Referanduma nasıl bir çözümün taşınacağı henüz belli değilken, kelli felli politikacılarımızla gazetecilerimizin adına “işgüzarlık” bile denemeyecek tutumlarda halkı “evet” demek için motive etmeye çalışmaları akla sadece şu düşünceyi çakıyor: “Ne pahasına olursa olsun çözümü sağlamak için “evet” denmesi gerekir!”
Annan planı müzakere edilirken benzer propagandalar “özel propagandistler” tarafından da yapıldıydı! Türk halkına “evet” dedirtmek için para vaadinde de bulunulduydu, para da dağıtıldıydı, beyinler de yıkandıydı! Kampanya, “çözüm olursa AB’li olacağımızın” dolayısıyle refah ve huzura kavuşurken çocuklarımızın geleceklerini kurtaracağımızın üzerine oturtulduydu. Adadan ayrılması öngörülen TC kökenliler de her dört kişilik aileye 10 bin euro verileceği vaadini başlarına talih kuşu konması değerlendirmesinde “evete evet” diye pekiştirmişlerdi! Ama Güzelyurt giderken, Lefkoşa Mağusa ana yolunun Güney’inde kalan ve sulu ziraat yapılan sayıları 60’ı aşan köylerimiz de Rum’a devrediliyordu… Yani bir yandan yüzde 28’lere kadar küçülüyor, öte yandan Kuzey’deki devlet oluş nedenimizi kaybediyorduk.
HANGİ ÇÖZÜM MODELİ? Henüz Türk halkına hangi çözüm modeli elbisesini giydirecekleri bilinmiyor! Kuzey’de hangi yörelerin iade edileceği de bilinmiyor! Yeniden göç edecek nüfusun rehabilitesi de bilinmiyor! 1.cil hak sahibi Rum’a Kuzey’deki mülkü için ödenecek tazminatın kim ve kimler tarafından nasıl verileceği de bilinmiyor! Yeterli malı olmayan Türk kullanıcının alternatif konut sahibi olabilmesinin çözümü nasıl olacak o da bilinmiyor!
BUNA KARŞIN. Umacı korkusu salarak “Referandumda evet deyin yoksa başınıza gökten taş yağacak” diyorlar! Oysa diyar diyar gezip propaganda yapanlar, gazete köşelerinde “sakın hayır demeyin felâket olur” diye yazanlar, Türk halkının self determinasyon hakkına ipotek koyuyorlar! Ve doğrusu halkın siyasi iradesini hiçe sayıyor, kalk arap otur arap esamesine düşürüyorlar!
VE ŞU ÇAPRAZ OYLAMA: Her halde Birleştirilmiş Kıbrıs’ın en “birleştirilmiş” tarafı olacak! Üstelik “Kıbrıslılığı” da çaka çaka! Nitekim demezler mi “Türk yoktur, Kıbrıslı Türk vardır!” Ne biçim bir mantıksa! Ve işte bu mantıkla henüz Cumhurbaşkanının dönüşümlü olup olmayacağı bile bilinmez, olmazsa ne olacağı da bilinmezken… Tutun ki her beş yılda bir seçilecek Rum veya Türk Cumhurbaşkanına tüm “Kıbrıslılar” oy verecekler. Böylece “Türk düşmanı bir Rum aday ile Rum düşmanı bir aday asla seçilemezken, Kıbrıslılık bir kez daha galip gelecek!
YANİ: Zaten kendi seçimlerimizden başımız karnımız ağrıyordu şimdi yanına bir de Rum aday seçimini koydular ki bundan sonra mesela “Hrisostomos, Anastasiadis, Omiru ve diğer Rum adaylar gibilerini de oylamak zorunda kalacağız! Tabi onlar da bizimkileri!
Örneğin bugün çözüm olsa al sana Kıbrıs Cumhurbaşkanı seçimi! Diyecek ki bizim solcular “sakın ona oy vermeyin Sağcıdır, vallahi bizi toz eder! Ve diyecek ki “sağda oynayanlar “sakın şu adaya oy vermeyin Solcudur vallahi ne bize ne Rum’a yar olur mahfoluruz!”
YANİ: Gördünüz mü sigortası hassas güvenli mi güvenli nasıl bir çözüm planı düşünülüyor! İki halk sürekli birbirini denetleyecek ki “birbirlerine kazık atmasınlar!” Sanki bizimkiler bize yetmemiş gibi!
Kısaca: Ortada fol yok yumurta yok ama Çözüm için nasıl olursa olsun daha şimdiden avansı ile birlikte “evet” var!
**********
ÜNEL SAMİ AŞMAN: (GENÇ YAŞTA KAYBETTİĞİMİZ BİR ARKADAŞIMIZDI.)
Birbirini kovalarken ölüm haberleri “fakat daha çok gençti, ölecek insan değildi, nasıl oldu, vah vah…” Dediğimiz o “meşum günlerin” birinde, Mağusa’nın köklü ailelerinden olan Ünel Aşman’ı da kaybettiydik.
İnce uzun, konuşurken her zaman söyleyeceği bir “yeni olayı” ile “bir önemli fikri” olan, zeki ve bilgi yüklü bir arkadaştı.. Eski Elektrik Dairesi müdürlerindendi. Çalışmak zorunda olduğu kendi meslek ortamının düzensizliğinden başlar, devletin üst kademelerine kadar uzanan düzensizlikleri bir ayak üstüne anlatır, yığınla örneklemelerini yaparken “Amerika görmüşlüğünün” tecrübe ve görgüsünü konuştururdu…
Bir devrelerde yöneticisi olduğum okulun velilerindendi. Çocuğunu paydosta araması gerekirken sırf benimle sohbet etmek için bir saat erken gelirdi. Ve evet o bir saatin içinde Kuzey’in de fıcırığını çıkarırdık, dünyanın da!
Müthiş bir “problem şuuru” vardı. Sorunları çok iyi analiz ederdi. Zekiydi dedik ya. Nitekim Namık Kemal Lisesinin birinci sınıfında Amerikan Fild Service (AFS) kazanmıştı. (AFS lise birinci sınıf öğrencilerine burs verirdi.) Namık Kemal’den tek kazanan da Ünel olmuş Amerika’daki bir Spor akademisine gitmişti. İyi sporcuydu. Mesela Amerika’daki okulunda yüzmede birincilikleri vardı.
Fakat ben Ünel’in olaylara yaklaşımını severdim. Her zaman tam “isabet” derdim. Yazık ama bu tip insanlarımız hep aramızdalar ve sandığımızdan çok daha fazlalar ama “politikacı” olmadıkları için itilip kakılıp dışlanmaktadırlar! Ünel gibi insanlarımızdan, devletin yücelmesi için posalarını çıkartana kadar yararlanılması gerekirken, onların farkına bile varılamıyor, hatta dışlanıyorlar!..
Onu “köşemde” anmak konusunda gecikmiş de olsam, Ünel Aşman’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabırlar dilerim…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























