Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ne kazandık ne kaybettik?

Konuşmak için fırsatımız olmadıydı. Fakat rahmetli Denktaş’ın kafasının bir yerinde “sabitleştiğini” sandığım düşüncesi, “KKTC ile TC’nin (anlamıyla) entegrasyonuydu..”Hatta entegrasyondan da öte siyasi yakınlaşm!

Bunu zaman zaman söylemlerinin sohbetlerinin arasına “anavatan-yavruvatan” olarak sıkıştırır tek ve büyük güvencimizin Türkiye olduğunu vurgulardı.

Benim bilmediğim TC-KKTC entegrasyonunun bir referanduma kadar gidip gidemeyeceğiydi. “Halkların kendi kaderlerini tayinleri hakkında” Kıbrıs Türk toplumunun Türkiye’ye şu veya bu modelle bağlanacağı bir karar için referandum gerçekleşebilir miydi?

Siyasi yönden örneğin “Türkiye ile bir federasyonda” buluşulabilinir miydi?

OYSA tüm bu düşünceler hem 1974 Barış Harekâtının lafzına aykırıydı (çünkü diyordum dünyada ilk kez Türkiye dışında bir Türk devleti oluştu.) Hem de Barış Harekâtının meşruiyetini çakan “Kıbrıs Cumhuriyeti” ve “ittifak anlaşmaları” çerçevesindeki “garanti hakkına” ters düşerdi!

BU nedenle 1963’de yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti kadavrasından kurtulup yeni bir çözüm sistemi yaratmak hiç mümkün olmadı!

Ancak her hal’u kârda elimizde BM’ler tarafından da tescil edilmiş “halkların kendi kaderlerini tayin hakkında” (self determinasyon) hakkımız vardı ve bu hak çerçevesinde “katılımla-ayrılmayı” kullanabileceğimiz siyasi irade sahibiydik..

İŞTE biz bu siyasi iradeyi yıkıldığı için kadavrası kalmış Kıbrıs Cumhuriyeti için kullandık.

Yani Rum halkı ile bir federasyonla “birleşik Kıbrıs”ı oluşturmayı yeğledik!..

Bildiğim kadarıyla Rahmetlik Denktaş “federal sisteme” hiç sıcak bakmadı.

KKTC’nin güvenliği de söz konusu olduğunda politikasını güvenilecek tek gücün Türkiye olduğu gerçeğine oturttu..

BUGÜNE bakarsak: Yıllar yılıdır ne Türkiye ile olabildik ne Türkiyesiz!

O zaman kendimize ciddi ciddi sormalıyız: Bu ikircikli politika ile ne kazandık ne kaybettik?

 

 

DEVLET BABANIN ELİ SORUNLARA DEĞEMİYOR!

Havadis gazetesinin “Yorum” köşesinde (araştırmacı) gazeteci refikim Cenk Diler’in sütununda dantela gibi işlediği “konularına” bayılıyorum.

Sonuncusu kupürünü kesip not defterimin arasına koyduğum “Unutmadık Hatırlattık!” “Hükümet Programından her gün 11 Vaat!” başlıklı gerçekten hatırlatıp değerlendiği yazısıydı.

Diyordu ki yazının girişinde, “bugün yayınladığımız vaatlerle 4’lü koalisyon hükümetinin toplam vaat sayısı 154’e ulaştı!”

YAZININ devamında ise “içlerinde yapılan biri var mı diye soruyorum. Gözümden kaçmadı ise henüz gerçekleştirilen vaat yok! Var diyorsanız hangisinin olduğunu mutlaka öğrenmek istiyorum” diyordu.

DİLER arkadaşımız usanmamış tüm Bakanlıkların “vaatlerini” bircik bircik yazmış!

Ve doğrusu artık ben de çok merak ediyorum. Var mı gerçekleştirilen bir vaat! (Serdar Denktaş’ın maaşları ödeyeceğiz deyip vallahi her ay tıkır tıkır ödemesine, tarım kesimine bazı teşvik destek paralarının verilmesine kadar. Ötesi nanay!)

BU hükümet de kendini (belki bilmeden istemeden) “popülizmden kurtaramadı!” Belki “hükümette” tasavvur ettikleriyle beklediklerini bulamadılar, belki döviz vurgunu gibi büyük bir sorunun altında kaldılar. Belki yıllar itibarıyla kemikleşmiş sorunları aşmak o kadar kolay olmayacağından icraatlar yönünden gecikiyorlar..

ANCAK hangi vaatlerinin açılımını yapmak için harekete geçseler toplumsal direnişle karşılaştıkları da bir gerçek!

Mesela Seçimler öncesinde Kudret Özersay’ın sözüydü: “Yolsuzlukların üzerine gidilecek nereden buldun” diye sorulacaktı. Çaluda ile başlayıp biten Meclis kararı ötesinde neredeyse klonu kapandı!

Çeler o kadar hızlı başladıydı ki göreve artık korkmaya başladıktı. Allah saklasın bir gün bir inşaatın damından düşmesin diye!

Oysa şu anda memleket sadece kaçak işçilerle kaynamıyor, işçi hakları ve parasal yönden istismarları yerlerde sürünüyor, bildiğim için yazıyorum! Öte yandan “imar planları” bile devreye giremiyor, göreceksiniz İçişleri Bakanının Mağusa İskele imar planları da tornistan edecek, üzerleri kapatılarak unutturulmaya yatırılacak.

Sonra ne olacak? Vaat edilenlerin yerine getirilememesinden dolayı boşa geçen zamanlar!..”

…ŞİMDİLERDE ise yeni olmamasına karşın “yeniymiş” gibi lanse edilen bir sorunla daha sarmalandık. Dün Havadis gazetesinin manşetinde salındıydı. “Projeler yarım kaldı” diye!

Belediyelerin döviz vurgunundan dolayı artan maliyetler nedeniyle müteahhitlerin işlerini yarım bırakıp kaçmaları üzerine, projeleri yarım kaldı..

Mağusa’dan biliyoruz! Bazı yollar bitirilemediğinden “eskilerini” bile arar olduk!

KISACA bu memlekette “işler yürümüyor!” Alınan kararlar takip edilemiyor! Denetim mekanizması çalıştırılmadığı için pek çok yasa uygulama safhasında fayda yerine zarar veriyor! Yani KKTC’de sorunların üzerine “devlet babanın eli bir türlü değemiyor!”

Mevcut dörtlü koalisyondan çok şeyler beklemiştik. Şimdilik hevesimiz kursağımızda kaldı ama!

 

KISACA TAKILDIĞIM: (KAZIK MEKANİZMASI!)

Bu memlekette yediğimiz kazıklar ekvatörü döner gelir yine bizi bulur!

Nitekim dövizde, petrolde hatırı sayılır düşüşler yaşanmasına karşın başta gıda maddeleri olmak üzere “süt ve mamulleriyle” ötesi emtiada madeni “beşlik” bile yerinden oynamıyor! Ha zaman zaman devlet akaryakıt fiyatlarını ayarlıyor o kadar!

Ve tam bu aşamada Derviş Kemal Deniz (sakın ha fiyatlarla oynamayın dercesine) demez mi? “Türkiye’nin Kasım sonu ve Aralık başında yapacağı dış ödemelerinedeniyle döviz yine tırmanışa geçecek!” (aman dikkat!..)

Yani ne? Sakın ha dövize kanıp fiyatları indirmeyin “kaybedersiniz” uyarısı! Yani kazık yemeye devam!