Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NE KADAR ÖZGÜR “SANAT?”    

KÖŞEMDEN:

Galiba 1966’nın başlarıydı. Bir yandan 1963 Kanlı Noel’inde başlayan Rum saldırılarını savmaya çalışıyor bir yandan da sıkışıp kaldığımız Mağusa hisarları içinde hayatlarımızı yeniden düzene sokmak için çabalıyorduk.

Mağusa surlar içinde toplanmış Ahali, dönbaba olmuş sıkıntı ve yokluktan neredeyse patlayıp çatlayacak duruma gelmişti. Erkeklerin tek işi  “mevzilerde nöbete gidip gelmekten öte değildi.. Biz de Haberler Merkezini, Cambulat Radyosunu kurmuşuz uğraşıyoruz işte..

DERKEN “hadi dedik bir tiyatro sahneleyelim en azından halkın seyirlik eğlencesi olur.”           Fakat  seçe  Cevat Fehmi Başkut’un yeni yazdığı bizim de nasılsa ele geçirdiğimiz “Buzlar çözülmeden” piyesini seçmez miyiz?                                       Hani bir deli tımarhaneden kaçar, Kış kıyamette  Anadolu’nun bir kasabasına varır ve der ki “ben yeni kaymakamınızım!” Sonra makama kurulur ki tüm bürokratik engelleri yıkarak, “ilga ettim” diyerek köhnemiş kanunları kaldırarak…          Fakat kasabayı da huzurun ve sükûnun beldesi yapar, kasabalı  memnun mu memnun!

(Sonra filmi de çekildiydi ilkinde Fikret Hakan oynuyordu Deli Kaymakamı.. Diğerinde galiba Kemal Sunal’dı..)

KISACA çalışmalara başladık..                            Başladık ama baktık Mağusa’daki Sancaktarımız (rahmetlik Turgut Sökmen) hık demiş Kaymakamın burnundan düşmüş!                                            Bürokrasiye aldırmayan,  kanunları da nizamları da kendi koyan, “olacak” dedi mi olan, “olmayacak” dedi mi olmayan bir otoriter asker..

     Biz arkadaşlar oturduk olayı bir daha tartıştık vardığımız sonuç şu oldu:                                   “Vallahi bu Sancaktar bu tiyatroyu seyreder, bu piyesi inadına sahnelediğimiz kararına varır, anında polisi çağırır hepimizi Namık Kemal Meydanında kırbaçlattırır!..”                                                     Yani “yönetim anlayışları” bakımından ha “Deli kaymakam ha bizim Sancaktar.!” Ne var ki hiç de şikâyetçi değiliz..

Fakat   piyesi sahnelersek biliyoruz ki Sancaktar’ı eleştiriyor yada karikatürize ediyormuşuz  gibilerinden bir imaj yaratacağız! Bu da  her şeyden önce bize yakışmaz çünkü Adamın tabiatı bu! Ama adam dediğimiz dürüst, namuslu sapına kadar adam… Ve vazgeçtik “Buzlar Çözülmeden” piyesini sahnelemekten..

     GELELİM son günlerin “Yangın Yerinde Kabare” oyununun iptaline.

Eseri bilmiyorum. Fakat Yaşar Ersoy’un siyasi mentalitesini, KKTC yönetimi ve Yöneticilerine yönelik eleştirisel görüşlerini,  sanata tiyatroya olan aşkını  biliyorum..                                                Kıbrıs sorununa bakışı değerlendirmeleri kendini bağlar.                                                                                    Fakat o “kişisel görüşler” sahnede halkın temaşasına  beğeni ve değerlendirmelerine sunuldu muydu “özgür sanatın” hem rengi hem havası değişir!

Kısaca belki haftalarca sürecek bir tiyatro oyununda eğer siz her akşam “KKTC yönetim ve yöneticilerine” yönelik ayni eleştirileri  tekrar tekrar tekrarlarsanız…

Haysiyet kırıcı olmaz mı? Ha denecek ki “haysiyet mi kaldı?”

İşte esas sorun budur! İnsanlar birbirlerine hakaret ederek birbirlerini eleştirirlerse buna “anarşi” denir..

Kaldı ki bu ülkede beğenilmeyen düzenlerden dolayı her yıl bir erken seçim yapılır seçmen güle oynaya bir iktidarı götürür bir iktidarı getirir buna da demokrasi denir..                                             Sanata sevgi saygıya evet.. Fakat haysiyet kırıcı anarşiye hayır… Herkes sanıldığı kadar özgür değildir. Olsaydı memleket “deli kaymakamdan” geçilmezdi!