlu seksen milyonluk Türkiye’yi tüm dünyada töhmet altında tutacak bir beyanatla der ki Erdoğan’lı iktidara “siz cari açıklarınızı uyuşturucu satarak kapattınız!” Haydaaa!

Seçim kampanyasında bile olunsa insanı beyninden vuran kurşun gibi bir laf! Türkiye’yi tüm uluslararası siyasi ekonomik kuruluşlarında ambargolara uğratacak kadar tehlikeli..

DERKEN Geçen gün KKTC-TC ilişkilerini “anavatan-yavruvatan” söyleminden kopartıp “iki hasım ülke” haline bile getirebilecek bir ikinci habere daha tosladığımda doğusu şok oldum.

“Serhat İncirli’den sonra Başaran düzgün de İstanbul hava alanından deport edildi!” Yani TC’ye önceden gerekli giriş iznini alamadığı için istenmeyen kişi muamelesi gördü bir süre hava alanında bekletildikten sonra gerisin geri Ercan’a gönderildi!

HENÜZ nedenini bilmiyorum.. Galiba Başaran Düzgün de bilmiyor. Aslında ben de bilmek istemiyorum! Sonuçta eğer Başaran bey KKTC de Türkiye aleyhine olumsuz konuşmalar yapmış, Havadis gazetesini bu yönde kullanmış, artı Türkiye’yi yada Erdoğan’ı hedef alan bir siyasi örgüt kurarak faaliyet göstermeye falan… Başlamışsa zaten benim o gazetede ne yerim olurdu ne de “köşem!” İlk resti ben çeker, anında “bay bay” der ayrılırdım…

FAKAT öyle bir şey yok.. Ha ne var? Başaran bey “canım kadar sevdiğim Türkiye” var” diyor.  Erdoğanlı AKP’ye ise sonuçta bir siyasi bir siyasi parti. Elbet eleştiriler olacak doğaldır. Kİ zaman zaman ben de Havadis gazetesinin bir köşe yazarı olarak özelikle sağlanamayan çözüm konusunda KKTC’nin sadece parasal yardımlarla asla istikrara ve sağlık afiyete ulaşamayacağını yazar, yüzümü Ankara’ya çevirerek “e yetti gayrı” diyerek feryat ederim… Etmeyelim mi?

Kİ KKTC de nüfusumuz kadarından fazlasıyla 1974’den sonra TC’den kaydırılmış bir nüfus vardır. KKTC’de ikamet etmekte 48 yıldır da yetişen çocuklarıyla artık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin seçme seçilme hakkındaki yurttaşlarıdırlar.. Madalyonu çeviriyorum:

***

NEDENLERİNİ DE BİLMİYORUZ! Ki ben bu yazımı yazarken kendimden şüphe ediyorum: “Yoksa diyorum koskoca Anavatan Türkiye’nin hükümetine serzenişte bulunurken ben de mi fişlendim! Bir gün TC’ye uğradığımda sınır dışı edilebilir miyim?

HA denecek ki “yok sen yurtseversin seni tanırız…”

PEKİ sınır dışı edilen yurttaşlarımız mı haindirler? Güney’deki Rum liderliği yada teşkilatları ile işbirliği yapıp TC’de ihtilal hazırlığı mı yapıyorlar? Kıbrıs’ı Rum-Yunan egemenliğine sokmak için mi faaliyet gösteriyorlar?

TABİ TC hava alanlarından gerisin geri gönderilen yurttaşlar da şaşkın? Nedenini bilmiyorlar ama her halde gazeteci olmaları hasebiyle TC’deki mevcut AK Parti iktidarını eleştirmiş olmalılar.. Eğer bir komünist rejimde yaşamıyorsak bu eleştirilerin tırnak kadar sorgusu suali dilmez yeter ki “şahıslar hedef alınarak yalan yanlış iftiralar atıla!”

ANCAK bunu da öğrenemedik, sebepleri bilmiyoruz ki en azından kendimize “ayar verirken” öz eleştirimizi yapabilelim.. Bu bir!

***

İKİNCİSİNE GELİNCE: “Uyarılma” denen bir uygulama vardır. Beğenilmeyen söylem ve eylemler tutun ki ülkemizdeki TC Büyükelçiliği tarafından Ankara’ya iletilir, gerekli diyaloglar başlatılır, karşılıklı anlayışlar içinde sorunlar çözülür!

OYSA yurttaş uçakla TC’deki hava alanına inmiş, “hayır sen ülkeye giremezsin” gibilerinden haysiyet kırıcı bir muameleyle karşılaşmış ve gerisin geri KKTC’ye postalanmış! Hani insan hakları! Hani artık tarihin sayfalarında yer almış “Anavatan-Yavru vatan” deyişine anlam katacak iyi ilişkiler davranışları?

***

DOĞRUSU Ankara’ya yönelik böyle bir serzenişte bulunurken hem üzülüyorum hem tedirgin oluyorum. Çünkü bizler daha yeni yeni konuşmaya başladığımız bebeklik yıllarımızda ilk telaffuz ettiğimiz kelimelerden biridir “anavatan Türkiye.” Bugün de varlığımızı sayesinde devam ettiriyoruz da “bunun diyeti kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz Ankara’daki gelip giden hükümetlere biat etmek mi olmalıdır? O zaman bağımsız ve egemen Kuzey Kıbrıs Türk Devletinin rüştünü kime ispat ettireceğiz?

Kİ OLAY tam da KKTC’nin Sayın Erdoğan’ın çabaları sonucunda TDT’ye gözlemci üye olarak alınmasının hemen ertesinde cereyan etti! Türk Devletleri Federasyonu şimdi sorsun mu? “Hani KKTC bağımsız, TC’den ayrı bir devletti” mi desin?

KISACA bu kez olmadı! Darılmak, serzenişte bulunmak hatta gücenmek başkadır… Cezalandırmak dışlamak başkadır!

TABİ bu da geçer. Geçer ama deler de geçer!.. Başaran Düzgün beye geçmiş olsun diyorum.. Pazartesi buluşuruz..